Filelefteros gazetesinin ana haberi Ortadoğu'da yeniden yükselen gerilimin küresel piyasalara ve ekonomiye olası etkilerini konu alıyor.
Ortadoğu’da jeopolitik risk yeniden yükseliyor
Savaş yeniden başladı, Piyasalar altüst, Hürmüz Boğazı yeniden kapanıyor
Petrol fiyatları yüzde 5 yükseldi, artışın sürmesi bekleniyor
Petrol fiyatları yüzde 5 yükseldi, artışın sürmesi bekleniyor
Dünya genelinde hükümetler ve toplumlar, savaşın geride kaldığı yönünde bir beklenti içindeyken, Amerika Birleşik Devletleri ile İran ateşkesi bir kenara bırakarak pazartesi gününden itibaren yeniden ciddi çatışmalara yöneldi.
Uluslararası ham petrol piyasası gelişmelere yüzde 5’lik fiyat artışıyla tepki verdi. Bu yükselişin bugün de devam etmesi beklenirken, kısa süre içinde akaryakıt pompalarına, ardından da süpermarket raflarındaki ürün fiyatlarına yansıması öngörülüyor.
Hızlı bir gerilim düşüşü sağlanamaması halinde, yeni bir enflasyon baskısı döneminin başlaması bekleniyor.
Borsalarda enerji devleri dün önemli kazançlar elde ederken, havayolu şirketlerinin hisseleri değer kaybetti. Asya piyasalarında ciddi değer kayıpları yaşandı.
ABD Başkanı Donald Trump, dün İran’a yönelik yeni ve sert saldırılar düzenlenebileceği uyarısında bulunarak, dünya genelindeki hükümetlerin ekonomi yönetimlerinde jeopolitik endişelerin yeniden zirveye çıkmasına neden oldu.
*
Bir diğer ana haber hükümetin enerji politikası ve Promitheas gemisine ilişkin tartışmalar sd. Alithia gazetesinden aktarıyoruz:
Hristodulidis hükümetinin enerji politikası tüm hızıyla sürüyor - Promitheas gemisi için ödeme yapıyoruz ama bu daha avantajlı bir seçenek
Enerji Bakanı Mihalis Damianos, Promitheas gemisinin vergi mükelleflerine aylık 190 bin dolar maliyetle Malezya’da kalmasının "daha avantajlı" olduğunu söyledi.
Enerji Bakanı, Meclis’te yaptığı açıklamada, "İhtiyaç duyduğumuzda gemiyi getiririz" dedi. Hristodulidis hükümeti döneminin neredeyse tamamında doğal gaz terminali projesi büyük ölçüde durma noktasında kalırken, geminin yeniden kiralanabilmesi veya Kıbrıs Cumhuriyeti tarafından teslim alınabilmesi için tekrar tadilata ihtiyaç duyulacağının belirtilmesi, selefinin daha önce yaptığı açıklamalarla çelişiyor.
*
Haravgi gazetesinin ana haberi, AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanu’nun Kıbrıs sorununda müzakereler, elde edilen yakınlaşmalar ve çözüm sürecine ilişkin yaptığı açıklamalara yer veriyor.
Stefanu: Yakınlaşmalar korunmalı, çözüm sürecine NATO'nun dahil edilmesi reddedilmeli
Elde edilen kazanımları korumalı ve çözüm bekleyen konulara odaklanmalıyız başlıkları altında verilen haberde şöyle yazıyor:
AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanu, Kıbrıs sorununda müzakerelerin yeniden başlaması için Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin çabalarına destek verdiklerini açıkladı.
Stefanu, hedefin uzun süren çıkmazı aşmak ve kapsamlı çözüme yönelik etkili bir süreç başlatmak olduğunu belirterek, görüşmelerin 2017 yılında kesildiği noktadan yeniden başlaması ve bugüne kadar sağlanan yakınlaşmaların korunması gerektiğini söyledi.
AKEL Genel Sekreteri, BM’nin taraflar arasında sağlanan yakınlaşmaları resmi olarak kayıt altına almasını önerdi. Bunun, müzakerelerin hangi noktadan devam edeceği konusunda yeni anlaşmazlıkların önüne geçeceğini ifade etti.
Stefanu ayrıca, üzerinde uzlaşılmış konulara yeni öneriler eklenmesinin yeni ve uzun sürecek müzakere süreçlerine yol açabileceği uyarısında bulundu.
Stefanu, son dönemde gündeme gelen dört yaklaşımı reddettiklerini belirtti. Bunlar arasında federal hükümetin yetkilerinin azaltılması, başkanlık sisteminden parlamenter sisteme geçilmesi, garanti sisteminin yerine NATO’nun dahil olacağı yeni bir güvenlik düzenlemesi ve geçiş dönemli aşamalı çözüm modeli bulunuyor.
AKEL’in özellikle NATO’nun çözümün uygulanmasında rol almasına karşı olduğunu vurgulayan Stefanu, Avrupa Birliği’nin bir anlaşmanın uygulanmasını güvence altına alabilecek yeterli mekanizmalara sahip olduğunu söyledi.
Stefanu, çözüm için mevcut araçların ve ortak çıkarların değerlendirileceği açık bir yol haritasına ihtiyaç olduğunu belirterek, AKEL’in desteği olmadan herhangi bir çözümün toplumda gerekli kabulü görmesinin zor olacağını ifade etti.
*
Politis gazetesinin ana haberi Kıbrıs Cumhuriyeti’nde çocuk yardımı ve tek ebeveynli ailelere yönelik devlet desteklerinde uygulanan mal varlığı kriteriyle ilgili tartışmaları konu alıyor.
Milyonluk servete sahip kişiler de devlet yardımı alabiliyor - Tek ebeveynli aile ve çocuk yardımlarında eşitsizlikler ve adaletsizlikler başlıkları altındaki habere göre…
Kıbrıs Cumhuriyeti’nde çocuk yardımı ve tek ebeveynli ailelere yönelik devlet desteklerinde uygulanan mal varlığı kriteri tartışma yarattı.
Mevcut düzenlemeye göre, taşınmaz mal, banka mevduatı, tahvil ve hisse senedi gibi varlıklarının toplam değeri 1 milyon 200 bin avroya kadar olan aileler ve tek ebeveynler, belirli koşulları karşılamaları halinde devlet desteği alabiliyor.
Çocuk yardımı yıllık olarak, tek ebeveynli aile desteği ise aylık olarak ödeniyor.
Yasal düzenlemelerde zaman içinde çeşitli değişiklikler yapılmasına rağmen mal varlığı sınırının değişmeden kaldığı belirtilirken, bu kriterin kademeli değil, herkese aynı şekilde uygulanması sosyal yardımların hedeflenmesi konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Haberde, yüksek mal varlığına sahip kişilerin de bu yardımlardan yararlanabilmesinin, sosyal yardım sistemindeki eşitsizlik ve adalet tartışmalarını yeniden gündeme getirdiği ifade ediliyor. Zira sistem, ekonomik ve mal varlığı açısından birbirinden çok farklı durumda olan kişilere aynı şekilde yaklaşılması nedeniyle eşitsizliklere ve adaletsizliklere yol açıyor.
Örneğin, 1,2 milyon avro değerinde mal varlığına sahip ve yıllık geliri 30 bin avroya kadar çıkan bir tek ebeveynli kişi, yani aylık yaklaşık 2 bin 500 avro gelir elde eden biri, ayda 200 avro tek ebeveynli aile yardımı alabiliyor.
Hiç mal varlığı bulunmayan ve yıllık geliri 14 bin avroyu aşmayan, yani aylık yaklaşık 1.165 avro geliri olan bir tek ebeveynli kişi de aynı yardımdan, yararlanıyor.
*
GAZETELERİN DİĞER HABERLERİNDEN SEÇMELER
Haravgi…
“Mafya Devlet” soruşturmasında Anagnostopulos’un atanmasına tepkiler
Hükümetin, Yolsuzlukla Mücadele Kurumu’nun “Mafya Devlet” dosyasına ilişkin raporunu inceleyecek bağımsız ceza soruşturmacıları ekibine İlias Anagnostopulos’u atama kararı yeni tartışmaları beraberinde getirdi.
Tepkilerin odağında, Anagnostopulos’un geçmişte “kara van” davasında Tal Dilyan’ın savunma avukatlığını yapmış olması bulunuyor. Eleştiren kesimler, bu durumun soruşturmanın tarafsızlığı konusunda soru işaretleri yarattığını savunuyor.
Bakanlar Kurulu tarafından onaylanan atamayla Anagnostopulos, daha önce Focus davasında Mihalis Zolotas ile ilişkisi nedeniyle görevinden ayrılan Hristos Milonopulos’un yerine getirilmişti.
Hükümet Sözcüsü Konstandinos Letimbyotis ise eleştirilerin soruşturmanın kapsamıyla bağlantılı olmadığını belirterek, “kara van” davasının Yolsuzlukla Mücadele Kurumu’nun raporunda yer almadığını ve yeni soruşturma ekibinin görev alanına girmediğini açıkladı.
Bu arada tartışmalar, Başsavcı ve Başsavcı Yardımcısı’nın görevde kalması konusuna da uzanıyor. Hükümeti eleştirenler, bu durumun soruşturmanın bağımsızlığına ilişkin algıyı etkilediğini belirtirken, hükümet soruşturmanın mevcut kurumsal prosedürler temelinde ilerleyeceğini vurguladı.
*
AKEL ve CTP Barış ve Yeniden Birleşme İçin Güçlerini Birleştiriyor
AKEL Lefkoşa – Girne örgütlerinin temsilcileri, 6 ve 7 Temmuz tarihlerinde CTP (Cumhuriyetçi Türk Partisi) Omorfo ve Lefkoşa örgütlerinin temsilcileriyle görüşmeler gerçekleştirdi.
AKEL Lefkoşa – Girne İlçe Komitesi tarafından yapılan açıklamaya göre, 6 Temmuz’daki görüşmede AKEL heyetine İlçe Örgüt Sekreteri Konstandinos Hristoforu başkanlık ederken, CTP Omorfo örgütünü İlçe Sekreteri Cemal Türkler temsil etti.
7 Temmuz’daki görüşmede ise AKEL heyetinin başkanlığını Lefkoşa – Girne İlçe Sekreteri Hristos Hristofias yürüttü. CTP Lefkoşa örgütünü İlçe Yönetim Kurulu Başkanı Devrim Barçın temsil etti.
Görüşmeler sırasında iki taraf, güncel siyasi gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulundu; iki partinin ilçe örgütlerinin yürüttüğü çalışmalar hakkında karşılıklı bilgilendirme yaptı ve önümüzdeki dönemde ortak faaliyetlerin geliştirilmesi olanaklarını ele aldı.
Açıklamada, iki tarafın Kıbrıs’ta barışın sağlanması ve yeniden birleşme hedefi doğrultusunda ortak mücadelenin sürdürülmesi gerekliliğini yeniden teyit ettiği belirtildi.
*
Filelefteros’tan:
Limasol’da kurye çalışanına yeni saldırı: Sopalarla dövülüp parası, cep telefonları ve motosikleti çalındı
Dün Limasol’da 23 yaşındaki bir yemek dağıtım çalışanının mağdur olduğu soygun olayını araştıran Polis açıklamasına göre, olay saat 21.50 sıralarında Limasol’un Kato Polemidya bölgesinde meydana geldi. 23 yaşındaki kurye motosikletiyle seyir halindeyken kendisine üç kişi yaklaşarak, çalışana sopalarla saldırıp darp etti. Saldıranlar ardından mağdurun motosikletini, yanında bulunan 100 avro nakit parayı ve iki cep telefonunu aldılar ve olay yerinden kaçtılar.
Limasol Genel Hastanesi’ne başvuran 23 yaşındaki mağdura yapılan kontrollerde karın bölgesinde ve sağ kolunda morluklar tespit edildi. İlk yardım uygulandıktan sonra taburcu edildi.
Polis ekiplerinin yaptığı incelemeler sonucunda, mağdurun motosikleti Limasol’da boş bir arazide terk edilmiş halde bulundu. Limasol Polis Müdürlüğü Suç Araştırma Şubesi (TAE) soruşturmayı sürdürüyor.
*
Agros’ta olağanüstü nadir yağış: Temmuz ayında 1976’dan bu yana rekor kırıldı
Meteoroloji Dairesi, 7 Temmuz’da Agros’ta tarihi nitelikte bir yağış olayı kaydedildiğini açıkladı.
Agros’taki meteoroloji istasyonunda 98,1 milimetre yağış ölçüldü. Bu miktarın, 1976’dan bu yana Temmuz ayları için kaydedilen en yüksek değer olduğu belirtildi. Otomatik istasyon ise yalnızca 2 saat 38 dakika içinde 100,3 milimetre yağış kaydetti.
Meteoroloji Dairesi, yağışın hem şiddeti hem de kısa sürede gerçekleşmesi nedeniyle son derece nadir bir olay olduğunu açıkladı.
Öte yandan Temmuz ayının ilk 8 gününde ortalama yağış miktarı, ay normallerinin yüzde 200’üne ulaştı.
En yüksek yağış miktarları 37,1 milimetre ile Platania’da, 30,5 milimetre ile Prodromos’ta ve 12,7 milimetre ile Meryemana Köprüsü - Gefiri Panagias’ta kaydedildi.
1 Ekim’den bugüne kadar ise özgür bölgelerde toplam yağış miktarı 576,9 milimetreye ulaşarak normal seviyenin yüzde 116’sına çıktı.
*
RÖPORTAJ DEĞERLENDİRME YAZISI
08.07.26 tarihli dünkü Politis gazetesinde, Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Direktörü Hristos İakovu ile NATO Zirvesi sonrası oluşan dengeler, ABD-Türkiye yakınlaşması, F-35 tartışması, İsrail’in tutumu, Yunanistan ve Kıbrıs sorununun geleceğini değerlendiren bir röportaj - değerlendirme yazısı vardı.
Hristos Yakovu: Türkiye, İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs sorunu – NATO Zirvesi sonrası yeni dönem ve büyük kazanan
ABD Başkanı Avrupa güvenlik dengelerini nasıl değiştiriyor – Ankara-Washington arasında görüntüye dayalı yeniden yakınlaşma, F-35 tartışması ve İsrail’in itirazları
Kıbrıs Araştırmaları Merkezi Direktörü Hristos İakovu, NATO Zirvesi’nde son iki günde yaşanan gelişmeleri değerlendirerek, zirvenin büyük kazananının Tayyip Erdoğan değil, Donald Trump olduğunu ifade etti.
Politis’in 107,6 ve 97,6 radyolarında yayımlanan “Sabah Değerlendirmesi” programına konuşan İakovu, NATO açısından temel meselenin zirve görüşmeleri veya ikili temaslardan çok, ABD Başkanı’nın Avrupa güvenliğinde ABD’nin askeri ve ekonomik katkısını azaltma yönündeki ısrarı olduğunu söyledi.
İakovu, bu yaklaşımın somut politikalara dönüşmesi halinde NATO’nun Avrupa’daki rolü ve görev anlayışının bugüne kadar bilinen biçiminden önemli ölçüde değişebileceği değerlendirmesini yaptı.. Buna bağlı olarak Avrupa ülkeleri üzerinde savunma ve güvenlik alanında daha fazla sorumluluk üstlenmeleri yönündeki baskının artacağını belirtti.
Bölgesel gelişmelere de değinen İakovu, zirvenin İran krizi devam ederken gerçekleştiğine dikkat çekti. Türkiye’nin bu durumu siyasi olarak değerlendirmeye çalıştığını, bunun da İsrail’de ve özellikle Başbakan Binyamin Netanyahu’da rahatsızlık yarattığını ifade etti.
Ankara-Washington arasında görüntüye dayalı yeniden yakınlaşma
Hristos İakovu, Türkiye ile ABD arasında yeniden bir yakınlaşma süreci yaşandığını, ancak bunun şu aşamada daha çok iletişim ve mesaj düzeyinde kaldığı değerlendirmesini yaptı..
İakovu, görüşmelerin merkezindeki en önemli konunun, Türkiye’nin Rus yapımı S-400 sistemlerini satın almasının ardından CAATSA yasası kapsamında uygulanan yaptırımlar olduğunu söyledi. Bu yaptırımlar nedeniyle Türkiye’nin F-35 savaş uçağı programından çıkarıldığını hatırlattı.
Bu temaslardan yaptırımların kaldırılması yönünde doğrudan bir karar çıkmadığını, yalnızca gelecekte olası değişikliklerin ele alındığını belirten İakovu, böyle bir kararın ABD Kongresi’nin katılımı olmadan alınamayacağını vurguladı.
İakovu’ya göre görüşmeler, S-400 sistemlerinin geleceği üzerinde yoğunlaşıyor. Bu kapsamda sistemlerin depolanması veya üçüncü bir ülkeye aktarılması gibi seçeneklerin değerlendirilerek Türkiye’nin F-35 programına yeniden dahil edilmesinin önünün açılması ihtimali konuşuluyor. Ancak bunun henüz alınmış bir karar değil, yalnızca üzerinde durulan seçenekler olduğunu ifade etti.
İsrail neden tepki gösteriyor?
İakovu, F-35 savaş uçaklarının beşinci nesil uçaklar olduğunu ve istihbarat toplama, işleme ve paylaşma alanlarında son derece önemli kapasitelere sahip bulunduğunu söyledi.
Bu özellikleri nedeniyle F-35’lerin modern savaş alanında “güç çarpanı” olarak değerlendirildiğini belirten İakovu, İsrail’in bölgedeki başka bir ülkenin benzer kapasitelere ulaşmasını istemediğini ve Netanyahu’nun tepkisinin İsrail açısından beklenen bir yaklaşım olduğunu ifade etti.
İakovu ayrıca, ilgili açıklama ve sızıntıların Türkiye’nin F-35 programına olası dönüşünü caydırıcı bir unsur olarak da işlev görebileceğini, aynı zamanda zirve sürecinde olumlu bir ortam oluşturma amacına hizmet edebileceğini değerlendirmesini yaptı..
Yunanistan açısından endişeler
Yunanistan’ın endişe etmesi için neden olup olmadığı sorusuna İakovu, olumlu yanıt verdi.
Türkiye’nin 40’a kadar F-35 talep ettiğini hatırlatan İakovu, Ankara’nın bu programa katılımının yalnızca uçak satın alımıyla sınırlı olmadığını, aynı zamanda parça üretimi alanında da yer aldığını belirtti.
Bunun Türkiye’ye teknik bilgi, ileri teknolojiye erişim ve yerli savunma sanayisinin güçlendirilmesi açısından avantajlar sağladığını ifade eden İakovu, uçakların edinilmesinin Ankara’ya bölgedeki diğer ülkeler karşısında önemli bir stratejik avantaj sağlayabileceği değerlendirmesini yaptı..
Türkiye-İsrail ilişkilerinde normalleşme zor
Türkiye ile İsrail ilişkilerinin ABD arabuluculuğuyla iyileştirilmesi ihtimaline değinen İakovu, bunun teorik olarak mümkün olduğunu ancak uygulamada oldukça zor göründüğünü söyledi.
İakovu, Türkiye’nin İsrail’in tehdit olarak gördüğü bazı güç ve örgütlere yönelik politikalar geliştirdiğini, ayrıca son yıllarda İsrail’e yönelik söyleminin oldukça sert olduğunu belirtti.
1990’lı yıllardaki Türkiye-İsrail stratejik işbirliği modeline dönüşün bugün daha çok söylemsel bir hedef olarak kaldığını, gerçekçi bir perspektif olarak görülmesinin zor olduğunu ifade etti.
Kıbrıs sorunu gündemin alt sıralarında
Kıbrıs sorununa da değinen İakovu, konunun zirvenin arka planındaki bazı görüşmelerde ele alınmış olabileceğini ancak NATO’nun ana gündeminde üst sıralarda yer almadığı değerlendirmesini yaptı..
İakovu’ya göre Kıbrıs sorununda gerçek bir hareketlilik yaşanabilmesi için meselenin daha geniş bir jeostratejik yeniden yapılanmanın parçası haline gelmesi gerekiyor.
Kıbrıs sorununun yeni stratejik ihtiyaçların karşılanması açısından gerekli görülmesi halinde ilerleme sağlanabileceğini ifade eden İakovu, ABD tarafında ilgi ve siyasi irade bulunduğunu ancak bu zirvenin doğrudan yeni bir sürecin başlamasına yol açmasını beklemediğini söyledi.
“Büyük kazanan Trump”
Zirve değerlendirmesini özetleyen İakovu, büyük kazananın Donald Trump olduğunu ifade etti.
İakovu’ya göre Trump, NATO’nun rolü ve görev anlayışı konusunda kendi görüşlerini giderek daha fazla kabul ettiriyor.
Buna karşılık Tayyip Erdoğan’ın zirveyi daha çok iletişimsel açıdan değerlendirmeye çalıştığını, ABD ile eşit düzeyde görüşen güçlü bir bölgesel aktör görüntüsü vermek istediğini söyledi.
İakovu, Türkiye’nin F-35 konusundaki temel talebini karşılayacak somut kararlar alınmadığı takdirde, birkaç hafta içinde zirvenin bu açıdan hatırlanmayacağını ifade etti.
İakovu, asıl kalıcı unsurun ABD Başkanı’nın NATO’nun Avrupa’daki rolü ve görev anlayışının yeniden değerlendirilmesi yönündeki baskısının devam etmesi olacağını belirtti.
*
MAKALE
Politis gazetesinden
Geçmişten Gelen Sesler başlıklı yazı Yannos Afrodisis imzasını taşıyor ve Kıbrıs sorunu ile ilgili.
DİSİ Başkanı Annita Dimitriu’nun Ulusal Konsey toplantısının ardından doğru şekilde ifade ettiği gibi, ulusal çıkar parti çıkarlarının ya da diğer dar kapsamlı gündemlerin üzerindedir. Parti gündemlerini bir kenara bırakıp diğer özel gündemlere değinmek istiyorum.
Kıbrıs sorununun geçmişteki çözüm girişimlerinde doğrudan rol almış olan her iki toplumdan bazı yurttaşlarımız, kimi yayınlar vesilesiyle, müzakerelerin yeniden başlamasına yönelik mevcut çabayla ilgili itirazlarını ve çekincelerini kamuoyu önünde dile getirdiler. Özellikle geçmişte kullanılan yöntemlere ve bunlara eşlik eden sembollere ilişkin meseleleri gündeme getiriyorlar.
Bana sorarsanız, sergiledikleri bu tutum devam eden sürece yapıcı bir katkı sağlamıyor; halbuki katkı sağlayabilirlerdi. Elbette görüşlerin ifade edilmesi gerekir ki gerekli diyalog yürütülebilsin. Ancak insanların iradesinden bağımsız şekilde ilerleyen zamanın yeni gerçeklikler yarattığını da gözden kaçırmamalıyız.
Kıbrıs sorununun çözümü için yapılan son ciddi girişimin, sonuçsuz kalan Crans-Montana sürecinin üzerinden dokuz yıl geçti. O tarihten bu yana toplumların öncelikleri değişti, jeopolitik gelişmeler devletler arasındaki ilişkileri yeniden şekillendirdi, liderler değişti.
Kıbrıs sorunuyla ilgili geçmiş zirvelerde ortaya çıkan sonuçlara kutsal metin muamelesi yapmak, bütün bu değişimleri görmezden gelmek anlamına gelir. Aynı zamanda yakınlaşmalar konusunda ortaya çıkan gerçekliği de çarpıtır.
Zaten geçmiş müzakere süreçlerinde doğrudan yer alanlar, herhangi bir yakınlaşmayı ya da kısmi anlaşmayı gerçekten “kilitlemek” isteselerdi, “her konuda anlaşılmadan hiçbir konuda anlaşılmış sayılmaz” şeklindeki o bildik ilkeyi ortadan kaldırabilirlerdi. Bunu yapmadılar; kendilerine göre nedenleri vardı. Dolayısıyla bugün geriye dönüp kendi benimsedikleri yaklaşımı tersine çevirmeleri mümkün değildir.
Birleşmiş Milletler himayesinde, Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ile Kıbrıs Türk toplumu lideri Tufan Erhürman’ın yürüttüğü mevcut çözüm arayışı; herhangi bir kişinin geçmişte yaptıklarını savunma alanı ya da geçmişteki oy tercihlerini, metinlerini veya söylemlerini haklı çıkarma zemini değildir.
Bunların hepsi değerlendirilebilir, eleştirilebilir ve yorumlanabilir. Ancak bunun yeri tarih çalışmalarının ve akademik araştırmaların alanıdır.
Bugün hepimizin yapması gereken, kişisel takıntılardan, saplantılardan ve bireysel hırslardan arınmış şekilde ileriye bakmak ve geleceği düşünmektir.
Son Güncelleme: 09 Temmuz 2026 - 13:59
https://tr.news.rik.cy/tr/article/2026/7/9/kibris-rum-gazetelerinden-09072026/