Kıbrıs Rum Gazetelerinden 20.07.2026

HARAVGİ GAZETESİNİN ANA HABERİ

Birleşmiş Milletler Girişimine Güçlü Destek

AKEL Genel Sekreteri: Planlanan Genişletilmiş Toplantı Çıkmazın Aşılması İçin Altın Fırsat

AKEL, 20 Temmuz 1974’ün 52’nci yıl dönümü dolayısıyla yayımladığı açıklamada, Kıbrıs Cumhuriyeti’ni savunmak için mücadele edenleri ve hayatını kaybedenleri saygıyla andı. Parti, Kıbrıs’ın özgürlüğü ve yeniden birleşmesinin onların fedakârlıklarına verilebilecek en büyük karşılık olduğunu vurguladı.

Açıklamada, 1974 olaylarında Kıbrıs Cumhuriyeti’ni savunanların yanı sıra Kıbrıs halkının yanında savaşan Yunanistanlı askerler de anıldı.

AKEL ayrıca, kayıpların yakınları, savaş esirleri, yaralılar, savaşta engelli kalanlar, cinsel şiddet mağduru kadınlar, göçmenler ve mahsur kalanlara destek mesajı verdi.

AKEL, 20 Temmuz 1974’te yaşananların, 15 Temmuz darbesinin ardından ülkenin bölünmesine yol açtığını belirtti.

Parti açıklamasında, AKEL, mevcut durumun kalıcı hale gelmesini ve iki devletli çözüm önerilerini kabul etmeyeceğini yineledi. Bölünmüşlüğün sona erdirilmesi için tek gerçekçi seçenek, Birleşmiş Milletler kararlarında öngörüldüğü şekliyle siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümüdür, dedi.

AKEL Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Kıbrıs’a yapacağı ziyaretin ve müzakerelerin yeniden başlamasına yönelik girişimlerinin olumlu bir zemin yarattığını belirtti. Parti, müzakere sürecinde elde edilen kazanımların ve Guterres Çerçevesi’nin korunmasının önem taşıdığını, görüşmelerin 2017’de kaldığı noktadan yeniden başlaması gerektiğini savundu.

Kıbrıs’ın özgürlüğü ve yeniden birleşmesinin 1974’te yaşamını yitirenlere verilebilecek en büyük onur ve tüm Kıbrıslılar için barış ile güvenliğe giden tek yol olduğu görüşünü yineleyerek tamamladı.

*

FİLELEFTHEROS GAZETESİNİN ANA HABERİ

Kabinede Değişiklik Zamanı

Hristodulidis’in Hamleleri İçin Geri Sayım

Bakanlar Kurulu’nda 3-4 Değişiklik

Güçlü Merkez Sağ Ağırlıklı Yapılanma

Temsil Dengeleri Korunuyor

Önümüzdeki pazartesi günü Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in Kıbrıs’a yapacağı ziyaret nedeniyle Kıbrıs sorunu son günlerde gündemin ön sıralarına çıkmış olsa da, hükümet cephesinde kabine değişikliği konusu da artık son aşamaya gelmiş durumda.

Birbirini doğrulayan bilgilere göre, Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis’in kararlarını büyük olasılıkla içinde bulunduğumuz hafta açıklaması bekleniyor.

Söz konusu değişiklik, beklenmedik bir gelişme yaşanmaması halinde, Nikos Hristodulidis’in mevcut beş yıllık görev süresindeki son kabine değişikliği olacak. Aynı zamanda bu değişikliğin belirgin bir merkez sağ siyasi karakter taşıması bekleniyor.

Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hristodulidis, bu hamlelerle bir yandan hükümetine net bir siyasi yön vermeyi, diğer yandan ise 2028 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde ortaya koyacağı siyasi önerinin ideolojik ve siyasi kimliğini daha belirgin hale getirmeyi amaçlıyor.

Hükümet yapısında yapılacak değişikliklerin, aynı zamanda mevcut güç dengelerini sarsmama hedefi taşıdığı da açık görülüyor. Bu nedenle atılacak adımların hükümet içerisindeki denge ve temsili koruyacak şekilde şekillendirilmesi bekleniyor.

Öte yandan Bakanlar Kurulu’nun profilinin, bugün Nikos Hristodulidis’e destek veren seçmen kitlesinin tamamına hitap etmesi ve aynı zamanda bir sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy talep etmeyi planladığı daha geniş kesimleri de kapsaması hedefleniyor.

*

POLİTİS GAZETESİNİN ANA HABERİ

Videogate Soruşturmasında Rapor Saati

Bağımsız Ceza Soruşturmacısı Ceza Soruşturmasını Tamamladı

Videogate soruşturmasında kritik gün geldi. Bağımsız ceza soruşturmacısı Andreas Pashalidis’in altı aylık çalışmasının ardından hazırladığı raporu bugün Başsavcılığa sunması bekleniyor. Soruşturma, ocak ayında "Emily Thomson" adlı X hesabından yayımlanan ve siyasi tartışmalara yol açan videonun ardından başlatılmıştı.

Araştırma kapsamında özellikle lobi faaliyetlerini düzenleyen yasalar çerçevesinde olası suç unsurları incelendi. Kamuoyunda geniş yankı yaratan videoda dönemin Cumhurbaşkanlığı Ofisi Müdürü Haralambos Haralambu, eski Enerji Bakanı Yorgos Lakkotripis ve iş insanı Yorgos Hrisohu yer alıyordu. Videonun yayımlanmasının ardından Haralambu görevinden istifa etmişti.

Soruşturma sırasında yalnızca videoda yer alan iddialar değil, görüntülerin hazırlanış süreci ve kullanılan kayıtlar da mercek altına alındı. Politis’in elde ettiği bilgilere göre soruşturma tamamlandı ve yeni bir süre uzatımı beklenmiyor. Şimdi gözler, raporu değerlendirecek Başsavcılığın vereceği karara çevrilmiş durumda.

Raporun basına açıklanıp açıklanmayacağı konusu hakkında herhangi bir açıklama yapılmadı.

*

ALİTHİA GAZETESİNİN ANA HABERİ

Cezai Boyut Ayrı, Siyasi Etik Ayrı

Videoda Neler Vardı, Mahkemelerin Karar Vermeyeceği Konular Neler?

Andreas Pashalidis tarafından yürütülen soruşturma, videonun gerçekliğini ve kaynağını, hazırlanış koşullarını ve özellikle lobi faaliyetlerine ilişkin mevzuat çerçevesinde suç unsuru bulunup bulunmadığını inceledi.

Tartışmalı videoda, Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis'in yakın çevresinde bulunan kişilerin nakit para, seçim kampanyalarının finansmanı ve First Lady ile bağlantılı girişimlere yapılan katkılar hakkında konuştuğu görülüyordu.

Videoda yer alan ve 2028 Cumhurbaşkanlığı seçim kampanyası için mali kaynak bulunmasına ilişkin ifadeler, bunların cezai bir dava için yeterli olup olmamasından bağımsız olarak siyasi bir tartışma yarattı.

Haberde, Andreas Pashalidis'in raporunda ne yer alırsa alsın, bunun devlet gücü ile iş çevreleri arasındaki ilişkiler, iş dünyasının karar alma mekanizmalarına erişimi, hayır amaçlı bağışlar ve 2028 seçimlerine yönelik hazırlıklar arasındaki bağlantılar konusunda ortaya çıkan sorulara cevap vermeyeceği vurgulanıyor.

Alithia haberinde hukuki sorumluluk ile siyasi etiğin aynı şey olmadığını vurguluyor. Bu nedenle soruşturmanın sonucu cezai açıdan değerlendirme ortaya koyacak olsa da, videonun gündeme getirdiği siyasi ve etik tartışmaların kamuoyunda devam etmesinin beklendiği belirtiliyor.

FİLELEFTEROS:

Türk İşgali: Bir Halkın Açık Yarası

Friksos Dalitis

20 Temmuz sabahı her zaman farklıdır. Sirenlerin ürpertici sesi uykumuzu bölmek için evlerimizin duvarlarını aşmasa bile, bu güne ağır bir hüzün eşlik eder. Hüzünle acı arasında gidip gelen, öfkeyle ve bu toprakların tarihine musallat olmuş sayısız cevapsız “neden” sorusuyla harmanlanan tuhaf bir duygudur bu.

Türk işgalinin yarattığı yara, ondan önce yaşanan hain darbeyle ve kardeş kavgasıyla birlikte, kolay kolay iyileşmeyecek kadar derindir. Zaman anıları bir ölçüde silikleştirmiş olabilir. Özellikle genç kuşaklar bazen tarihin kendisini geride bırakmayı tercih ediyor olabilir. Ama 1974’ün yarası kolektif hafızamıza kazınmış olarak duruyor. Gündelik hayatımızın içinden geçiyor, tercihlerimizi etkiliyor ve çoğu zaman farkına varmasak bile bu ülkeye nasıl baktığımızı belirliyor.

Kıbrıs’taki Türk işgali hâlâ açık bir yaradır. Pentadaktilos’taki işgal bayrağı bunun en görünür simgesidir. Süregelen işgal ve Türk askerinin varlığı sadece geçmişten kalmış bir mesele değildir. Bu, ülkemizin çözülmemiş bir adaletsizliğin yükü altında yaşamaya devam ettiğini hatırlatan sürekli bir gerçektir.

1974, Kıbrıs tarihinde belirleyici bir kırılma noktasıydı. Bu ülkenin gidişatını zorla kesintiye uğratan derin bir yara açtı. Ondan önce yaşananları kimse görmezden gelemez. Ne 1963-64 olaylarını ne de darbeyi. Ancak Temmuz 1974, Kıbrıs’ın kaderini geri dönülmez biçimde değiştiren trajik dönüm noktası oldu. O günden sonra bu ülke, önceki kuşakların tanıdığı ülke olmadı.

Ben işgalden yıllar sonra doğdum. Savaş sonrası kuşaklar, savaşı, göçü, kayıpları ve yerinden edilmeyi yaşayanların kişisel anılarını taşımıyoruz. Ama onların sonuçlarını taşıyoruz. İşgal sürdüğü ve Kıbrıs sorunu çözümsüz kaldığı sürece, biz de bu yaranın taşıyıcılarıyız.

Ufukta, anlamlı müzakerelerin yeniden başlamasına yönelik yeni bir girişim görünüyor. Ancak son on yılların deneyimi ve geçen zaman, iyimserlik için fazla alan bırakmıyor. Birçok insan için her yeni girişim umut değil, daha çok kaygı yaratıyor. Bunun haksız bir tarafı da yok. Çünkü işgalin yarattığı yara ve sonuçları yalnızca toprak ya da siyaset meselesi değildir. Toplumun güven duygusunu da aşındırmıştır. Yıllar boyunca kamuoyundaki tartışmalar abartılı beklentiler ve sonunda boşa çıkan hayaller üzerine kuruldu. Bunun sonucu ise vatandaşların daha büyük hayal kırıklıkları yaşaması oldu.

Gerçeği kabul etmek gerekir. Zaman acımasızdır. Kıbrıs sorunu çözümsüz kaldıkça ortaya çıkan fiili durumlar kalıcı hale geliyor ve 1974’ün yarası yavaş yavaş açık bir yaradan tarihsel bir olağanlığa dönüşüyor. Belki de en büyük yenilgi budur.

Ama yolun sonu bu olamaz.

“Kayıp vatanlar” düşüncesiyle uzlaşamayız. İşgali kalıcı bir durum olarak kabul edemeyiz. Bu ülkenin insanları güvenlik içinde, onurlu bir yaşam sürmeyi ve Avrupa Birliği’nin her vatandaşının sahip olduğu haklardan yararlanmayı hak ediyor.

Temenniden mi ibaret? Belki.

Ama halklar yalnızca hafızayla ayakta kalmaz. Umutla da ayakta kalır.

Perspektiften yoksun bir hafıza çıkmaza dönüşür. Hafızadan yoksun bir umut ise unutuluşa.

Bu yüzden her 20 Temmuz sadece bir yas günü değildir. Aynı zamanda bir sorumluluk günüdür.

Fedakârlık yapanları onurlandırma, kayıpları, göçmenleri ve yerinden edilenleri unutmama sorumluluğudur. Ama aynı zamanda, bir gün gelecek kuşakların 1974’ü tarihimizin en karanlık sayfası olarak hatırlayabilmesi ve hâlâ kanayan açık bir yara olarak değil, geride kalmış bir acı olarak görebilmesi için adil ve kalıcı bir çözüm arayışını sürdürme sorumluluğudur.

FİLELEFTREOS

Bu Tarihin Bir Kazası Değildi…

Hristakis Efstatiu

20 Temmuz sabahı, önceden belirlenmiş bir tabloyla gelir: gösterişli yıldönümü konuşmaları, hayatını kaybedenler için anma törenleri, partilerin ve örgütlü yapıların alışılmış kınama açıklamaları. Ve elbette, hiç tamamlanmadan sürekli yeniden üretilen, toplumun üzerine çökmüş bitmek bilmeyen bir sorumluluk arayışı. Bu durum, kronik hastalığımızı daha da görünür hale getiriyor.

Üstelik modern Helenizmin tarihindeki en büyük ihanetin olayları bu kadar açık yaşanmışken. Her yıl gizli belgeler ve tanıklıklarla karanlıkta kalmış yönler ortaya çıkmasına rağmen.

Bu yıl, 1974’ün o uğursuz gününün üzerinden tam 52 yıl geçti. Kıbrıs Helenizminin yaşadığı en büyük felaketin üzerinden 52 yıl. Rahmetli Hristos Yannaras’ın dile getirdiği şu tespit, hiç kuşkusuz büyük bir gerçektir: Kıbrıs trajedisi tarihin bir “kazası” değildi. O, siyasi ve ulusal çöküşün sonucuydu.

Bu, kişiler, olaylar ve belirli koşullar aracılığıyla gerçekleşen açık bir ihanetti. Arkasında sayısız inkâr edilemez ve belgelenmiş tanıklık, belge ve iz bıraktı. Yetmezmiş gibi, Kıbrıs bir de Yunanistan merkezinden “uzakta bulunduğu” tarihsel talihsizliğini yaşadı ve böylece kaçınılmaz olarak kaderine sürüklendi.

Buna rağmen, yarım yüzyılı aşkın bir zaman geçmesine, araştırma komiteleri kurulmasına, sayısız belge ve dosya birikmesine rağmen, tarihsel gerçeğin içinde hâlâ hakikati arıyoruz. Üstelik çoğu zaman bu alanın da bulanık kalmasına ve türlü hesapların tutsağı olmasına izin veriyoruz.

Oysa fark etmek istemediğimiz bir gerçek var: Tarih, hakikat konusunda pazarlık yapmaz. Olayları kaydetme konusunda acımasızdır.

İkiz suç, yani hain darbe ile barbar Türk işgalinin belirli aktörleri, isimleri ve sorumluları vardır. Bunca yıl boyunca, bunu yapabilecek durumda olanların cesaretle sorumluluk üstlenmemesi açık bir yara olarak kanamaya devam ediyor.

Adaletin tecelli etmesi, bütün bu süre boyunca, hayatını kaybedenlere, göçmenlere, kayıplara ve yaralı Pentadaktilos’a suçluluk duymadan, gözlerinin içine bakabilme hakkımıza karşı bir borçtu; hâlâ da öyledir.

52 yıl sonra asıl mesele, pasif ve büyük ölçüde kaderci bir hafızayı yaşatmak değildir. Asıl mesele, bu hafızayı canlı bir tarih bilincine dönüştürebilmektir.

Ve her şeyden önce, geçmişin hatalarından, bölünmüşlüğünden ve yanılsamalarından gerçekten ders çıkarmak zorundayız.

Ancak 1974’e dürüstlükle ve gerçekçilikle bakabilirsek, bu yarayı bir pusulaya dönüştürebiliriz.

Ancak o zaman 20 Temmuz’a bir anlam verebiliriz.

*

İşgal, Bölünmüşlük ve Biz!

Politis'in Görüşü

Bugün 20 Temmuz. Türk ordusunun ihanete uğramış ve savunmasız bırakılmış Kıbrıs’a ayak bastığı o kara günün üzerinden tam 52 yıl geçti. Neredeyse hiçbir ciddi direnişle karşılaşmadan, yalnızca 24 saat içinde önceden planlanmış işgalin ilk aşamasını tamamladı; geçtiği her yerde ölüm, yıkım ve binlerce yurttaşımızın göçmen durumuna düşmesine neden oldu. Yaklaşık bir ay sonra ise işgalin ikinci aşamasını tamamlayarak Kıbrıs Cumhuriyeti topraklarının yaklaşık yüzde 40'ını ele geçirdi ve o topraklar o günden bu yana işgal altında bulunuyor.

Her yıl olduğu gibi bugün de o kara günü öfke ve acıyla hatırlayacağız. Onu kınayacağız. Kurbanlar için anma törenleri düzenleyecek, yürüyüşler gerçekleştirecek, vatanın özgürlüğüne kavuşacağı güne kadar mücadeleden vazgeçilmeyeceğine dair aynı coşkulu sözleri tekrarlayacağız. Unutulmayan kentlerden ve köylerden, bir gün mutlaka geri dönülecek yerlerden ve asla vazgeçilmeyecek haklardan söz edeceğiz.

Sonra da bunları bir kez daha söyledikten sonra evlerimize ve gündelik yaşamlarımıza döneceğiz. Üstelik yılın en sıcak dönemlerini yaşadığımız için, anıları ve mücadeleleri bir kenara bırakıp tatil planları yapmaya, yaz eğlencelerine hazırlanmaya başlayacağız.

52 yıldır, yani yarım yüzyıldan fazla zamandır, tam da böyle yaşıyoruz. İşgali ve bölünmüşlüğü yılda bir gün hatırlıyor, ertesi gün unutuyoruz. Sanki işgal ve bölünmüşlük yalnızca bir yıldönümünden ibaretmiş gibi davranıyoruz. Sanki her gün gözümüzün önünde durmuyorlar. Sanki sonuçlarını her gün yaşamıyoruz. Sanki bölünmüş vatanımızın dikenli telleri her gün karşımıza çıkmıyor.

Acı gerçek şu ki, işgal, bölünmüşlük ve vatanımızın parçalanmışlığı yıllardır önceliklerimiz arasında olmaktan çıktı. Ne yazık ki bunlarla yaşamayı öğrendik. Hatta onların bize bıraktığı gerçekliğe alıştık. Kendi yarımızda rahat yaşamamız bize yetiyor ve bu rahatlığı bozabilecek her şeyden korkuyoruz.

Ama işgal, bölünmüşlük ve vatanın parçalanmışlığı kendi kendine sona ermeyecek. Yıldönümlerinde yapılan ateşli konuşmalarla da sona ermeyecek. Bunlardan kurtulmanın ve Kıbrıs’ı yeniden birleştirmenin tek yolu, Kıbrıs sorununa adil, uzlaşıya dayalı ve karşılıklı kabul edilebilir bir çözüm bulunmasıdır.

Bu çözüm yalnızca bizim ölçülerimize ve isteklerimize göre hazırlanmış bir çözüm olamaz. Karşı tarafın ölçülerini ve beklentilerini de dikkate almak zorundadır. Kısa vadede bizi alıştığımız rahatlığın dışına çıkarabilir. Ancak bu ülkenin geleceği için sağlam temeller oluşturabilecek olan da budur.

Eğer bunu anlamaz ve hayata geçirmezsek, işgal ve bölünmüşlük yerleşmeye devam edecek. Biz de önümüzdeki 52 yıl boyunca onları her yıldönümünde kınamakla yetineceğiz.

*

FİLELEFTHEROS GAZETESİ

Böyle Giderse Yakında İşgal Altındaki Bölgelerden Ucuz Elektrik Satın Alacağız

Aristos Mihailidis

Türkiye’den işgal altındaki bölgelere taşınacak doğal gaz boru hattının çift yönlü olacağı söyleniyor. En azından böyle tanıtılıyor. Bu ne anlama geliyor? Türkiye’den işgal altındaki bölgelere doğal gaz taşıyabileceği gibi, işgal altındaki bölgelerden Türkiye’ye de doğal gaz taşıyabilecek demektir.

Bununla ilgilenen kimseyi duydunuz mu? Hiç kimseyi. Oysa son derece önemli bir gelişmeden söz ediyoruz. Buradaki anahtar ifade “çift yönlü boru hattı”. Kamuoyuna işgal altındaki bölgelere doğal gaz taşımak için yapıldığı anlatılıyor ama bunun tam tersi de mümkün. Peki işgal altındaki bölgelerde Türkiye’ye gönderecek doğal gaz mı var? Konuya sırasıyla bakalım.

Dün, Kıbrıs doğal gazının Türkiye’deki boru hatlarına taşınabileceğini söyleyen siyasetçilerimizden söz ediyorduk. Bunu elbette Türkiye’yi Kıbrıs sorununun çözümüne ikna edecek bir teşvik unsuru olarak dile getiriyorlar. Ancak politika üretmek yerine hayal üretmeye devam ediyorlar. Karşılarında kimin bulunduğunu hâlâ öğrenememiş gibiler. İç kamuoyuna yönelik söylemlerle vakit geçirirken, Türkiye’nin bunlara önem verdiğini sanıyorlar. Oysa ortada tek bir somut adım yok.

Gerçek şu ki Türkiye yıllardır işgal altındaki bölgelerin enerji alanında kendi kendine yeterli hale gelmesi için planlarını uyguluyor. Hem de söylemlerle değil, somut projelerle. Bunu Kıbrıs Türk toplumu için değil, bölünmüşlüğü daha da sağlamlaştırmak ve ada üzerindeki kontrolünü derinleştirmek için yapıyor.

Önce deniz altından geçen boru hattıyla su getirdi. Bu herkesin bildiği bir gerçek. Ardından deniz altı kablosuyla elektrik bağlantısı kurulacağını açıklamaya başladı. Bunu hem Türkiye'deki yetkililer hem de Kıbrıs Türk toplumu içerisindeki siyasi çevreler defalarca dile getiriyor. Hatta Erhürman, Kıbrıs’ın Yunanistan üzerinden Avrupa’ya bağlanmasını öngören elektrik bağlantısı projesi nedeniyle Avrupa Birliği’ni de eleştiriyor. Örneğin 11 Mart 2026’da, “Siyasi ve ekonomik açıdan en doğru çözüm, Kıbrıs’ı hem Türkiye’ye hem de Yunanistan’a bağlayan bir elektrik bağlantısı olurdu” demişti.

Ancak Türkiye ile işgal altındaki bölgeler arasında elektrik bağlantısı kurulmasının kolay olmadığını da biliyorlar. Çünkü bunun için Avrupa Birliği’nin onayı gerekiyor. Bu onayı almak için de baskı yapıyorlar. Zira Türkiye zaten Avrupa elektrik ağına bağlı ve tek taraflı bir adımın sonuçları olacağını biliyor. Buna rağmen bu projeyi geleceğe dönük bir hedef olarak koruyorlar. Bu arada Girne'deki Ayos Yeoryos elektrik santralini modernize ederek, yoğun talep dönemlerinde Kıbrıs Elektrik Kurumu'ndan alınan elektriğe olan ihtiyacı azaltmaya çalışıyorlar.

İşgal altındaki bölgelerin enerji alanındaki bağımsızlaşma sürecindeki bir sonraki adım ise elektrik üretiminde kullanılacak doğal gaz boru hattıdır. Dün Türk gazetesi Sabah, inşaat çalışmalarının başladığını yazdı. Üstelik boru hattının yıllık kapasitesinin 10 milyar metreküp doğal gaza ulaşacağını da duyurdu.

Bu rakamın ne anlama geldiğini anlamak için tek bir karşılaştırma yeterli. Kıbrıs Elektrik Kurumu'nun Vasiliko'da elektrik üretmek üzere doğal gaz kullanması halinde yıllık ihtiyacın yaklaşık 700 milyon metreküp olacağı hesaplanmıştı. Başka bir ifadeyle Türkiye, bugün Kıbrıs’ın ihtiyaç duyduğu miktardan 13 ila 14 kat daha büyük kapasiteye sahip bir boru hattı inşa ediyor.

Elbette bunu gelecekte Kıbrıs'ın Münhasır Ekonomik Bölgesi'ndeki doğal gazın da Türkiye’ye taşınabilmesi perspektifiyle yapıyor. Boru hattı tamamlandığında Avrupalılara dönüp şunu söyleyecek: “Rumlar ne yapmaya çalışıyor? EastMed projeleriyle vakit kaybediyorlar. Oysa doğal gazı Türkiye’ye ve oradan da Avrupa’ya taşıyacak hazır bir boru hattı zaten var.”

Biz ise uzaktan gelişmeleri izleyip yeniden birleşmeden söz etmeye devam edeceğiz. Çünkü yıllardır büyük laflar duyuyoruz ama somut adımlar görmüyoruz. Örneğin Afrodit sahasındaki doğal gaz bugün Vasiliko’ya ulaştırılmış olabilirdi. Bunun için bir boru hattı yeterliydi. Ancak ne boru hattı yapıldı ne de gemilerle doğal gaz getirilmesini sağlayacak terminal tamamlandı. Sonuçta Afrodit sahasındaki doğal gaz da Mısır’a gidecek.

Bu gidişle günün birinde işgal altındaki bölgelerde çok daha ucuz elektrik üretilecek ve bu elektrik serbest bölgelere satılacak. Olmaz mı? Mevcut gidişatı değiştirmezsek olacak olan tam da budur.

Türkiye planlarını uyguluyor. Biz ise görünürde olan tehlikeleri bile göğüsleyecek projeler geliştirmek yerine birbirimize akıl vermekle yetiniyor ve bir mucize bekliyoruz. Sanki avcıyla avı bir gün oturup kendi kendilerine uzlaşacakmış gibi.

Son Güncelleme: 20 Temmuz 2026 - 13:41

Son Haberler

20 Temmuz
Kıbrıs Rum Gazetelerinden 20.07.2026
13:40
2026 Dünya Kupası şampiyonu İspanya!
09:16
Sıcak hava dalgası devam ediyor
09:12
Merkezi Cezaevinde yangın
09:10
Ortadoğu genel bir çatışmanın eşiğinde
09:08
Hükümetin önceliği kayıpların akıbeti
09:05
Türk işgalinden bu yana 52 yıl geçti
08:03
19 Temmuz
Kanada'da orman yangınları nedeniyle tahliyeler yaşanıyor
10:34
Ürdün'de İran'ın açtığı ateş sonucu 2 ABD askeri hayatını kaybetti
10:33
Mamdani, Netanyahu'yu tutuklamayı düşünüyor
10:29
Irak'ta ABD konsolosluğu yakınlarında patlayıcı yüklü hava aracı düşürüldü
10:26
Ulusal Orman Parkı alevler içinde kaldı
10:25
Tüm haberler

Video on Demand

Η υπηρεσία ΡΙΚFLIX δίνει την ευκαιρία στους τηλεθεατές που κατέχουν έξυπνες τηλεοράσεις οι οποίες υποστηρίζουν την εφαρμογή της υβριδικής τηλεόρασης (HbbTV) με τη χρήση του κόκκινου κουμπιού -που βρίσκεται στο κάτω μέρος του τηλεκοντρόλ- να μεταφέρονται σε διαδικτυακό περιβάλλον από όπου μπορούν να παρακολουθήσουν ετεροχρονισμένα τα προγράμματα του ΡΙΚ.

Όταν κάποιος τηλεθεατής είναι συντονισμένος στις συχνότητες της Επίγειας Ψηφιακής Πλατφόρμας (DVB-T) του ΡΙΚ και παρακολουθεί ΡΙΚ 1, ΡΙΚ 2 ή ΡΙΚ HD και ο δέκτης του υποστηρίζει την εν λόγω εφαρμογή, στο κάτω μέρος της οθόνης του θα παρουσιαστεί για λίγα δευτερόλεπτα ένα εικονίδιο που θα τον καλεί να πατήσει το κόκκινο κουμπί. Πατώντας το κόκκινο κουμπί, εισέρχεται στην πλατφόρμα ΡΙΚFLIX. Σε περίπτωση που ο τηλεθεατής θέλει να επανέλθει στη ζωντανή ροή εκπομπής θα πρέπει να ξαναπατήσει το κόκκινο κουμπί.