Fileleftheros Gazetesinin Ana HaberiEmeklilik Reformu: Tartışmalar Yedi Başlıkta YoğunlaşıyorÇalışma Bakanlığı'nın emeklilik reformuna ilişkin önerilerini açıklamasının ardından sendikalar, işveren örgütleri ve emekliler arasında çok sayıda soru ve endişe gündeme geldi. Hükümet, reformun yasalaşması halinde ilk maaş artışlarının önümüzdeki yılın Şubat ayında hissedilmesini hedefliyor.Yetkililere göre emekli maaşlarındaki artış, kişinin Sosyal Sigortalar Fonu'na yaptığı katkılar, katkı süresi ve ödeme düzenine göre değişecek. Bu nedenle herkes için geçerli ortak bir artış hesabı yapmak mümkün görünmüyor.Sosyal taraflarla yürütülen istişarelerde ise yedi temel başlık öne çıkıyor:Yatırım Politikası: Sosyal Sigortalar Fonu'ndaki fazlaların devlete düşük faizle borç verilmesi uygulamasının sona erdirilmesi ve fonların yeni bir yönetim yapısıyla değerlendirilmesi planlanıyor. Ama sendikalar ve işveren örgütleri bu konuda daha fazla açıklama talep ediyor.Reformun Finansmanı: İşveren örgütleri, emekli maaşlarındaki artışların ve yeni sosyal hakların nasıl finanse edileceği konusunda yeterli bilgi verilmediğini savunuyor.Yüzde 12 Kesinti: 63 yaşında emeklilikte uygulanan yüzde 12'lik kesintinin, yalnızca temel emekli maaşı için yüzde 7,5'a düşürülmesi öneriliyor. Sendikalar bunun yeterli olmadığını belirtirken, kesintinin tamamen kaldırılmasının fonun sürdürülebilirliğini tehlikeye atabileceği değerlendirmesi yapıldı.Düşük Gelirli Emekliler: Düşük maaş alan emeklilere yönelik destekler ve olası artışlar, 28 Ağustos'ta yapılacak görüşmelerde netleştirilecek.Maaş Artışları: Açıklanan artışların beş yıllık bir döneme yayılması öngörülüyor. Sendikalar ise uygulama takviminin yeniden değerlendirilmesini istiyor.Özel Emeklilik Hakları: Dul aylıkları ve malullük aylıklarıyla ilgili bazı düzenlemelerin sosyal adalet açısından eksik kaldığı görüşü dile getiriliyor.İhtiyat Sandıkları: Hükümet, emeklilik sisteminin ikinci ayağını oluşturan İhtiyat Sandıkları konusunda çalışmaları ayrı bir süreçte sürdürmeyi planlıyor. Sosyal taraflar ise reformun bütünlüklü şekilde ele alınmasını talep ediyor.Öte yandan Kıbrıs Mali Konseyi Başkanı Andreas Haralambus, reformun genel olarak doğru yönde atılmış bir adım olduğunu ancak maliyet, finansman ve Sosyal Sigortalar Fonu'nun uzun vadeli sürdürülebilirliği konusunda daha ayrıntılı değerlendirmelere ihtiyaç bulunduğunu söyledi. Haralambus, ikinci emeklilik ayağının güçlendirilmesinin ve fon rezervlerinin profesyonel şekilde yönetilmesinin önemine de dikkat çekti.*Haravgi Gazetesinin Ana Haberiİhtiyaçlar Bugün Çözüm Bekliyor!Beş yıla yayılan artışlar, emeklilerin bugün karşı karşıya olduğu yakıcı sorunlara çözüm sunmuyorHükümetin emeklilik reformu kapsamında önerdiği maaş artışlarının beş yıllık bir döneme yayılacak olması, hükümetin kendi yarattığı beklentileri boşa çıkarırken, düşük emekli maaşları sorununa da acil ve etkili bir çözüm getirmiyor.63 yaşında emekli olanlara uygulanan yüzde 12'lik kesintiye ilişkin düzenleme de yetersiz bulunuyor. Çünkü önerilen değişiklik yalnızca emekli maaşının temel bölümünü kapsıyor ve sorunu bütünlüklü şekilde çözmüyor.Öte yandan, 2018 öncesinde eşlerini kaybeden erkek dulların maruz kaldığı haksızlığın giderilmesine yönelik herhangi bir düzenleme de öngörülmüyor. Söz konusu kişiler dul aylığından hâlâ yararlanamıyor.Bir sonraki toplantıda hükümetin düşük gelirli emeklilere yönelik destek planına ilişkin sunacağı öneriler de büyük önem taşıyor. Bu önerilerin, yoksulluğun gerçek sınırlarını dikkate alması gerektiği vurgulanıyor.Emeklilik reformunun ikinci ayağını oluşturan ve İhtiyat Sandıklarını ilgilendiren düzenlemeler ise çözüm bekleyen bir diğer önemli başlık olarak gündemdeki yerini koruyor.*Alithia Gazetesinin Ana HaberiEmeklilik Sisteminde Yamalı ÇözümHükümet reformun yalnızca bir boyutunu ortaya koyduHükümetin açıkladığı emeklilik reformunun yalnızca bir bölümünü kapsadığı değerlendirilirken, sendikalar ve işveren örgütleri önerideki eksiklikler ve açıkta kalan noktalar nedeniyle ayrıntılı açıklama talep ediyor.SEK ve PEO, reform önerisinde zayıf noktalar, sorunlu düzenlemeler ve boşluklar tespit ettiklerini belirterek, Çalışma Bakanlığı'na yöneltecekleri sorular için açıklık istiyor.İşveren örgütleri de özellikle maaş ve sosyal hak artışlarının beş yıllık süreçte yaratacağı maliyetin nasıl karşılanacağı konusunda yanıt bekliyor.63 yaşında emeklilikte uygulanan yüzde 12'lik kesintiye ilişkin önerilen düzenleme ise eksik ve yetersiz olarak değerlendiriliyor. Öte yandan, emeklilik reformunun önemli başlıklarından biri olan İhtiyat Sandıkları konusunda herhangi bir düzenleme yapılmamış olması da eleştiri konusu olmaya devam ediyor.*Politis Gazetesinin Ana HaberiEmeklilik Reformu İkna tmediUzmanlar ve sosyal taraflar, hükümetin önerisindeki eksikliklere ve zayıf noktalara dikkat çekiyorHükümetin emeklilik reformuna ilişkin önerisi, ekonomistleri ve sosyal tarafları ikna etmedi. Reform paketinde olumlu unsurlar bulunduğu genel olarak kabul edilse de, öneriye ilişkin çok sayıda olumsuz değerlendirme, soru işareti ve endişe dile getiriliyor.Değerlendirmelere göre, İhtiyat Sandıkları güçlendirilmeden emeklilik reformu eksik olmaya devam edecek. Aynı zamanda maaş artışlarının nasıl finanse edileceği ve bunun kamu maliyesine yaratacağı yük konusunda ciddi soru işaretleri bulunuyor.Erken emeklilikte uygulanan aktüeryal kesintiye ilişkin düzenleme de eleştiriliyor. Sendikalar, önerinin çalışanlara anlamlı bir rahatlama sağlamadığını savunurken, ekonomistler ise bunun fiilen emeklilik yaşının düşürülmesine yol açacağı görüşünü dile getiriyor.*Filelefteros’tan HaberlerMüzakereciler Görüşmesinden Yeni Sonuç ÇıkmadıMenelau ile Dana Bir Araya GeldiDikkatler 26 Ağustos'ta yapılacak Nikos Hristodulidis ile Kıbrıs Türk toplumu lideri Tufan Erhürman görüşmesine çevrilirken, gazete Erhürman'ın sorumluluğu karşı tarafa yüklemeye yönelik bir tutum sergilediğini öne sürüyor.*Lefkoşa'nın Diplomatik Girişimleri Sonuç Verdi mi?Sırbistan merkezli EXIT organizasyonu, Girne'de etkinlik düzenleme planından vazgeçtiğini açıkladı. Konu, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Sırbistan dışişleri bakanları düzeyinde de ele alınmıştı.*Bankalara Uluslararası Kuruluşlardan GüvenoyuUluslararası değerlendirme kuruluşları, Kıbrıs ve Yunanistan'da açıklanan banka bilançolarına olumlu yaklaşıyor. İlk altı aylık sonuçların beklentilerden daha iyi geldiği, yılın ikinci yarısında da yüksek kârlılığın sürmesinin beklendiği belirtildi*İtirazlar Kamu Projelerini Geciktiriyorİhale İnceleme Kurumu'na yapılan itirazların yalnızca yüzde 34,2'si sonuç alırken, inceleme süreci ortalama 5,3 aya kadar uzayabiliyor. Bu durum milyonlarca euroluk kamu projelerinde gecikmelere yol açıyor.*Tarladaki Uyuşturucuyu Kaldırmaya Gitti, Narkotikle KarşılaştıBir zanlının, tarladaki uyuşturucuyu ortadan kaldırması için bir işbirlikçisini bölgede Narkotik Şube ekiplerinin bulunduğunu bilmeden yönlendirdiği, belirtildi. Uyuşturucu ağıyla bağlantılı üç kişi tutuklandı.*Batı Nil Virüsünde İlk VakaKıbrıs'ta 2026 yılının ilk Batı Nil virüsü vakası tespit edildi. Yetmiş yaşındaki bir erkek hastanın Lefkoşa Devlet Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi'nde tedavi gördüğü ve durumunun ağır olduğu bildirildi.*Haravgi'den Haberler26 Ağustos Öncesinde Müzakerecilerin TemaslarıYeni bir gelişme yok, geçiş noktaları konusunda ilerleme sağlanmadı.Kıbrıslı Rum müzakereci Menelos Menelau ile Kıbrıs Türk toplumu liderinin temsilcisi Mehmet Dana, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin son ziyareti sonrasında gündeme gelen tüm konuları ele almak üzere iki saat süren kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşme, 26 Ağustos'ta liderler arasında yapılacak buluşmanın hazırlığı niteliği taşıdı.Kıbrıs Haber Ajansı'nın aktardığı bilgilere göre görüşme olumlu bir ortamda geçti ve tüm başlıklar gözden geçirildi. Ancak mevcut tabloyu değiştirecek yeni bir gelişme ortaya çıkmadı; geçiş noktaları konusunda da herhangi bir ilerleme kaydedilmedi.*Batı Nil Virüsünü Taşıyan Sivrisinek Kıbrıs'ta Yerleşik Hale GeldKıbrıs'ta 2026 yılının ilk Batı Nil virüsü vakası doğrulandı. Yetmiş yaşındaki erkek hasta ağır durumda Lefkoşa Devlet Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi'nde tedavi görüyor.*Buzlukta Esrar, Yatakta Kokain19 Ağustos'ta ortaya çıkarılan iki ayrı uyuşturucu vakasından birinde polisle yaşanan arbede sonucu bir polis memuru yaralandı.*Alithia'dan Haberler"Köle Pazarı" Şikayetleri 2025'ten Beri GündemdeÜçüncü ülkelerden gelen çalışanların özel bürolar aracılığıyla kiralanmasına ilişkin uygulamalar tartışma yaratıyorSEK ve PEO yetkilileri, iş sözleşmeleri ile çalışma kurallarının ihlal edildiğine ilişkin herhangi bir şikayet bulunmadığını veya konudan haberdar olmadıklarını söyleyen kurumların açıklamalarını yalanladı. Sendika temsilcileri, söz konusu uygulamalara ilişkin şikâyetlerin 2025 yılından bu yana gündemde olduğunu belirtiyor.*Geçiş Noktaları Yine Gündem Dışında KaldıKıbrıs sorunuyla ilgili müzakerecilerin görüşmesi iki saati aşkın sürdü. Görüşmede, Erhürman'ın haftalık toplantı uygulamasının hayata geçirilmediğine ilişkin eleştirileri ile Kıbrıs Rum tarafının haftada iki kez görüşme yapılması önerisi ele alındı. Ancak yeni geçiş noktaları konusu bir kez daha gündeme gelmedi.*Politis'ten HaberlerMilletvekillerine 685 Euro Yol Ödeneği… İstisnasız Her Ay Milletvekillerine maaşlarının yanı sıra ödenen ve emeklilik hesabına da dâhil edilen çeşitli ödeneklerle ilgili eleştiriler sürüyor. Bunlar arasında yıllık 8 bin 201 euro, aylık ise 685 euro tutarındaki yol ödeneği de bulunuyor. Ödenek, milletvekilinin nerede ikamet ettiğine bakılmaksızın aynı miktarda ödeniyor.*Devamsız Öğrenciler İçin Polise Bildirim ZorunluluğuYeni bir genelgeye göre, ilkokul öğrencisinin okula gelmemesi durumunda saat 08.45'e kadar veli veya vasisiyle iletişim kurulamaması halinde okul yönetimi polise bilgi vermekle yükümlü olacak. Ayrıca öğrencilerin okuldaki varlığı her teneffüsün ardından da kontrol edilecek.*Politis'in GörüşüDoğa Faturayı GönderiyorKıbrıs'ta doğanın korunması konusu çoğu zaman yalnızca çevre meselesi olarak ele alınıyor. Ormanların, kıyıların veya bazı nadir türlerin korunmasıyla sınırlı bir tartışma yürütülüyor. Oysa gerçek çok daha sert. Doğanın tahrip edilmesi yalnızca çevreye değil, ekonomiye de zarar veriyor.Bugün üzerinde durulması gereken en önemli veri belki de en basit olanı. Kıbrıs'ın biyolojik çeşitliliğin ve ekosistemlerin korunması için yılda yaklaşık 149 milyon euro yatırım yapması gerekiyor. Buna karşılık yapılan harcama sadece 54 milyon euro düzeyinde kalıyor. Aradaki yıllık 96 milyon euroluk açık, yalnızca çevresel bir eksiklik değil, geleceğe bırakılan ekonomik bir borç anlamına geliyor.Üstelik bu tablo, ekonomisi doğaya Avrupa ortalamasından daha bağımlı olan bir ülkede ortaya çıkıyor. Avrupa Komisyonu verilerine göre Kıbrıs'ta yaratılan katma değerin yarısı doğanın sunduğu hizmetlere dayanıyor. Tarım, balıkçılık, inşaat, su temini ve ulaştırma gibi sektörlerde bu bağımlılık daha da belirgin hale geliyor.Bunun anlamı açık: Doğayı korumak çevre politikası değil, aynı zamanda üretim kapasitesine yapılan bir yatırımdır.Kıbrıs'ın yapılan uyarıları görmezden gelme lüksü de yok. İklim değişikliği, kuraklık, yangınlar, toprakların bozulması ve kıyılara yönelik baskı, ekonomik maliyetini şimdiden hissettiriyor. Ekosistemlerin korunması ve yeniden güçlendirilmesi konusunda atılacak her gecikmiş adım, yarının faturasını daha da büyütüyor.Bu nedenle önümüzdeki tercih, kalkınma ile doğanın korunması arasında bir seçim yapmak değildir. Asıl mesele, doğal sermaye olmadan sürdürülebilir kalkınmanın mümkün olmadığını kavramaktır.Kıbrıs'ın Eylül ayına kadar Avrupa Komisyonu'na sunması gereken Ulusal Restorasyon Planı bu anlayışı değiştirmek için önemli bir fırsat olabilir. Ancak bu plan, Brüksel'e sunulacak hedefler ve takvimlerden oluşan sıradan bir uyum belgesine dönüşmemeli.Ortaya konması gereken şey; öncelikleri net belirlenmiş, kaynakları güvence altına alınmış, sonuçları ölçülebilen ve hesap verebilir bir ekonomik plan olmalıdır.Çünkü söz konusu 96 milyon euro yalnızca doğayı korumanın maliyeti değildir. Asıl mesele, doğayı zamanında korumamanın bedelidir. Ve günün sonunda o faturayı ekonomimiz ödeyecek, yani hepimiz ödeyeceğiz.*MAKALEKıbrıs Cumhuriyeti Vatandaşlarını Kendi Eliyle Taşınmaz Mal Komisyonu’na mı İtiyor? İşgal Altındaki Bölgelerdeki Taşınmazların Sahipleri Daha Ne Kadar Beklemeli?Mihalis HacistilyanuKıbrıs Cumhuriyeti, işgal altındaki bölgelerde taşınmazı bulunan kişilere, siyasi, hukuki ve ulusal nedenlerle mallarını Taşınmaz Mal Komisyonu üzerinden satmamaları çağrısı yapıyor. Ancak aynı devlet, bu kişilerin 52 yıldır kullanımından mahrum kaldıkları mülkleri için herhangi bir ekonomik karşılık da sunmuyor.Türk işgalinin ve devam eden fiili bölünmüşlüğün üzerinden 52 yıl geçmiş olmasına rağmen, adanın kuzeyindeki Rum mallarının kullanım kaybı hâlâ nesilden nesile devredilen açık bir yara olmaya devam ediyor.Binlerce taşınmaz sahibi yarım yüzyılı aşkın süredir mülklerini kullanamıyor, değerlendiremiyor ve ekonomik gelir elde edemiyor. Üstelik bu yalnızca bir neslin yaşadığı bir ekonomik kayıp değil. Bedeli çocuklara ve torunlara aktarılıyor. Birçok kişi için mesele artık yalnızca Kıbrıs sorununun mülkiyet boyutuyla ilgili siyasi bir başlık değil, günlük yaşamın doğrudan bir parçası.Yüz binlerce, hatta milyonlarca euro değerinde bir taşınmaza sahip olup, aynı zamanda özgür bölgelerde geçimini bir maaşla sağlamaya çalışmak... Çocuklarını okutmak isteyip masrafları karşılayamamak... Hayat pahalılığı ve artan yaşam maliyeti karşısında temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmak...Böyle bir durumda, 52 yıl bekledikten sonra Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvurmak zorunda kalan bir göçmeni kim suçlayabilir?Komisyona başvuranlar, mülklerinin gerçek değeri üzerinden tazminat almayacaklarını baştan biliyor. Ancak ekonomik baskı dayanılmaz hâle geldiğinde ve taşınmazlarını değerlendirme ihtimali görünmediğinde, siyasi ve hukuki kaygıların yerini ekonomik gerçekler alıyor. Sonuçta bazı mülk sahipleri, taşınmazlarını değerinin çok altında fiyatlarla satmayı tercih ediyor.Böylece onlarca yıl boyunca dönüş ve hakların iadesi umudunun simgesi olan taşınmazlar, şahsi ekonomik çıkış yoluna dönüşüyor. Hatta acil ekonomik sıkıntı yaşamayan bazı mülk sahipleri bile, taşınmazlarının fiilen çoktan kaybedildiği düşüncesiyle satış yolunu seçiyor.Daha Ne Kadar Bekleyecekler?Yıllardır verilen yanıt aynı:"Kıbrıs sorunu çözüldüğünde mülkiyet meselesi de kapsamlı biçimde çözülecek."Bir dönem bu beklentinin siyasi bir temeli vardı. Çünkü çözümün ulaşılabilir olduğu düşünülüyordu.Ancak 52 yıl sonra, sürekli geleceğe ertelenen bir çözümü gerekçe göstermek, bugün yaşayan ve özellikle ciddi ekonomik sorunlarla mücadele eden insanlara verilmiş yeterli bir cevap olarak görülemez.Tam da burada şu soru ortaya çıkıyor:Neden satmasınlar?52 yıldır kullanamadıkları, değerlendiremedikleri ve ne zaman geri alabileceklerini bilmedikleri bir taşınmaz karşılığında en azından bir ekonomik tazmin elde etmeye neden çalışmasınlar?Taşınmaz Mal Komisyonu’nun verilerine göre, 14 Ağustos 2026 itibarıyla işgal altındaki bölgelerde taşınmazı bulunan Rum mülk sahipleri tarafından toplam 8 bin 755 başvuru yapıldı.Karara bağlanan tazminat miktarı ise toplam 662 milyon 933 bin 62 sterline ulaştı. Bu rakam yaklaşık 775 milyon 900 bin 170 euroya karşılık geliyor.Kıbrıs Rum taşınmazlarının sahipleri 52 yıldır apaçık bir adaletsizlikle karşı karşıya.Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diğer vatandaşları taşınmazlarını kullanabiliyor, değerlendirebiliyor ve gelir elde edebiliyor. Özgür olmayan bölgelerde mülkü bulunan kişiler ise bunu kendi tercihleri nedeniyle değil, değişmeyen koşullar nedeniyle yapamıyor.DİSİ’nin, İşgal Altındaki Taşınmazların Kullanım Kaybı Ulusal Fonu kurulmasına yönelik önerisinin çıkış noktası da tam olarak bu.Öneriyi hazırlayan isimlerden biri olan DİSİ Genel Başkan Yardımcısı Yorgos Karullas, Politis’e yaptığı açıklamada devletin ortaya çıkan eşitsizliği gidermek konusunda anayasal yükümlülüğü bulunduğunu söyledi.Karullas’a göre bu insanlar taşınmazlarını kullanamama durumunu kendileri yaratmadı. Bu koşulları kendileri seçmedi. Dolayısıyla malları işgal altındaki bölgelerde bulunduğu için ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmeleri de kabul edilemez.Kıbrıs Cumhuriyeti, hedefe yönelik bir politika aracılığıyla kullanım kaybından kaynaklanan ekonomik zararı fiilen tanıyabilir ve tanımalıdır.Bugüne kadarki hükümetler sorunu sürekli geleceğe ertelemeyi tercih etti ve bir gün Kıbrıs sorununun çözümüyle birlikte meselenin de ortadan kalkacağını varsaydı.Ancak aradan 52 yıl geçti. İşgal koşulları sürüyor ve ufukta kapsamlı bir çözüm de görünmüyor.Taşınmazı atıl durumda kalırken, o mülkten başkaları gelir elde ederken ve kendisi en küçük bir fayda sağlayamazken bir göçmene süresiz beklemesini söylemek kolay değil.Eğer devlet gerçekten işgal altındaki bölgelerdeki Rum taşınmazlarının satışını azaltmak istiyorsa, satışların temel nedeni olan ekonomik çıkmazı ve göçmenin taşınmazlarını değerlendirememesi durumunu görmek zorundadır.Bu nedenle Temsilciler Meclisi Göçmenler Komitesi’nde bekleyen, İşgal Altındaki Taşınmazların Kullanım Kaybı Ulusal Fonu kurulmasına ilişkin yasa önerisi ciddi biçimde tartışılmayı hak ediyor. DİSİ tarafından sunulduğu için değil. Ortada gerçek bir sorun olduğu için. Bu sorun uzun yıllardır devam ettiği için. Ve binlerce vatandaşı doğrudan ilgilendirdiği için.Ben göçmen değilim ve kayıp taşınmazlarım da yok.Ancak devletin, 52 yıldır Türk işgalinin sonuçlarına katlanan bu insanlara ekonomik destek sağlayacak adil ve somut bir mekanizma oluşturmasının zorunlu olduğuna inanıyorum. Çünkü onlar yalnızca işgalin bedelini değil, aynı zamanda bugün iki devletli çözüm ve kalıcı bölünme fikrine utanmadan giderek daha açık şekilde yaklaşan siyasi aktörlerin hatalarının ve hesaplarının bedelini de ödemeye devam ediyor..08.26
Fileleftheros Gazetesinin Ana Haberi
Emeklilik Reformu: Tartışmalar Yedi Başlıkta Yoğunlaşıyor
Çalışma Bakanlığı'nın emeklilik reformuna ilişkin önerilerini açıklamasının ardından sendikalar, işveren örgütleri ve emekliler arasında çok sayıda soru ve endişe gündeme geldi. Hükümet, reformun yasalaşması halinde ilk maaş artışlarının önümüzdeki yılın Şubat ayında hissedilmesini hedefliyor.
Yetkililere göre emekli maaşlarındaki artış, kişinin Sosyal Sigortalar Fonu'na yaptığı katkılar, katkı süresi ve ödeme düzenine göre değişecek. Bu nedenle herkes için geçerli ortak bir artış hesabı yapmak mümkün görünmüyor.
Sosyal taraflarla yürütülen istişarelerde ise yedi temel başlık öne çıkıyor:
Yatırım Politikası: Sosyal Sigortalar Fonu'ndaki fazlaların devlete düşük faizle borç verilmesi uygulamasının sona erdirilmesi ve fonların yeni bir yönetim yapısıyla değerlendirilmesi planlanıyor. Ama sendikalar ve işveren örgütleri bu konuda daha fazla açıklama talep ediyor.
Reformun Finansmanı: İşveren örgütleri, emekli maaşlarındaki artışların ve yeni sosyal hakların nasıl finanse edileceği konusunda yeterli bilgi verilmediğini savunuyor.
Yüzde 12 Kesinti: 63 yaşında emeklilikte uygulanan yüzde 12'lik kesintinin, yalnızca temel emekli maaşı için yüzde 7,5'a düşürülmesi öneriliyor. Sendikalar bunun yeterli olmadığını belirtirken, kesintinin tamamen kaldırılmasının fonun sürdürülebilirliğini tehlikeye atabileceği değerlendirmesi yapıldı.
Düşük Gelirli Emekliler: Düşük maaş alan emeklilere yönelik destekler ve olası artışlar, 28 Ağustos'ta yapılacak görüşmelerde netleştirilecek.
Maaş Artışları: Açıklanan artışların beş yıllık bir döneme yayılması öngörülüyor. Sendikalar ise uygulama takviminin yeniden değerlendirilmesini istiyor.
Özel Emeklilik Hakları: Dul aylıkları ve malullük aylıklarıyla ilgili bazı düzenlemelerin sosyal adalet açısından eksik kaldığı görüşü dile getiriliyor.
İhtiyat Sandıkları: Hükümet, emeklilik sisteminin ikinci ayağını oluşturan İhtiyat Sandıkları konusunda çalışmaları ayrı bir süreçte sürdürmeyi planlıyor. Sosyal taraflar ise reformun bütünlüklü şekilde ele alınmasını talep ediyor.
Öte yandan Kıbrıs Mali Konseyi Başkanı Andreas Haralambus, reformun genel olarak doğru yönde atılmış bir adım olduğunu ancak maliyet, finansman ve Sosyal Sigortalar Fonu'nun uzun vadeli sürdürülebilirliği konusunda daha ayrıntılı değerlendirmelere ihtiyaç bulunduğunu söyledi. Haralambus, ikinci emeklilik ayağının güçlendirilmesinin ve fon rezervlerinin profesyonel şekilde yönetilmesinin önemine de dikkat çekti.
*
Haravgi Gazetesinin Ana Haberi
İhtiyaçlar Bugün Çözüm Bekliyor!
Beş yıla yayılan artışlar, emeklilerin bugün karşı karşıya olduğu yakıcı sorunlara çözüm sunmuyor
Hükümetin emeklilik reformu kapsamında önerdiği maaş artışlarının beş yıllık bir döneme yayılacak olması, hükümetin kendi yarattığı beklentileri boşa çıkarırken, düşük emekli maaşları sorununa da acil ve etkili bir çözüm getirmiyor.
63 yaşında emekli olanlara uygulanan yüzde 12'lik kesintiye ilişkin düzenleme de yetersiz bulunuyor. Çünkü önerilen değişiklik yalnızca emekli maaşının temel bölümünü kapsıyor ve sorunu bütünlüklü şekilde çözmüyor.
Öte yandan, 2018 öncesinde eşlerini kaybeden erkek dulların maruz kaldığı haksızlığın giderilmesine yönelik herhangi bir düzenleme de öngörülmüyor. Söz konusu kişiler dul aylığından hâlâ yararlanamıyor.
Bir sonraki toplantıda hükümetin düşük gelirli emeklilere yönelik destek planına ilişkin sunacağı öneriler de büyük önem taşıyor. Bu önerilerin, yoksulluğun gerçek sınırlarını dikkate alması gerektiği vurgulanıyor.
Emeklilik reformunun ikinci ayağını oluşturan ve İhtiyat Sandıklarını ilgilendiren düzenlemeler ise çözüm bekleyen bir diğer önemli başlık olarak gündemdeki yerini koruyor.
*
Alithia Gazetesinin Ana Haberi
Emeklilik Sisteminde Yamalı Çözüm
Hükümet reformun yalnızca bir boyutunu ortaya koydu
Hükümetin açıkladığı emeklilik reformunun yalnızca bir bölümünü kapsadığı değerlendirilirken, sendikalar ve işveren örgütleri önerideki eksiklikler ve açıkta kalan noktalar nedeniyle ayrıntılı açıklama talep ediyor.
SEK ve PEO, reform önerisinde zayıf noktalar, sorunlu düzenlemeler ve boşluklar tespit ettiklerini belirterek, Çalışma Bakanlığı'na yöneltecekleri sorular için açıklık istiyor.
İşveren örgütleri de özellikle maaş ve sosyal hak artışlarının beş yıllık süreçte yaratacağı maliyetin nasıl karşılanacağı konusunda yanıt bekliyor.
63 yaşında emeklilikte uygulanan yüzde 12'lik kesintiye ilişkin önerilen düzenleme ise eksik ve yetersiz olarak değerlendiriliyor. Öte yandan, emeklilik reformunun önemli başlıklarından biri olan İhtiyat Sandıkları konusunda herhangi bir düzenleme yapılmamış olması da eleştiri konusu olmaya devam ediyor.
*
Politis Gazetesinin Ana Haberi
Emeklilik Reformu İkna tmedi
Uzmanlar ve sosyal taraflar, hükümetin önerisindeki eksikliklere ve zayıf noktalara dikkat çekiyor
Hükümetin emeklilik reformuna ilişkin önerisi, ekonomistleri ve sosyal tarafları ikna etmedi. Reform paketinde olumlu unsurlar bulunduğu genel olarak kabul edilse de, öneriye ilişkin çok sayıda olumsuz değerlendirme, soru işareti ve endişe dile getiriliyor.
Değerlendirmelere göre, İhtiyat Sandıkları güçlendirilmeden emeklilik reformu eksik olmaya devam edecek. Aynı zamanda maaş artışlarının nasıl finanse edileceği ve bunun kamu maliyesine yaratacağı yük konusunda ciddi soru işaretleri bulunuyor.
Erken emeklilikte uygulanan aktüeryal kesintiye ilişkin düzenleme de eleştiriliyor. Sendikalar, önerinin çalışanlara anlamlı bir rahatlama sağlamadığını savunurken, ekonomistler ise bunun fiilen emeklilik yaşının düşürülmesine yol açacağı görüşünü dile getiriyor.
*
Filelefteros’tan Haberler
Müzakereciler Görüşmesinden Yeni Sonuç Çıkmadı
Menelau ile Dana Bir Araya Geldi
Dikkatler 26 Ağustos'ta yapılacak Nikos Hristodulidis ile Kıbrıs Türk toplumu lideri Tufan Erhürman görüşmesine çevrilirken, gazete Erhürman'ın sorumluluğu karşı tarafa yüklemeye yönelik bir tutum sergilediğini öne sürüyor.
*
Lefkoşa'nın Diplomatik Girişimleri Sonuç Verdi mi?
Sırbistan merkezli EXIT organizasyonu, Girne'de etkinlik düzenleme planından vazgeçtiğini açıkladı. Konu, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Sırbistan dışişleri bakanları düzeyinde de ele alınmıştı.
*
Bankalara Uluslararası Kuruluşlardan Güvenoyu
Uluslararası değerlendirme kuruluşları, Kıbrıs ve Yunanistan'da açıklanan banka bilançolarına olumlu yaklaşıyor. İlk altı aylık sonuçların beklentilerden daha iyi geldiği, yılın ikinci yarısında da yüksek kârlılığın sürmesinin beklendiği belirtildi
*
İtirazlar Kamu Projelerini Geciktiriyor
İhale İnceleme Kurumu'na yapılan itirazların yalnızca yüzde 34,2'si sonuç alırken, inceleme süreci ortalama 5,3 aya kadar uzayabiliyor. Bu durum milyonlarca euroluk kamu projelerinde gecikmelere yol açıyor.
*
Tarladaki Uyuşturucuyu Kaldırmaya Gitti, Narkotikle Karşılaştı
Bir zanlının, tarladaki uyuşturucuyu ortadan kaldırması için bir işbirlikçisini bölgede Narkotik Şube ekiplerinin bulunduğunu bilmeden yönlendirdiği, belirtildi. Uyuşturucu ağıyla bağlantılı üç kişi tutuklandı.
*
Batı Nil Virüsünde İlk Vaka
Kıbrıs'ta 2026 yılının ilk Batı Nil virüsü vakası tespit edildi. Yetmiş yaşındaki bir erkek hastanın Lefkoşa Devlet Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi'nde tedavi gördüğü ve durumunun ağır olduğu bildirildi.
*
Haravgi'den Haberler
26 Ağustos Öncesinde Müzakerecilerin Temasları
Yeni bir gelişme yok, geçiş noktaları konusunda ilerleme sağlanmadı.
Kıbrıslı Rum müzakereci Menelos Menelau ile Kıbrıs Türk toplumu liderinin temsilcisi Mehmet Dana, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin son ziyareti sonrasında gündeme gelen tüm konuları ele almak üzere iki saat süren kapsamlı bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşme, 26 Ağustos'ta liderler arasında yapılacak buluşmanın hazırlığı niteliği taşıdı.
Kıbrıs Haber Ajansı'nın aktardığı bilgilere göre görüşme olumlu bir ortamda geçti ve tüm başlıklar gözden geçirildi. Ancak mevcut tabloyu değiştirecek yeni bir gelişme ortaya çıkmadı; geçiş noktaları konusunda da herhangi bir ilerleme kaydedilmedi.
*
Batı Nil Virüsünü Taşıyan Sivrisinek Kıbrıs'ta Yerleşik Hale Geld
Kıbrıs'ta 2026 yılının ilk Batı Nil virüsü vakası doğrulandı. Yetmiş yaşındaki erkek hasta ağır durumda Lefkoşa Devlet Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesi'nde tedavi görüyor.
*
Buzlukta Esrar, Yatakta Kokain
19 Ağustos'ta ortaya çıkarılan iki ayrı uyuşturucu vakasından birinde polisle yaşanan arbede sonucu bir polis memuru yaralandı.
*
Alithia'dan Haberler
"Köle Pazarı" Şikayetleri 2025'ten Beri Gündemde
Üçüncü ülkelerden gelen çalışanların özel bürolar aracılığıyla kiralanmasına ilişkin uygulamalar tartışma yaratıyor
SEK ve PEO yetkilileri, iş sözleşmeleri ile çalışma kurallarının ihlal edildiğine ilişkin herhangi bir şikayet bulunmadığını veya konudan haberdar olmadıklarını söyleyen kurumların açıklamalarını yalanladı. Sendika temsilcileri, söz konusu uygulamalara ilişkin şikâyetlerin 2025 yılından bu yana gündemde olduğunu belirtiyor.
*
Geçiş Noktaları Yine Gündem Dışında Kaldı
Kıbrıs sorunuyla ilgili müzakerecilerin görüşmesi iki saati aşkın sürdü. Görüşmede, Erhürman'ın haftalık toplantı uygulamasının hayata geçirilmediğine ilişkin eleştirileri ile Kıbrıs Rum tarafının haftada iki kez görüşme yapılması önerisi ele alındı. Ancak yeni geçiş noktaları konusu bir kez daha gündeme gelmedi.
*
Politis'ten Haberler
Milletvekillerine 685 Euro Yol Ödeneği… İstisnasız Her Ay
Milletvekillerine maaşlarının yanı sıra ödenen ve emeklilik hesabına da dâhil edilen çeşitli ödeneklerle ilgili eleştiriler sürüyor. Bunlar arasında yıllık 8 bin 201 euro, aylık ise 685 euro tutarındaki yol ödeneği de bulunuyor. Ödenek, milletvekilinin nerede ikamet ettiğine bakılmaksızın aynı miktarda ödeniyor.
*
Devamsız Öğrenciler İçin Polise Bildirim Zorunluluğu
Yeni bir genelgeye göre, ilkokul öğrencisinin okula gelmemesi durumunda saat 08.45'e kadar veli veya vasisiyle iletişim kurulamaması halinde okul yönetimi polise bilgi vermekle yükümlü olacak. Ayrıca öğrencilerin okuldaki varlığı her teneffüsün ardından da kontrol edilecek.
*
Politis'in Görüşü
Doğa Faturayı Gönderiyor
Kıbrıs'ta doğanın korunması konusu çoğu zaman yalnızca çevre meselesi olarak ele alınıyor. Ormanların, kıyıların veya bazı nadir türlerin korunmasıyla sınırlı bir tartışma yürütülüyor. Oysa gerçek çok daha sert. Doğanın tahrip edilmesi yalnızca çevreye değil, ekonomiye de zarar veriyor.
Bugün üzerinde durulması gereken en önemli veri belki de en basit olanı. Kıbrıs'ın biyolojik çeşitliliğin ve ekosistemlerin korunması için yılda yaklaşık 149 milyon euro yatırım yapması gerekiyor. Buna karşılık yapılan harcama sadece 54 milyon euro düzeyinde kalıyor. Aradaki yıllık 96 milyon euroluk açık, yalnızca çevresel bir eksiklik değil, geleceğe bırakılan ekonomik bir borç anlamına geliyor.
Üstelik bu tablo, ekonomisi doğaya Avrupa ortalamasından daha bağımlı olan bir ülkede ortaya çıkıyor. Avrupa Komisyonu verilerine göre Kıbrıs'ta yaratılan katma değerin yarısı doğanın sunduğu hizmetlere dayanıyor. Tarım, balıkçılık, inşaat, su temini ve ulaştırma gibi sektörlerde bu bağımlılık daha da belirgin hale geliyor.
Bunun anlamı açık: Doğayı korumak çevre politikası değil, aynı zamanda üretim kapasitesine yapılan bir yatırımdır.
Kıbrıs'ın yapılan uyarıları görmezden gelme lüksü de yok. İklim değişikliği, kuraklık, yangınlar, toprakların bozulması ve kıyılara yönelik baskı, ekonomik maliyetini şimdiden hissettiriyor. Ekosistemlerin korunması ve yeniden güçlendirilmesi konusunda atılacak her gecikmiş adım, yarının faturasını daha da büyütüyor.
Bu nedenle önümüzdeki tercih, kalkınma ile doğanın korunması arasında bir seçim yapmak değildir. Asıl mesele, doğal sermaye olmadan sürdürülebilir kalkınmanın mümkün olmadığını kavramaktır.
Kıbrıs'ın Eylül ayına kadar Avrupa Komisyonu'na sunması gereken Ulusal Restorasyon Planı bu anlayışı değiştirmek için önemli bir fırsat olabilir. Ancak bu plan, Brüksel'e sunulacak hedefler ve takvimlerden oluşan sıradan bir uyum belgesine dönüşmemeli.
Ortaya konması gereken şey; öncelikleri net belirlenmiş, kaynakları güvence altına alınmış, sonuçları ölçülebilen ve hesap verebilir bir ekonomik plan olmalıdır.
Çünkü söz konusu 96 milyon euro yalnızca doğayı korumanın maliyeti değildir. Asıl mesele, doğayı zamanında korumamanın bedelidir. Ve günün sonunda o faturayı ekonomimiz ödeyecek, yani hepimiz ödeyeceğiz.
*
MAKALE
Politis'in görüşü
Kıbrıs Cumhuriyeti Vatandaşlarını Kendi Eliyle Taşınmaz Mal Komisyonu’na mı İtiyor? İşgal Altındaki Bölgelerdeki Taşınmazların Sahipleri Daha Ne Kadar Beklemeli?
Mihalis Hacistilyanu
Kıbrıs Cumhuriyeti, işgal altındaki bölgelerde taşınmazı bulunan kişilere, siyasi, hukuki ve ulusal nedenlerle mallarını Taşınmaz Mal Komisyonu üzerinden satmamaları çağrısı yapıyor. Ancak aynı devlet, bu kişilerin 52 yıldır kullanımından mahrum kaldıkları mülkleri için herhangi bir ekonomik karşılık da sunmuyor.
Türk işgalinin ve devam eden fiili bölünmüşlüğün üzerinden 52 yıl geçmiş olmasına rağmen, adanın kuzeyindeki Rum mallarının kullanım kaybı hâlâ nesilden nesile devredilen açık bir yara olmaya devam ediyor.
Binlerce taşınmaz sahibi yarım yüzyılı aşkın süredir mülklerini kullanamıyor, değerlendiremiyor ve ekonomik gelir elde edemiyor. Üstelik bu yalnızca bir neslin yaşadığı bir ekonomik kayıp değil. Bedeli çocuklara ve torunlara aktarılıyor. Birçok kişi için mesele artık yalnızca Kıbrıs sorununun mülkiyet boyutuyla ilgili siyasi bir başlık değil, günlük yaşamın doğrudan bir parçası.
Yüz binlerce, hatta milyonlarca euro değerinde bir taşınmaza sahip olup, aynı zamanda özgür bölgelerde geçimini bir maaşla sağlamaya çalışmak... Çocuklarını okutmak isteyip masrafları karşılayamamak... Hayat pahalılığı ve artan yaşam maliyeti karşısında temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanmak...
Böyle bir durumda, 52 yıl bekledikten sonra Taşınmaz Mal Komisyonu’na başvurmak zorunda kalan bir göçmeni kim suçlayabilir?
Komisyona başvuranlar, mülklerinin gerçek değeri üzerinden tazminat almayacaklarını baştan biliyor. Ancak ekonomik baskı dayanılmaz hâle geldiğinde ve taşınmazlarını değerlendirme ihtimali görünmediğinde, siyasi ve hukuki kaygıların yerini ekonomik gerçekler alıyor. Sonuçta bazı mülk sahipleri, taşınmazlarını değerinin çok altında fiyatlarla satmayı tercih ediyor.
Böylece onlarca yıl boyunca dönüş ve hakların iadesi umudunun simgesi olan taşınmazlar, şahsi ekonomik çıkış yoluna dönüşüyor. Hatta acil ekonomik sıkıntı yaşamayan bazı mülk sahipleri bile, taşınmazlarının fiilen çoktan kaybedildiği düşüncesiyle satış yolunu seçiyor.
Daha Ne Kadar Bekleyecekler?
Yıllardır verilen yanıt aynı:
"Kıbrıs sorunu çözüldüğünde mülkiyet meselesi de kapsamlı biçimde çözülecek."
Bir dönem bu beklentinin siyasi bir temeli vardı. Çünkü çözümün ulaşılabilir olduğu düşünülüyordu.
Ancak 52 yıl sonra, sürekli geleceğe ertelenen bir çözümü gerekçe göstermek, bugün yaşayan ve özellikle ciddi ekonomik sorunlarla mücadele eden insanlara verilmiş yeterli bir cevap olarak görülemez.
Tam da burada şu soru ortaya çıkıyor:
Neden satmasınlar?
52 yıldır kullanamadıkları, değerlendiremedikleri ve ne zaman geri alabileceklerini bilmedikleri bir taşınmaz karşılığında en azından bir ekonomik tazmin elde etmeye neden çalışmasınlar?
Taşınmaz Mal Komisyonu’nun verilerine göre, 14 Ağustos 2026 itibarıyla işgal altındaki bölgelerde taşınmazı bulunan Rum mülk sahipleri tarafından toplam 8 bin 755 başvuru yapıldı.
Karara bağlanan tazminat miktarı ise toplam 662 milyon 933 bin 62 sterline ulaştı. Bu rakam yaklaşık 775 milyon 900 bin 170 euroya karşılık geliyor.
Kıbrıs Rum taşınmazlarının sahipleri 52 yıldır apaçık bir adaletsizlikle karşı karşıya.
Kıbrıs Cumhuriyeti’nin diğer vatandaşları taşınmazlarını kullanabiliyor, değerlendirebiliyor ve gelir elde edebiliyor. Özgür olmayan bölgelerde mülkü bulunan kişiler ise bunu kendi tercihleri nedeniyle değil, değişmeyen koşullar nedeniyle yapamıyor.
DİSİ’nin, İşgal Altındaki Taşınmazların Kullanım Kaybı Ulusal Fonu kurulmasına yönelik önerisinin çıkış noktası da tam olarak bu.
Öneriyi hazırlayan isimlerden biri olan DİSİ Genel Başkan Yardımcısı Yorgos Karullas, Politis’e yaptığı açıklamada devletin ortaya çıkan eşitsizliği gidermek konusunda anayasal yükümlülüğü bulunduğunu söyledi.
Karullas’a göre bu insanlar taşınmazlarını kullanamama durumunu kendileri yaratmadı. Bu koşulları kendileri seçmedi. Dolayısıyla malları işgal altındaki bölgelerde bulunduğu için ikinci sınıf vatandaş muamelesi görmeleri de kabul edilemez.
Kıbrıs Cumhuriyeti, hedefe yönelik bir politika aracılığıyla kullanım kaybından kaynaklanan ekonomik zararı fiilen tanıyabilir ve tanımalıdır.
Bugüne kadarki hükümetler sorunu sürekli geleceğe ertelemeyi tercih etti ve bir gün Kıbrıs sorununun çözümüyle birlikte meselenin de ortadan kalkacağını varsaydı.
Ancak aradan 52 yıl geçti. İşgal koşulları sürüyor ve ufukta kapsamlı bir çözüm de görünmüyor.
Taşınmazı atıl durumda kalırken, o mülkten başkaları gelir elde ederken ve kendisi en küçük bir fayda sağlayamazken bir göçmene süresiz beklemesini söylemek kolay değil.
Eğer devlet gerçekten işgal altındaki bölgelerdeki Rum taşınmazlarının satışını azaltmak istiyorsa, satışların temel nedeni olan ekonomik çıkmazı ve göçmenin taşınmazlarını değerlendirememesi durumunu görmek zorundadır.
Bu nedenle Temsilciler Meclisi Göçmenler Komitesi’nde bekleyen, İşgal Altındaki Taşınmazların Kullanım Kaybı Ulusal Fonu kurulmasına ilişkin yasa önerisi ciddi biçimde tartışılmayı hak ediyor. DİSİ tarafından sunulduğu için değil. Ortada gerçek bir sorun olduğu için. Bu sorun uzun yıllardır devam ettiği için. Ve binlerce vatandaşı doğrudan ilgilendirdiği için.
Ben göçmen değilim ve kayıp taşınmazlarım da yok.
Ancak devletin, 52 yıldır Türk işgalinin sonuçlarına katlanan bu insanlara ekonomik destek sağlayacak adil ve somut bir mekanizma oluşturmasının zorunlu olduğuna inanıyorum. Çünkü onlar yalnızca işgalin bedelini değil, aynı zamanda bugün iki devletli çözüm ve kalıcı bölünme fikrine utanmadan giderek daha açık şekilde yaklaşan siyasi aktörlerin hatalarının ve hesaplarının bedelini de ödemeye devam ediyor.
Son Güncelleme: 21 Ağustos 2026 - 13:36
https://tr.news.rik.cy/tr/article/2026/8/21/kibris-rum-gazetelerinden-21082026/