Haravgi gaztesinin ana haberi…
Kiralık Çalışanlar!
PEO ve SEK sert önlemler uyarısında bulundu, Çalışma Bakanlığı’ndan acil düzenleme talep etti
PEO ve SEK sendikalarının şikayetlerine göre, otelcilik sektöründe ve eğlence merkezlerinde çalışan “kiralama” uygulaması giderek yaygınlaşıyor. Sendikaların yaptığı şikayetlere göre bu uygulama temizlik görevlisinden oda hizmetlisine, garsondan aşçıya kadar birçok çalışanı kapsıyor. Sendikalar, konuyla ilgili olarak Çalışma Bakanlığı’nın derhal müdahale etmesini talep ettiler. PEO ve SEK yetkilileri Çalışma Dairesi ile görüşme gerçekleştirirken, Çalışma İlişkileri Dairesi’ne de mektup gönderdi. Sendikalar, sorunun düzenlemeyle çözüme kavuşturulmasını bekliyor.
PEO’ya bağlı SYXKA Sendikası Genel Sekreteri Neofitos Timini, konunun ilgili bakan tarafından acil olarak ele alınmasını istedi ve sendikaların sert eylemler düzenleyebileceği uyarısında bulundu.
SEK’e bağlı OYXEKA Sendikası Genel Sekreteri Mihalis Frangu ise otelcilik sektöründe ciddi çarpıklıklar yaşandığını belirterek, toplu iş sözleşmelerinin ve iş mevzuatının ihlal edildiğini savundu.
*
Politis Gazetesinin Ana Haberi
Mevcut ve eski yetkililerden koruma sayılarının azaltılmaması için girişimler: Polis korumalarını, şoförlerini ve yardımcılarını kaybetmek istemiyorlar
Kıbrıs Cumhuriyeti Adalet Bakanı Kostas Fitiris’in mevcut ve eski devlet yetkililerine tahsis edilen polis korumalarını azaltma, hatta bazı durumlarda tamamen kaldırma yönündeki niyeti tepkilere neden oldu.
Politis’in elde ettiği bilgilere göre, bu düzenlemeden etkilenmesi muhtemel bazı isimler, kendilerine tahsis edilen polis memuru, şoför ve kişisel yardımcı işlevi gören görevlileri kaybetme ihtimaline karşı çeşitli girişimlerde bulunarak koruma sayılarının azaltılmasını veya tamamen kaldırılmasını engellemeye çalışıyor.
Bakan Fitiris’in polis korumalarına ilişkin önerisini ay sonundan önce yapılacak bir sonraki Bakanlar Kurulu toplantısında sunması bekleniyor. Ancak nihai karar Bakanlar Kurulu tarafından verilecek.
Adalet Bakanı’nın polis korumalarında kesintiye gidilmesi yönündeki yaklaşımının net olduğu belirtilirken, önerinin açıklanması öncesinde kulis faaliyetlerinin ve tepkilerin yoğunlaştığı ifade ediliyor.
*
Filelefteros Gazetesinin Ana Haberi
Avrupa Birliği Adalet Divanı’ndan Natura 2000 bölgeleriyle ilgili kritik karar
Projelere izin verilmesine sınır getirildi, Sayıştay sorumluların hesap vermesini istiyor
Natura 2000 ağı kapsamındaki koruma bölgeleri için gerekli koruma tedbirlerini belirleyen kararnamelerin çıkarılmasında ve net hedeflerin ortaya konulmasında yıllardır yaşanan gecikmeler, Avrupa Komisyonu’nun Kıbrıs’ı Avrupa Birliği Adalet Divanı’na sevk etmesine yol açtı. Bu gelişme, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yüksek para cezaları ve günlük mali yaptırımlarla karşı karşıya kalması riskini beraberinde getirirken, koruma altındaki bölgelerde verilen proje ve plan izinlerinin hukukiliğini de tartışmalı hale getiriyor.
Bu tabloya, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın kısa süre önce verdiği emsal niteliğindeki karar da eklendi. Mahkeme, Natura 2000 ağı kapsamındaki bölgeleri etkileyen proje ve planların etkilerine ilişkin geçerli bir değerlendirme yapılabilmesi için önceden belirlenmiş, somut, ölçülebilir ve sayısal koruma hedeflerinin bulunmasının zorunlu olduğunu açıkça ortaya koydu.
Kararın Kıbrıs üzerindeki etkisinin doğrudan olacağı belirtiliyor. Çünkü ülkede özel koruma hedeflerinin belirlenmesi konusunda önemli eksiklikler bulunuyor. Bu durum Çevre Dairesi’nde de endişeye yol açarken, gerekli koruma hedeflerinin yasallaştırılmadığı bölgelerde proje başvurularının incelenmesi ve izinlendirilmesinin artık mümkün olmayabileceği değerlendiriliyor. Aksi halde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, verilen izinlerin hukuki açıdan geçersiz sayıldığı İrlanda ile aynı durumla karşı karşıya kalabileceği belirtiliyor.
Kıbrıs’ta sorun, hem Özel Koruma Bölgeleri hem de Özel Koruma Alanları açısından ciddi boyutta görülüyor. Ülke uzun yıllar boyunca genel ya da yetersiz koruma hedeflerine dayanırken, Avrupa Birliği Adalet Divanı bu tür hedeflerin proje değerlendirmeleri için yasal bir dayanak oluşturamayacağına hükmetti.
*
Alithia gazetesinin ana haberi…
iddiası: 2026 yılının Kıbrıs’ında çalışan ticareti… Üçüncü ülkelerden gelen işçiler “kiralanıyor”
SEK ve PEO, hizmet sağlayıcı şirketler aracılığıyla üçüncü ülkelerden getirilen çalışanların oteller, barlar, restoranlar ve ofislerde toplu iş sözleşmeleri ile iş mevzuatına uyulmadan çalıştırıldığından şikayetçi oldu.
SEK ve PEO sendikaları, üçüncü ülkelerden gelen çalışanların hizmet sağlayıcı şirketler aracılığıyla adeta “kiralandığını” iddia ederek, uygulamanın ciddi boyutlara ulaştığı uyarısında bulundu. Sendikalara göre söz konusu çalışanlar oda hizmetlisi, temizlik görevlisi, garson ve aşçı olarak otellerde, barlarda, restoranlarda ve çeşitli işyerlerinde istihdam ediliyor.
SEK adına konuşan Mihalis Franku, yaşanan durumu “köle pazarı” olarak nitelendirirken, PEO’dan Neofitos Timinis ise Çalışma Bakanlığı’nın yeterli denetim gerçekleştirmediğini savundu.
Timinis, “Çalışma Bakanlığı tarafından tatmin edici denetimler yapılmıyor” açıklamasında bulundu.
Sendika yetkililerine göre sorun çok sayıda otel işletmesinde tespit edildi. Uygulamanın özellikle Aya Napa ve Baf’ta yaygın olduğu, ancak Limasol’da da görüldüğü belirtiliyor.
Sendikalar, sorunun gerçek boyutlarının ise henüz tam olarak bilinmediğini ifade ettiler.
*
Haravgi
Neofitos Neofitu’nun kaleminden
Tek Boyutlu Hristodulidis Politikası Görünür Riskler Taşıyor
Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis’in tek boyutlu dış politikası, Kıbrıs sorununu da etkileyerek çıkmazlara ve ulusal açıdan tehlikeli gelişmelere yol açıyor.
Hristodulidis, Kıbrıs sorununun Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri himayesinde, BM kararları ve parametreleri temelinde yürütülen süreç içinde kalması için yeterli ısrarı göstermiyor ve bu yönde çalışmıyor. Aksine attığı adımlar, Kıbrıs sorununu olması gereken zeminden uzaklaştırarak sözde “müttefiklik” çerçevelerine taşıyor. ABD, NATO çevreleri ve Avrupalı ortakların sürece müdahil olmasına izin verdi; bunun Türkiye üzerinde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin lehine baskı oluşturacağını düşündü. Ancak gerçekte baskılar Türkiye’ye değil bize yönelirken, Türkiye ciddi bir baskı veya sonuçla karşılaşmadan uzlaşmaz politikasını sürdürmeye devam ediyor.
Hristodulidis’in politikası, Kıbrıs sorununu Türkiye’nin Avrupa Birliği üyelik süreciyle ilişkilendirmekte de başarısız oldu. Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Birliği üyeliğinin kendi öncelikleri arasında yer almadığını ve Avrupa Birliği’nin Türkiye’ye, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne duyduğundan daha fazla ihtiyaç duyduğunu açıkça ifade ediyor. Türkiye, karşılığında benzer adımlar atmadan Avrupa Birliği ile ilişkilerinden fayda sağlıyor; demokrasi ve insan hakları gibi Avrupa değerlerini ve ilkelerini ise çoğu zaman göz ardı ediyor.
Bu nedenle Hristodulidis’in, Avrupa Birliği’nin Kıbrıs sorununun çözümünde belirleyici bir rol oynayabileceği yönündeki görüşü gerçekçi değil ve mevcut koşullarla örtüşmüyor. Avrupa Birliği diplomatik ve siyasi girişimlerle katkı koyabilir, ancak bunun ötesine geçemez. Çünkü Avrupa Birliği, jeostratejik konumu, askeri gücü ve birçok Avrupa ülkesi için önemli olan geniş pazarı nedeniyle Türkiye’ye ihtiyaç duyuyor.
Bir diplomat olarak Hristodulidis’in bu gerçekleri çok daha derinlemesine değerlendirmesi gerekirdi. Aynı şekilde Türkiye’nin Rusya, Çin, Orta Doğu ve Afrika ülkelerine karşı izlediği düşmanca olmayan yaklaşımı da dikkate almalıydı. Avrupa Birliği’nin küçük ve sınırlı etkiye sahip bir üyesi olan Kıbrıs Cumhuriyeti’nin rolü ve etkisi bellidir. Buna karşılık ülke, güçlü müttefikleri ve ortaklarından yoğun baskı görme riskiyle karşı karşıya kalabilir.
Bu nedenle ulusal çıkarlarımız açısından, çok boyutlu, dinamik ve çoğulcu bir dış politikanın daha yararlı olduğunu kavramamız gerekiyor. Kıbrıs sorununun çözümü, Türkiye’ye daha fazla hizmet eden dar müttefiklik ve NATO çerçevelerinde değil; Birleşmiş Milletler parametreleri temelinde adil bir federasyon çözümü çerçevesinde ve Güvenlik Konseyi’nin tüm daimi üyelerinin desteğiyle aranmalıdır.
*
Filelefteros:
Ele verir talkını, kendi yutar salkımı Averof... DİSİ ve AKEL'e saldırdı, at gözlüğüyle kendi kalesine gol attı…
Yorgos Kalliniku'nun kaleminden
“Benim için at gözlüğünün siyasette yeri olmadığı için, açıkça söyleyeceğim...” diyordu Averof Neofitu açıklamasında. Kabul etmek gerekir ki Averof Neofitu gösterişli bir çıkış yaptı. Eğer bu gerçekten siyasetçiler arasında hakim bir ilke olsaydı, siyaset ve siyasetçiler bugün güvenilirlik ölçeğinde çok yüksek bir yerde olur ve vatandaşlardan büyük saygı görürdü. Halbuki uzun yıllardır bulundukları yer buna tam tersi yönde...
Averof Neofitu’nun gösterişli paylaşımında şu ifadeler yer alıyordu:
“Benim için at gözlüğünün siyasette yeri olmadığı için, açıkça söyleyeceğim ki... çözümün iki geleneksel gücü olan AKEL ve DİSİ, ne yazık ki her ikisi de sözde siyasi maliyetten korkarak son dönemde Kıbrıs sorununu bir kenara bıraktı ve Kıbrıs konusunda yanlış kararların sorumluluğunu taşıyor.
Benim görüşüme göre tarih AKEL’in hesabına şunları yazacaktır: 1. Amerikan-İngiliz-Kanada planına HAYIR demesi ve 2. Annan Planı’na HAYIR demesi. DİSİ’nin hesabına ise: 1. Gali Fikirleri’nin gömülmesini ve 2. Crans-Montana’nın çökmesini.”
Averof’un DİSİ ve AKEL’e yüklediği sorumluluklarda haklı olup olmadığı çok geniş bir konu olup uzun bir tartışmayı gerektirir. Sözünü ettiği her olay için ciddi şekilde tartışmalı noktalar vardır. Ve açıkçası, şimdi bu tartışmanın zamanı değil. Kaldı ki birisi onun tamamen haklı olduğunu kabul etse bile, bu tarihi değiştirecek bir şey değildir. Ne bugünü ne de geleceği etkileyebilir.
Ama bu noktada büyük önem taşıyan şey, “at gözlüğünün siyasette yeri yoktur” diyen siyasetçinin bunu her durumda kendisinin de uygulayıp uygulamadığıdır.
Gali Fikirleri’nin gömülmesine gelince… Bu, DİSİ’nin kurucusu Glafkos Kliridis’e 1992-93 döneminde yöneltilen bir suçlamaydı. Amaç, dönemin Cumhurbaşkanı Yorgos Vasiliu karşısında Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı seçimini kazanmaktı.
Arşivime dönüp baktım ama ne yazık ki Averof’un, Kliridis-DİSİ’nin o dönemki kararına karşı çıktığını gösteren tek bir tepkisine rastlamadım.
Anlaşılan o dönemde “at gözlüğünün siyasette yeri vardı”...
1992’nin oldukça uzak bir tarih olduğu ve Averof’un o sırada henüz 31 yaşında olduğu, yeterli siyasi bilgiye sahip bulunmadığı ve daha sonra elde edeceği siyasi güce henüz ulaşmamış olduğu söylenebilir tabi.
O halde ikinci örneğe bakalım.
Averof bugün DİSİ’yi, o dönemde başkanı da kendisi olmasına rağmen, siyasi maliyetten korkarak 2017’de Crans-Montana’daki görüşmeleri gömmekle suçluyor. O günlerde Nikos Anastasiadis, 2018’de yeniden seçilmeyi hedeflediği için müzakerelerde sonuna kadar gitmemekle eleştirilmişti.
Ama meslektaşımız Andreas Pimbişis haberinde çok yerinde bir hatırlatma yaparak Eylül 2017’de Averof Neofitu’nun Anastasiadis’in tutumunu savunduğunu yazıyor.
Neofitu, Guterres Çerçevesi ile denetim mekanizmasına ilişkin gayriresmî belgenin korunması gereken bir kazanım olması gerektiğini savunuyordu. “Diyaloğun devamı bu belirli kazanım temelinde olmalıdır” diyordu.
Ayrıca Ulusal Konsey’de şunları söylediğini aktarıyordu:
“Hem Çerçeve’yi hem de Uygulama Mekanizması'nı, tıpkı Yunanistan Dışişleri Bakanı’nın da söylediği gibi, kazanım olarak güvence altına almak zorundayız...”
Hatta dönemin Cumhurbaşkanı Anastasiadis’e verdiği desteği daha da açık hale getirerek, Guterres Çerçevesi'nin neden görüşülemediğini şöyle açıklıyordu:
“Türkiye,./ Cumhurbaşkanı Anastasiadis ve Nikos Kotzias’ın çabalarına rağmen garantör güç rolünü ve müdahale hakkını korumakta ısrar etti. Ne yazık ki Türkiye Dışişleri Bakanı, Guterres Çerçevesi'nin garantilerin kaldırılmasına ilişkin önerilerini hiçbir zaman kabul etmediği için Denetim Mekanizması konusunda esaslı bir tartışmaya ulaşmamıza izin vermedi.”
Ele verir talkını, kendi yutar salkımı Averof...
Belli ki at gözlüğünün siyasette her zaman bir yeri vardı.
Hâlâ da var ve muhtemelen ortadan kalkacağı günün gelmesi pek mümkün görünmüyor.
Ancak Averof’un bu gürültülü çıkışı nedeniyle zor durumda kalması meselenin özü değildir. İki podcast yayınında dile getirdiği görüşler çok daha büyük bir açmazdır.
Neofitu, Holguin’in, yeni bir gayriresmî beşli toplantının yolunun açılabilmesi için geçiş noktalarının açılması ve Güven Artırıcı Önlemler konusunda ilerleme sağlanmasının gerekli olduğu yönündeki değerlendirmesini benimsiyor. Kıbrıs Rum tarafının geçiş noktalarının açılması konusunda uzlaşamaması nedeniyle BM Genel Sekreteri’nin elinin boş kaldığını öne sürüyor.
Artık herkes biliyor ki Averof’un tutkusu, 2023’te başaramadığını 2028’de başarmaktır.
Ama bu tür görüşlerle devam edecekse, şimdiden sahadan çekilsin daha iyi. Birincisi, öncelikle parti içinde adaylığı kazanma mücadelesini kazanması gerekir. Halbuki O yaptığı bu çıkışlarla daha şimdiden kendi kalesine gol attı.
İkincisi, adaylığı elde etmeyi başarsa bile ki bu son derece zor görünüyor, seçmeni önce ikinci tura taşıyacak, ardından da kendisini Cumhurbaşkanı seçecek desteği toplaması gerekiyor.
Eğer bu tür görüşlerle, yalnızca dar bir seçmen grubuna hitap eden pozisyonlarla siyasi zeminde kazanç sağlayacağını düşünüyorsa, o zaman güneşin bir gün batıdan doğabileceğine de inanıyor olabilir.
*
Son Güncelleme: 19 Ağustos 2026 - 13:47
https://tr.news.rik.cy/tr/article/2026/8/19/kibris-rum-gazetelerinden-19082026/