FİLELEFTEROS GAZETESİNİN ANA HABERİ
Emekli maaşlarında kesinti düşünceleri yeniden gündemde
Sosyal taraflar, Çalışma Bakanı Yannis Panayiotu Muşuttas’a uyarıda bulundu.
Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı daha önce yaptığı açıklamalarda, artışların finansmanı için emekli maaşlarında kesintiye gidilmeyeceğini vurgulamıştı.
Emeklilik reformuna ilişkin yasa tasarısının teslim edilmesi sürecinde çalışmalar yoğun şekilde sürerken, Filelefteros’un çeşitli kaynaklardan topladığı bilgiler yasa tasarısının nihai şekline ilişkin ciddi endişelere yol açıyor.
Elde edilen bilgilere göre, düşük emekli maaşlarında yapılacak artışların finansmanı amacıyla bazı emekli maaşlarının azaltılması senaryosu hâlâ masada bulunuyor ve hükümet çevrelerinde tartışılmaya devam ediyor.
Söz konusu bilgiler sosyal tarafların da bilgisine ulaşmış durumda. Sosyal taraflar ise bu olasılığa net şekilde karşı çıkarak hükümete, böyle bir yasa tasarısını Meclis’e sunmaması çağrısında bulundu.
*
POLİTİS GAZETESİNİN ANA HABERİ
Tüm deniz suyu arıtma projeleri sıkı incelemeden geçirilecek
Maliye Bakanlığı’ndan onay alınmadan önce fizibilite çalışmaları yapılacak.
Maliye Bakanlığı’ndan finansman sağlayabilmek amacıyla Su Geliştirme Dairesi, yeni deniz suyu arıtma tesisleri ve mevcut tesislerin kapasite artırımı için hazırladığı senaryoların değerlendirilmesi konusunda özel sektöre başvuruyor.
Bu çerçevede, projelerin teknik uygulanabilirliği, üretilen suyun sisteme alınabilmesi için gerekli altyapının mevcut olup olmadığı ve özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanacak destek dikkate alınarak elektrik temini olanakları incelenecek.
Stratejinin geçiş aşamasında yer alan mobil arıtma üniteleri ise yalnızca kalıcı ya da yedek tesis olarak faaliyet göstermeyi sürdürme imkanları açısından değerlendirilecek.
İnceleme altındaki projeler arasında, Limasol, Lefkoşa, Larnaka ve Mağusa kazalarının su ihtiyaçlarının karşılanabilmesi amacıyla Vasiliko’daki kalıcı arıtma tesisinin günlük 80 bin metreküp kapasiteye çıkarılması da bulunuyor.
Ayrıca, bölge topluluklarının güçlü tepkisine neden olan Mazoto’daki mobil arıtma tesisinin inşa edilmemesi seçeneği de değerlendirmeye alınmış durumda.
*
HARAVGİ GAZETESİNİN ANA HABERİ
Öğrenci katkısı ödemelerinde gecikme
Harç ücretleri, artan kiralar ve faturalar ödenmeye devam ederken, öğrencilerin hak ettiği mali destek gecikiyor
İlerici Öğrenci Hareketi'nin açıklamasına göre, binlerce öğrenci bir yıl daha hak kazandıkları mali destekten yararlanamadan eğitim hayatlarını sürdürmek zorunda kalacak.
Öğrenci katkısı ödemelerinin ancak Ekim ayı başlarında tamamlanmasının beklendiği belirtildi.
İlerici Öğrenci Hareketi Proodeftiki, Öğrenci Refah Hizmetleri ile yaptığı görüşmelerin ardından yaşanan gecikmeleri eleştirerek, Maliye Bakanlığı'nı ilgili birimi derhal güçlendirmeye çağırdı. Proodeftiki, böylece sürecin daha fazla gecikmeden tamamlanabileceğini vurguladı.
Açıklamada, öğrencilerin öğrenimlerinin ikinci yılına başlamalarına rağmen hâlâ ilk yıl için hak kazandıkları katkı ödemesini beklemelerinin kabul edilemez olduğu ifade edildi.
Öğrenim maliyetlerinin sürekli arttığı bir dönemde öğrenciler ve ailelerinin daha fazla bekleyemeyeceği belirtilirken, mali desteğin zamanında ve gecikme yaşanmadan ödenmesi gerektiğinin altı çizildi.
*
ALİTHİA GAZETESİNİN ANA HABERİnde Kıbrıs sorunu var
Hazırlıkların gerçek göstergesi uygulamada ortaya çıkacak
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Güven Yaratıcı Önlemler konusunda hazırlık yapılmasını istiyor
Holguin, verdiği röportajlarda Güven Yaratıcı Önlemlerin bir sonraki genişletilmiş 5+1 toplantısı için temel bir unsur olduğunu yineledi ve tarafları doğrudan ve düzenli görüşmeler yapmaya çağırdı.
Lefkoşa ise Güven Yaratıcı Önlemlerin yeni bir görüşme süreci için ön koşul oluşturmadığı yönündeki tutumunu koruyor.
Buna karşın, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, yeni genişletilmiş toplantının yapılabilmesini Güven Yaratıcı Önlemler konusunda yeterli hazırlığın sağlanmasına bağlamıştı.
Hükümet Sözcüsü Konstantinos Letimbyotis, bir kez daha sorumluluğun Türkiye’ye ait olduğunu savundu.
Bu sırada Ankara, iki devlet tezindeki ısrarını sürdürmesine rağmen, Guterres’in çabalarına destek verdiğini açıkladı.
Holguin ise mevcut konjonktürün kalıcı ya da garanti edilmiş bir durum olmadığını vurgulayarak, bugün var olan fırsat penceresinin yeniden ortaya çıkmasının kesin olmadığını belirtti.
Holguin ayrıca, düzenlenecek yeni bir 5+1 toplantısının bir başka başarısızlıkla sonuçlanmaması gerektiği uyarısında bulundu.
*
MAKALE
Politis gazetesinden
İmza: Dionisis Dionisiu
Başlık: Holguin, Hristodulidis’in Eylül ayında ve ön koşulsuz 5+1 toplantısı yapılacağı yönündeki anlatısını çürütüyor
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin kişisel temsilcisi Maria Angela Holguin’in Politis’e verdiği söyleşi, Nikos Hristodulidis hükümetinin son dönemde kapanmış gibi göstermeye çalıştığı bir tartışmaya büyük ölçüde açıklık getiriyor. Yani bir sonraki gayriresmî 5+1 toplantısının gerçekten garanti olup olmadığına ve bu toplantının belirli ön koşullara bağlı bulunup bulunmadığına.
Mesajları aynı zamanda Tufan Erhürman’a da uzanıyor. Çünkü üretken bir tutum sergilemek yerine, daha çok karşılıklı suçlama mantığıyla hareket ediyor.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin kişisel temsilcisi açıkça ortaya koyuyor ki yeni bir 5+1 toplantısından önce liderler arasında doğrudan ve düzenli temaslar kurulmalı, Güven Yaratıcı Önlemlerde ilerleme sağlanmalı ve Kıbrıs sorununun özü ile yeni sürecin yöntemine ilişkin çalışma yapılmalıdır.
Tam da bu sırada Hristodulidis ile Erhürman arasındaki ilk görüşme 26 Ağustos’a belirlenmiş durumda. Oysa Kıbrıs Türk toplumu lideri kamuoyu önünde yürüttüğü karşılıklı suçlama oyununda ısrar etmeyi sürdürüyor ve bunun da iklime yardımcı olduğu söylenemez.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin kişisel temsilcisinin yanıtı, Cumhurbaşkanlığı’nın duymayı tercih edeceğinden çok daha nettir.
Beşli konferans için ön koşullar vardır.
Üstelik bunlar ne şekli ne de önemsiz ön koşullardır.
Holguin, yerine getirilmesi gereken üç şeyi sıralıyor.
Birincisi, iki lider doğrudan ve düzenli olarak görüşmelidir.
İkincisi, Güven Yaratıcı Önlemleri belirlemeli ve ilerletmelidirler. Kendisi bu koşulu “vazgeçilmez” olarak tanımlıyor.
Üçüncüsü ise iki taraf Kıbrıs sorununun özü ve yeni sürecin yöntemi üzerinde çalışmalıdır.
Belki de en önemlisi, Birleşmiş Milletler’in başarısızlıkla sonuçlanma riski bulunan bir başka 5+1 toplantısına gitmeye niyetli olmadığını açıkça ortaya koymasıdır.
İşte bugüne kadarki hükümet söylemiyle yaşanan siyasi çelişki de burada yatıyor.
Nikos Hristodulidis, Antonio Guterres’in Kıbrıs’tan ayrılmasının ardından 29 Temmuz’da kendisine yöneltilen bir soruya yanıt verirken, Güven Yaratıcı Önlemlerde elde edilecek ilerlemenin konferans için bir ön koşul oluşturmadığını söylemişti.
Güven Yaratıcı Önlemleri olumlu bir gelişme olarak nitelendirmiş, ancak konferansın toplanması için ön şart olmadığını belirtmişti.
Hatta tüm tarafların genişletilmiş konferansın yapılmasını kabul etmiş olmasını önemli bir gelişme olarak sunmuştu.
Holguin ise çok farklı bir şey söylüyor: Tarafların onayı vardır, ancak bu yeterli değildir.
Bu onay, Guterres’in davetiyeleri göndermeye karar verdiği ve geriye yalnızca takvimde bir tarih bulunmasının kaldığı anlamına gelmez.
Tam tersine, 5+1 toplantısı ancak Lefkoşa’da gerekli çalışmalar yapıldığı ve yeni sürecin bir yere varma ihtimaline sahip olduğu ortaya konduğu takdirde atılacak bir sonraki adımı oluşturur.
Zaten Guterres’in kendisi de yeni bir genişletilmiş toplantıdan önce Güven Yaratıcı Önlemler, yöntem ve öz konusunda yeterli hazırlık yapılmasından söz etmişti.
Ne bir tarih belirledi ne de beşli konferansın Eylül ayında yapılacağını duyurdu.
Dolayısıyla Cumhurbaşkanı’nın beşli konferansın mümkün olan en kısa sürede toplanmasına yönelik siyasi arzusu başka şeydir, Birleşmiş Milletler’in gerçek tutumu başka şeydir.
Ancak ikinci bir çelişki daha vardır ve bu kez mesele sözler değil, takvimdir.
Guterres’in ziyaretinden sonra Ağustos ayının yoğun hazırlıklarla geçeceği izlenimi yaratılmıştı.
Cumhurbaşkanı, tatile gitmeyeceğini ve hükümetin bütün ay boyunca Kıbrıs sorunundaki gelişmeler üzerinde çalışacağını söyleyecek noktaya kadar gitmişti.
Bunun yerine ne görüyoruz?
Cumhurbaşkanı zamanını kabine değişikliği tartışmalarıyla, yarı kamu kuruluşlarına yapılan atamalarla ve anma törenlerine katılmakla geçiriyor.
Aynı zamanda, çoktan başlamış olan 2028 seçim kampanyası çerçevesinde tonunu giderek yükseltiyor. DİSİ ve AKEL’e yönelik aşırı sağın söylemini ve sert eleştirilerini benimseyerek hareket ediyor.
Gerçekten de Kıbrıs sorununun çözümünü istiyorsa, DİSİ ve AKEL dışında yanında kim duracak? ELAM mı?
Bütün bunların yanında, çözüm konusunda bir düşünce iklimi yaratılacağına, kamuoyu Fidias’ın İsaak ve Solomu etkinliğine kısa pantolonla gitmesinin uygun olup olmadığıyla meşgul olunuyor.
Kısacası insan, Hristodulidis ile Erhürman’ın doğrudan temaslarına derhal başlamasını beklerdi.
Üstelik Erhürman’ın Ağustos ayı boyunca haftalık görüşmelere bile hazır olduğunu açıklamış olmasına rağmen.
Ve yine de iki lider arasındaki ilk görüşme, Guterres’in ziyaretinden neredeyse bir ay sonra, 26 Ağustos tarihi için belirlendi.
Ortadaki soru son derece açıktır: Eğer beşli konferanstan önce üç ciddi koşulun yerine getirilmesi gerekiyorsa ve zaman baskısı da varsa, ilk anlamlı görüşmenin Ağustos ayının bitmesine yalnızca beş gün kala yapılması durumunda ne kadar “yoğun çalışma” gerçekleştirilebilir?
Mesele Cumhurbaşkanı’nın tatile gidip gitmemesi değildir.
Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda mı yoksa yazlık konutunda mı bulunduğu da önemli değildir.
Önemli olan siyasi hareketlilik olup olmadığıdır.
Bugüne kadar ise takvim, ortaya konan aciliyet görüntüsünü doğrulamıyor.
Holguin, Erhürman’a da işaret ediyor. Ancak Holguin’in söyleşesini yalnızca Nikos Hristodulidis’e yönelik bir boşa çıkarma olarak okumak hata olur.
Mesaj aynı ölçüde Tufan Erhürman’a da yöneliktir.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin kişisel temsilcisi, sorumluluğun her iki liderin elinde bulunduğunu yineliyor.
Gereken şeyin sürekli doğrudan temas ve yalnızca görüş alışverişinde bulunmadıklarını, ilerlemeye kararlı olduklarını gösteren “görünür bir işaret” olduğunu söylüyor.
Aynı zamanda temel engelin, “ilgili tüm taraflarda” görülen siyasi irade eksikliği olduğuna dikkat çekiyor.
Kamuoyu önündeki söylemlerin ve basına yansıyan sızıntıların güven inşa edilmesine verdiği zarar konusunda da uyarıyor.
Bu noktada Erhürman da yardımcı olmuyor.
Bir yandan haftalık görüşmelere hazır olduğunu ve ciddi hazırlık yapılmasını istediğini söylüyor, diğer yandan kamuoyu önünde kimin suçlu olduğuna ilişkin bir tartışma yürütmeyi tercih ediyor ve Kokkina’da kışkırtıcı açıklamalar yapıyor.
Hristodulidis’i mayın temizleme önerisini reddetmekle suçladı.
Geçiş kapıları konusunda ise neyi kabul ettiğini, neyi reddetmediğini ve kendi görüşüne göre Rum tarafının hangi noktalarda sorumluluk taşıdığını kamuoyu önünde ayrıntılarıyla anlattı.
Birleşmiş Milletler tam da Kıbrıs sorununu bu mantıktan uzaklaştırmaya çalışıyor.
Eğer her Güven Yaratıcı Önlem, kimin “evet” dediğini ve kimin “hayır” dediğini ispatlama fırsatına dönüşürse, o zaman Güven Yaratıcı Önlemler güven oluşturma araçları olmaktan çıkar ve bir sonraki suçlama turunda kullanılacak argümanlar üretme araçlarına dönüşür.
Beşli konferans sonuçtur, başlangıç değil
Holguin’in söyleşesinin belki de en önemli mesajı budur.
Bugün beşli konferans sürecin başlangıç noktası değildir.
Önceden yapılması gereken hazırlık çalışmalarının sonucudur.
Guterres, iki tarafın, üç garantör ülkenin ve kendisinin aynı masa etrafında oturup fotoğraf vermesini istemiyor.
Onları davet ettiği zaman somut bir şey açıklanabileceğini bilmek istiyor.
Yani gerçek bir müzakere sürecinin yeniden başladığının duyurulabileceğinden emin olmak istiyor.
Bu da tabloyu tamamen değiştiriyor.
Eylül ayı için verilmiş kesin bir randevu yoktur.
Beşli konferans garanti edilmiş değildir.
Güven Yaratıcı Önlemler, konferansın toplanmasıyla ilgisiz değildir.
Ve iyi niyet açıklamalarla ya da Cumhurbaşkanlığı tatilinin iptal edilmesiyle kanıtlanmaz.
İyi niyet masada kanıtlanır.
Sorun şu ki, Hristodulidis ile Erhürman şimdiye kadar o masaya oturmak için 26 Ağustos tarihini belirlemiş durumdadır.
Oysa Guterres’in onlara tanıdığı süre çoktan işlemeye başlamıştır.
*
HARAVGİ’den bir haber…
Kritik bir fırsat kaybediliyor - OPEK’ten Kıbrıs sorunu konusunda her iki lidere sert eleştiriler
Toplumun Modernleşmesi Düşünce Grubu (OPEK), Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ile Kıbrıs Türk toplumu lideri Tufan Erhürman’ın Kıbrıs sorununda ortaya çıkan “fırsat penceresini” değerlendirmeden bıraktıkları görüşünü dile getirdi.
OPEK, her iki liderin de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Kıbrıs’a yaptığı son ziyaret sırasında somut sonuçlar elde etmesini kolaylaştırmadığını savundu.
Yayımladığı açıklamada OPEK, Kıbrıs Türk toplumu liderinin “çıkmazın aşılması için büyük adımlar atmaya henüz hazır olmadığını” belirtti.
Aynı açıklamada, Cumhurbaşkanı Hristodulidis’in Güven Yaratıcı Önlemler, geçiş noktaları ve Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri konusundaki politikaları da eleştirildi.
OPEK ayrıca, Rum tarafının tutumunun müzakerelerin yeniden başlaması ihtimalini zorlaştırdığını öne sürerken, çözümün içeriğine ilişkin “yeni fikirler” tartışmalarının yaratabileceği riskler konusunda da uyarıda bulundu.
Açıklamada, Kıbrıs sorununda hâlâ bir fırsat penceresinin açık kalmasının, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile kişisel temsilcisi Maria Angela Holguin’in ısrarcı çabaları sayesinde mümkün olduğu ifade edildi ve zamanın giderek daraldığı vurgulandı.
OPEK, Genel Sekreter’in iki lidere yoğun çalışma ve istişare çağrısında bulunmasına rağmen, liderlerin “Ağustos ayının tamamını değerlendirmeden bıraktığını” belirtti.
Açıklamanın sonunda ise, mevcut yaklaşımda değişiklik yapılmaması halinde, adanın bölünmüşlüğünün kalıcı hale gelmesi riskinin daha da artacağı uyarısında bulunuldu.
*
Filelefteros’tan…
Larnaka’da köpek plajına erişimin kısıtlanması tepkilere yol açtı - Karavan ve araç erişimini sınırlamak amacıyla güvenlik bariyerleri yerleştirildi
Larnaka Havalimanı yakınlarındaki Kassianes bölgesinde bulunan köpek plajına araç erişiminin kısıtlanması tepkilere neden oldu. Söz konusu sahil şeridi boyunca Larnaka Kaza İdaresi tarafından güvenlik bariyerleri yerleştirildi.
Larnaka Kaymakamı Odiseas Hacistefanu’nun Filelefteros’a yaptığı açıklamaya göre, deniz suyu arıtma tesisinden havalimanı sınırlarına kadar olan bölgede daha önce araçların plaja girişini engellemek amacıyla kayalar yerleştirilmişti. Bölgenin, Tuz Gölü’ne yakınlığı nedeniyle Natura koruma alanı içerisinde bulunduğu belirtildi.
Hacistefanu, “Birileri kayaları kaldırmış. Bunun üzerine demir engeller yerleştirdik ancak onları da sökmüşler. Bölgede 13 karavan tespit ettik ve bunlara uyarı gönderildi. Bu nedenle güvenlik bariyerleri yerleştirildi” dedi ve buna rağmen plaja yaya olarak ulaşılabilecek noktaların mevcut olduğunu söyledi.
Kararın yeniden gözden geçirilmesini isteyen köpek sahiplerinin tepkilerinin temelinde ise hareket kabiliyeti kısıtlı köpeklerin, engelli bireylerin ve yaşlıların artık plaja ulaşmakta güçlük çekmesi bulunuyor.
Çünkü plaja erişim artık taşlarla kaplı dar bir toprak patika üzerinden sağlanıyor.
Bölgedeki gönüllülerden Hristina Agapiu gazeteye yaptığı açıklamada, “Kappari bölgesindeki plaj örnek alınmalı. Paralimni Belediyesi o plajın erişilebilir olması için önemli harcamalar yapıyor. Bu plaj bize köpeklerimizin serinlemesi için tahsis edildi. Plajın korunması gerektiğini anlıyoruz ancak artık erişilebilir olmaktan çıktı” ifadelerini kullandı.
Agapiu ayrıca araçların sınırlı şekilde giriş yapabileceği belirli bir alan oluşturulmasını talep etti.
“Şu anda durum çok zor. Güvenlik sorunları da var çünkü bölgede motokros yapan motosikletler bulunuyor. Ayrıca hareket kısıtlılığı yaşayan köpekler ve yayalar için erişim imkânı yok. Yakın zamanda hareket kabiliyeti kısıtlı bir kişi geldi ancak aşağı inemediği için geri dönmek zorunda kaldı. Plaj artık işlevini yitirmiş durumda” dedi.
Sorunun çözümü için plajı kullananlarla istişare yapılması gerektiğini belirten Agapiu, son dört yıldır köpek plajına gittiğini ve Larnaka Belediyesi’nin şezlonglar ile şemsiyeler yerleştirdiği alanda hiçbir zaman karavan görmediğini söyledi.
Araç erişiminin gerekli olduğunu ifade eden Agapiu, özellikle aşırı sıcaklarda plaja ulaşmanın daha da zorlaştığını belirterek, “40 derece sıcaklıkta taşların üzerinde yürüyen köpeklerin sıcak çarpması geçirme riski bulunuyor” dedi.
Filelefteros’un yönelttiği tepkilerle ilgili soruyu yanıtlayan Larnaka Kaymakamı ise, Larnaka Belediyesi’nin köpek plajına ahşap bir rampa inşa etmeyi planladığını söyledi.
Bu rampanın, hareket kabiliyeti kısıtlı köpeklerin yanı sıra engelli bireylerin de plaja daha kolay ulaşabilmesini sağlaması hedefleniyor.
*
HARAVGİ’den
Sürücü belgelerinde değişiklik: 17 yaşında direksiyon ve iki yıllık deneme süresi
Avrupa Birliği’nin yeni kuralları önümüzdeki yıllarda Kıbrıs Cumhuriyeti’nde sürücü belgeleriyle ilgili önemli değişiklikler getirecek.
Politis’in haberine göre, en dikkat çekici yeniliklerden biri, 17 yaşındakilerin refakatçi eşliğinde araç kullanabilecek olması. Mevcut uygulamada B kategorisi öğrenci sürücü belgesi 17 buçuk yaşında alınabilirken, yeni Avrupa düzenlemesiyle 17 yaşını dolduran kişiler direksiyon başına geçebilecek.
Ancak 18 yaşına kadar araç kullanabilmeleri için yanlarında Avrupa Birliği kuralları ve ulusal mevzuatın öngördüğü şartları taşıyan bir refakatçinin bulunması gerekecek.
Bu uygulamanın Avrupa Birliği üyesi ülkelerde 26 Kasım 2028 tarihinden itibaren yürürlüğe girmesi öngörülüyor.
Yeni sürücülere iki yıllık deneme süresi
İlk kez sürücü belgesi alanlar için de önemli değişiklikler geliyor.
Yeni Avrupa Birliği düzenlemesi, sürücü belgesi alındıktan sonra en az iki yıllık deneme süresi öngörüyor. Bu dönemde özellikle alkollü araç kullanımı konusunda daha sıkı kurallar ve yaptırımlar uygulanacak.
Ayrıca uyuşturucu etkisinde araç kullanımı, emniyet kemeri kullanımı ve çocuk güvenlik sistemlerine ilişkin kurallar da daha sıkı şekilde denetlenecek.
Sağlık kontrollerinde yeni sistem
Yeni kurallar, sürücülerin fiziksel ve zihinsel yeterliliklerinin değerlendirilmesini de kapsıyor.
Ancak bu, tüm sürücüler için zorunlu sağlık muayenesi anlamına gelmiyor. A ve B kategorilerinde üye ülkeler, genel sağlık muayenesi yerine sürücülerin kendi durumlarını değerlendirecekleri bir beyan sistemi uygulayabilecek.
Sağlık durumunun güvenli araç kullanımını etkileyebileceğine dair işaretler ortaya çıkması halinde ise tıbbi muayene zorunlu olacak.
Yeni Avrupa sistemi, sürücü belgelerinin askıya alınması veya kısıtlanmasına ilişkin kararların üye ülkeler arasında tanınmasını da güçlendiriyor.
Amaç, başka bir Avrupa Birliği ülkesinde ciddi trafik suçu işleyen sürücülerin, belgelerini farklı bir ülkeden almış olmaları nedeniyle yaptırımlardan kaçmasını önlemek.
Aşırı hız, alkol veya uyuşturucu etkisinde araç kullanma ile tehlikeli sürüş sonucu ölüm ya da ağır yaralanmaya neden olma gibi ihlaller bu kapsamda değerlendirilecek.
Değişikliklerin büyük bölümü 26 Kasım 2029’dan itibaren yürürlüğe girecek. Düzenlemeler, Avrupa Birliği’nin trafik kaynaklı ölümleri azaltma hedefinin bir parçası olarak hayata geçiriliyor.
*
MAKALE
POLİTİS
PANAYOTİS MAVROS
Dünya gezegeni... uçurumun kıyısında
İnsanlık, tüm teknolojik ve bilimsel ilerlemelere rağmen karanlığa doğru sürüklenmeye devam ediyor. Açgözlülük ve bencillik, dünyayı kan nehirlerinin aktığı savaşlara mahkûm ederken, iklim krizi konusunda da herkes konuşuyor ama gerçek anlamda kimse elini taşın altına koymuyor.
Orta Doğu alevler içinde. İran nükleer programı konusunda büyük güçlerle tehlikeli bir satranç oyunu oynarken, İsrail de sonunun nereye varacağını kimsenin bilmediği savaşların ortasında bulunuyor. İnsanlık 21. yüzyıla girmiş olabilir, ancak hâlâ çıkışı görünmeyen bir kısır döngünün içinde debeleniyor.
Hamas’ın 7 Ekim 2023’te gerçekleştirdiği saldırılar ve işlenen vahşet nasıl kınanmayı hak ediyorsa, bugün Gazze’de yaşananlar da aynı şekilde insanlığın vicdanında derin yaralar açıyor. İsrail, Gazze’deki yıkımla birlikte Filistinlileri ata topraklarından uzaklaştırmaya çalışmakla suçlanıyor.
Ukrayna’daki savaş da binlerce can almayı sürdürürken ufukta barış görünmüyor. Pakistan ile Hindistan ise bir parça toprak uğruna nükleer tehditler savuruyor. Koca bir dünyanın geleceği, kimi zaman değmeyecek hesapların gölgesinde şekilleniyor.
Bu tablo karşısında şaşırmamak gerekiyor. Çünkü insanlık, bütün ilerlemelerine rağmen özünde değişmiş görünmüyor. Bilim gelişti, teknoloji ilerledi, yaşam standartları yükseldi; ama savaşlar, çıkar çatışmaları ve güç mücadeleleri yerli yerinde duruyor.
Küreselleşme bir dönem halkların barış içinde yaşayabileceği umudunu doğurmuştu. Ne var ki bu umut kısa ömürlü oldu. Devletlerin çıkarları, halkların barışından daha ağır bastı. Bugün milyonlarca insan ya ekonomik krizlerin yükünü taşıyor ya da ekonomik ve stratejik çıkarlar uğruna yürütülen savaşların bedelini ödüyor.
Nefretin, savaşların, kanın ve düşmanlıkların olmadığı tek bir dünya ailesi kurma fikri ne yazık ki hâlâ bir ütopya gibi görünüyor.
İnsanlık tarihi başından beri savaşlarla, yağmalarla, vahşetle ve acıyla örüldü. Barış ise hep ulaşılmak istenen, ancak bir türlü tutturulamayan bir umut olarak kaldı.
Medeniyet ne kadar ilerlediğini iddia ederse etsin, savaş hâlâ yüceltiliyor, hâlâ meşrulaştırılıyor, hâlâ alkışlanıyor. Bu yüzden insan ister istemez şu soruyu soruyor: Dünya gerçekten bir uçurumun kıyısında mı?
Son Güncelleme: 11 Ağustos 2026 - 13:42
https://tr.news.rik.cy/tr/article/2026/8/11/kibris-rum-gazetelerinden-11082026/