Kıbrıs Rum Gazetelerinden 31.08.2026

Haravgi gazetesinin ana haberi…

Kentlerle Kırsal Bölgeler Arasında Derin Uçurum

Kıbrıs'ta kentler ile kırsal bölgeler arasında eğitim, yoksulluk, sağlık ve üretim olanakları bakımından ciddi eşitsizlikler bulunduğu ortaya kondu.

Olumlu ekonomik göstergelere rağmen ülkede iki farklı gerçeklik yaşanıyor. Kentler daha fazla yatırım, yüksek nitelikli istihdam ve kalkınma fırsatlarını bünyesinde toplarken, kırsal bölgeler altyapı, kamu hizmetleri ve sosyal refah açısından geride kalıyor.

Aradaki fark eğitim alanında da dikkat çekiyor. Kentlerde yaşayanların yüzde 57'si yükseköğrenim diplomasına sahipken, kırsal bölgelerde bu oran yüzde 39'da kalıyor. Yoksulluk veya sosyal dışlanma riski ise kırsal bölgelerde yüzde 22,3'e ulaşırken, kentlerde yüzde 15,2 seviyesinde bulunuyor.

Söz konusu farklılıklar Avrupa Komisyonu'nun 2026 Avrupa Dönemi raporunda da yer alıyor. Raporda ayrıca hastanelere, okullara, yenilikçilik olanaklarına ve istihdam fırsatlarına erişimde önemli eşitsizlikler bulunduğuna dikkat çekiliyor.

*

Fileleftheros Gazetesinin Ana Haberi

Kavo Greko'daki Facianın Sebebi Araştırılıyor

Mesimeris: Durum Sürekli Takip Altında

Fırtınanın Ardından Yaralar Sarılıyor

Kıbrıs Cumhuriyeti Denizcilik Müsteşarlığı'nın ilgili birimi ile Polis, Kavo Greko'da meydana gelen ve teknesinin kayalıklara çarpması sonucu Timis Mavropulos'un yaşamını yitirdiği deniz kazasının nedenlerini araştırıyor. Soruşturma kapsamında olay sırasında etkili olan olumsuz hava koşulları da inceleniyor.

Denizcilik Müsteşarlığı Müsteşar Yardımcısı Theodulos Mesimeris, olayın nasıl meydana geldiğinin belirlenmesi amacıyla ilgili kurumlarla koordinasyon toplantısı gerçekleştirdi.

Müsteşarlığın denetçileri kazanın teknik nedenlerini ve önceden uyarısı yapılan şiddetli hava koşullarının yanı sıra başka etkenlerin bulunup bulunmadığını araştırırken, Polis de olası cezai sorumluluklara ilişkin soruşturma yürütüyor.

Mesimeris'in Fileleftheros'a verdiği bilgiye göre, soruşturma olayın hemen ardından başlatıldı. Deniz alanındaki enkazın haritalandırılması tamamlanırken, Balıkçılık Dairesi dalgıçlarının desteğiyle deniz tabanında incelemeler yapıldı. Mesimeris de ilgili yetkililerle birlikte olay yerinde bulundu.

Liman ve Deniz Polisi ile temas kurulduğu, kayalıklara çarparak ağır hasar gören ikinci teknenin sahibiyle de görüşüldüğü belirtildi.

Mesimeris, deniz kirliliğine yol açabilecek herhangi bir cismin batmadığını söyledi. Enkazın ise özel yüzer ekipman ve vinç yardımıyla kısa sürede kaldırılması için çalışma başlatılacağı kaydedildi.

Fileleftheros'un aktardığı verilere göre, son 18 yılda Kıbrıs kıyılarında denizle bağlantılı rekreasyon faaliyetleri sırasında meydana gelen ciddi olaylarda 17 kişi hayatını kaybetti. 2020'den bu yana yaşanan dört ciddi olayda ise dört kişi yaşamını yitirirken, bir kişi halen kayıp.

*

Alithia gazetesinin ana haberi…

Eski Başsavcı Yardımcısı Ağır Ceza Mahkemesi'nde

Alithia'nın haberine göre Hukuk Dairesi, Cumhuriyet'in eski Başsavcı Yardımcısı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin eski yargıçlarından Lukis Lukaidis hakkında ceza davası açılması talimatı verdi.

Lukaidis, 14 Eylül 2026 tarihinde toplanacak olan Limasol Sürekli Ağır Ceza Mahkemesi'ne sevk edildi.

Dava, hayatını kaybetmiş bir kişiye ait taşınmazın kamulaştırılması nedeniyle ödenen 117.108,12 euroluk tazminatla ilgili.

Alithia'nın yayımladığı, 26 Ağustos 2026 tarihli Hukuk Dairesi yazısına göre polis soruşturması kapsamında toplanan delillerin incelenmesinin ardından dava açılması kararlaştırıldı. Dosya mahkemeye sevk edilirken, suçlamaların ayrıntıları açıklanmadı.

Lukis Lukaidis ise olayın cezai boyut taşıdığı iddiasını reddederek bunun kendisine yönelik kötü niyetli bir girişim olduğunu savundu.

Lukaidis, Alithia'ya yaptığı açıklamada, "Hukuki nitelikteki bir meseleyi bana karşı ceza davasına dönüştürmeye çalışıyorlar. Ancak bunu başaramayacaklar" dedi.

*

Politis Gazetesinin Ana Haberi

Girne Açıklarında Deniz Faciası

En Az Sekiz Kişi Hayatını Kaybetti, 17 Kişiden Haber Alınamıyor

Girne açıklarında yolcu taşıyan Filo Jet isimli süratli katamaranın batmasının ardından geniş çaplı arama kurtarma çalışması başlatıldı.

En az sekiz kişi yaşamını yitirirken, 17 kişinin halen kayıp olduğu bildirildi. Kayıplardan bazılarının katamaranın içinde mahsur kalmış olabileceği değerlendiriliyor. Şu ana kadar 242 kişi kurtarıldı.

Geminin yaklaşık 514 metre derinlikte bulunması arama çalışmalarını önemli ölçüde zorlaştırıyor. Operasyona Türkiye'den özel donanımlı bir gemi ile dalgıçların da katılması bekleniyor.

Kaptan ile yedi mürettebat hakkında tutuklama kararı alındı.

Kıbrıs Cumhuriyeti, Birleşmiş Milletler ve ilgili iki toplumlu komite aracılığıyla yardım sağlamaya hazır olduğunu bildirdi. Kıbrıs Türk tarafı ise şu aşamada Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezi'nin desteğine ihtiyaç duyulmadığını açıkladı.

*

Diğer gazetelerin konuyla ilgili başlıkları:

Filelefteros…

İnsanlar Boğulurken Yardımı Reddettiler

Kıbrıs Türk tarafı, Arama Kurtarma Koordinasyon Merkezi'nin desteğini kabul etmezken, Hollandalılar aracılığıyla Limasol'da römorkör arayışına girdi

*

Haravgi Gazetesinin haber başlığı…

Girne Açıklarında Deniz Faciası: Ölüler, Kayıplar ve Endişeli Bekleyiş

*

Alithia Gazetesi…

Sekiz Kişinin Cansız Bedenine Ulaşıldı, 18 Kişi Kayıp

Dün Girne açıklarında meydana gelen gemi kazası deniz faciasına dönüştü

*

Haravgi köşe yazarlarından Neofitos Neofitu’nun konuyla ilgili olarak Facebook hesabından paylaştığı yazı …

Neofitos Neofitu (Haravgi gazetesi köşe yazarı)

Bazı yurttaşlarım adına utanç duyuyorum

Girne açıklarında batan Türk gemisiyle ilgili bazı yurttaşlarımızın yorumlarını okudum:

“Gebersinler!”

“Oh olsun!”

Ve buna benzer daha nicelerini...

Kendi kendime soruyorum:

Tarihin acısı nerede sona eriyor, insanlık dışılık nerede başlıyor?

1974'ü unutmuyorum. İşgali, ölüleri, kayıpları, göçmenleri unutmuyorum. Girne'yi, Mağusa'yı, Omorfo'yu unutmuyorum. Zaten ben de dokuz yaşımdan beri yerinden edilmiş biriyim.

Ama Türkiye ve onun politikaları başka; denizde boğulma tehlikesiyle karşı karşıya kalan Türk insanı başka.

Bugünkü tabloyu daha da üzücü kılan bir başka nokta daha var.

Daha birkaç gün önce, hemen hemen aynı ideolojik çizgide duran insanlar, Tasos İsaak ve Solomos Solomu hakkında küçümseyici ifadeler kullanan Kıbrıslı Türk milliyetçilere öfkeleniyordu. Onları, haklı olarak, insanlık dışı olmakla suçluyorlardı.

Tamam da buna göre aynı ölçütün bizim için de geçerli olması gerekmiyor mu?

Ölüm karşısında sevinç duymak, bir Kıbrıslı Türk tarafından dile getiriliyorsa eğer insanlık dışıdır, bir Kıbrıslı Rum söyüyorsa "vatanseverliktir" diyebilir miyiz? Tabi ki hayır!

Biz kendi ölülerimiz için saygı talep ederken, aynı anda başkaları için "gebersin" diyemeyiz.

Onlar bizim acımızla alay ettiklerinde insanlık dışı oluyorlarsa, onların acısından sevinç duyduğumuzda biz ne oluyoruz?

Bir şey daha.

Bu yorumları yazanların çoğu kendisini hem Yunan hem de Hristiyan olarak tanımlıyor.

Ama İsa'nın söylediği bu muydu?

"Düşmanlarınızı sevin" dedi İsa.

Tarihi unutun, demedi.

Adaletsizliği kabul edin, demedi.

Hakkınızı aramaktan vazgeçin, demedi.

Başarılması çok daha zor olan bir şey söyledi:

Düşmanınızın karşısında bile insanlığınızı koruyun, dedi.

Hafıza nefret gerektirmez.

Yurt sevgisi insanlıktan çıkmayı gerektirmez.

Bizim acımız, başkasının acısından mutluluk duymamızı haklı çıkarmaz.

Bu yüzden evet:

Bazı yurttaşlarım adına utanç duyuyorum.

Yunan hissettikleri için değil.

Kıbrıs'ı sevdikleri için değil.

1974'ü unutmadıkları için değil.

Utanç duyuyorum; çünkü bir anlığına da olsa çok daha önemli bir şeyi unuttular:

Yunanlı ya da Türk, Kıbrıslı Rum ya da Kıbrıslı Türk’ten önce insan olduğumuzu.

Ve bir insan boğulmamak için yaşam mücadelesi verirken milliyetinin sorgulanamayacağını.

Kurtulmasını dilersiniz sadece!

Çünkü aksi halde en büyük batık, deniz kazası sırasında batmış gemi olmaz.

Asıl batık, insanlığımızın dibi boylaması olur.

*

İki liderin geçen hafta görüşmelerinin ardından Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis geçiş kapılarının bölünmüşlüğü normalleştirdiğini söyledi.

Filelefteros’tan Panayota Haralambus yazdı.:

"Unutmayacağız" düşüncesiyle büyüdük

Bir Zamanlar Unutmaktan Korkuyorduk. Şimdi Alışma Tehlikesiyle Karşı Karşıyayız...

"Unutmayacağız" düşüncesiyle büyüdük. Anne babalarımızdan geride bıraktıkları evlerin hikâyelerini dinledik. Kayıpların fotoğraflarıyla büyüdük. Girne, bir gün mutlaka geri döneceğimiz bir yer olarak ortak hafızamızda yer etti.

Ama aradan onlarca yıl geçti. Göçmenler yaşlandı, bazıları hayatını kaybetti. İkinci ve üçüncü kuşaklar büyüdü. Geçiş kapıları günlük hayatın sıradan bir parçasına dönüştü. İşgal ise canlı bir travma olmaktan çıkıp zamanla rahatsız edici bir normalliğe dönüştü. Belki de bugün geldiğimiz en tehlikeli nokta tam olarak budur.

Çünkü Kıbrıs sorunu, onu konuşmaktan yorulduk diye ortadan kalkmaz. Yeni kuşağın farklı sorunları ve farklı öncelikleri olması da sorunu sona erdirmez. Elbette birkaç kilometre ötemizde hâlâ bölünmüş bir vatan dururken, geçiş kapılarından gezmeye gidip gelmeye alışmış olmamız da bu gerçeği değiştirmez.

Sorun şu ki, yıllardır tuhaf bir siyasi anlayışın içine sıkışıp kalmış gibiyiz. Çözüm istediğimizi söylüyoruz ama aynı zamanda bir anlaşmanın siyasi bedelinden, çözümsüzlüğün bedelinden daha fazla korkuyoruz.

Geçen her yıl bizi 1974'e yaklaştırmıyor, tam tersine ondan uzaklaştırıyor. Savaşı ve yerinden edilmeyi yaşamış insanlar giderek azalıyor. Hatıralar değişiyor. Mülkler yeni kullanıcılar ve yeni değerler kazanıyor. Sahadaki gerçekler kalıcı hale geliyor. Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türklerden oluşan koca bir kuşak, ortak vatanı yaşamaktan çok bölünmüşlüğü yaşayarak büyüyor. Buna rağmen hâlâ önümüzde sınırsız zaman varmış gibi davranıyoruz. Oysa yok.

Bu, önümüze gelen her çözümü kabul etmemiz gerektiği anlamına gelmiyor. Çözüm kendi başına bir amaç değildir. İşleyebilir olmalı, sürdürülebilir olmalı, insan haklarını ve güvenliği güvence altına almalı, barış içinde birlikte yaşamaya gerçek zemin hazırlamalı ve zamanın sınavına dayanabilmelidir.

Ancak "kötü bir çözümü kabul etmiyoruz" demekle, "zor uzlaşılar gerektiren hiçbir çözümü kabul etmiyoruz" demek arasında büyük bir fark vardır. Çünkü Kıbrıs sorununda uzlaşı olmadan bir çözüm ortaya çıkmayacaktır. Bu, herhangi bir dış gücün dayatması nedeniyle değil, bu ülkenin tarihinin sloganlarla ortadan kaldırılamayacak gerçeklikler yaratmış olmasındandır. Kıbrıs'ın 1974 öncesindeki hâline dönebileceğine inananlar gerçeğe gözlerini kapatıyor. Bölünmenin acısız hale gelebileceğini düşünenler de aynı şekilde gerçeklikten uzaklaşıyor.

Önümüzdeki tercih, kusursuz bir çözümle kötü bir çözüm arasında değildir. Tercih, zor ve acı verici olsa da mümkün olan bir yeniden birleşme çabasıyla, bölünmenin yavaş ve neredeyse sessiz biçimde kalıcılaşması arasındadır. Ve artık ikinci seçeneğe ne kadar yaklaştığımızın yeterince farkında olup olmadığımızdan emin değilim.

Yıllarca ağırlıklı olarak Türkiye'nin uzlaşmazlığını konuştuk. Elbette Türkiye'nin belirleyici rolünü ve işgal ile mevcut statükonun sürmesindeki sorumluluklarını görmezden gelemeyiz. Ancak tarihini gerçekten değiştirmek isteyen bir toplumun aynaya da bakabilmesi gerekir. Karşı taraftan maksimalist pozisyonlarından vazgeçmesini isterken, kendi maksimalist tutumlarımıza sıkı sıkıya bağlı kalamayız. Ayrıca her siyasi lider, bir müzakerenin başarısız olmasının siyasi açıdan başarılı olmasından daha güvenli olduğunu bildiği sürece bir çözüm bekleyemeyiz.

Kıbrıs sorununun daha fazla kahramana ihtiyacı yok. Gerçeği söyleyecek siyasetçilere ihtiyacı var. Yeniden birleşmenin bir bedeli olacağını söyleyecek siyasetçilere. On yıllardır beslenen bazı beklentilerin gerçekleşemeyeceğini açıkça ifade edecek siyasetçilere. Her iki toplumun da zor uzlaşılarla yaşamayı öğrenmek zorunda olduğunu dürüstçe anlatacak siyasetçilere.

Ama başka bir gerçeği de söylemek gerekiyor: Bölünmenin de bir bedeli var. Üstelik bu bedel teorik değil. Yabancı bir ordunun kalıcı varlığı, iki ayrı gerçekliğin kökleşmesi, ortak tarihimizin giderek kaybolması ve nihayet çocuklarımızın, anne babaları ile büyüklerinin ulusal bir trajedi olarak yaşadığı şeyi normal kabul etmeye başlamasıdır.

Belki de artık Kıbrıs sorununu konuşma biçimimizi değiştirme zamanı gelmiştir. Daha az hafızayla değil, daha fazla dürüstlükle. İşgali hatırlayalım ama çocuklarımızı nefretle büyütmeyelim. Göçmenlerin haklarını savunalım ama onları sonsuz bir bekleyişe mahkûm etmeyelim. Mümkün olan yerlerde geri dönüş ve hakların iadesi konusunda ısrarcı olalım, ancak gerçeğin son derece zorlaştırdığı bir geleceği kaçınılmazmış gibi sunmayalım. Ve her şeyden önemlisi, karşımızda soyut bir "öteki tarafın" değil, kendi tarihlerini, korkularını ve kayıplarını taşıyan insanların bulunduğunu unutmayalım.

Barış, geçmiş konusunda aynı fikirde olmamızı gerektirmez. Nasıl bir gelecekte yaşamak istediğimize karar vermemizi gerektirir.

Belki de Kıbrıs sorununun son büyük fırsatı budur. Her şeyi bir anda değiştirecek sihirli bir an geleceği için değil. Bir noktadan sonra tarih insanların kararını beklemeyi bırakır ve onlar ne yaparsa yapsın kendi yolunda ilerlemeye başlar da ondan.

*

MAKALE – Haravgi

Eleni Konstantinu

Barış Bekleyemez

Bazı günler vardır; taşıdıkları anlam itibariyle insana diğer günlerden biraz daha fazla koyar. Sendikaların Barış İçin Eylem Günü olan 1 Eylül de böyle günlerden biridir. Çünkü barışın mesajı yalnızca geçmişe, Nazizmin ve faşizmin milyonlarca kurbanının anısına ilişkin değildir. Daha çok bugüne ilişkindir. Savaşların, şiddetin ve askeri rekabet mantığının toplumların geleceğini yeniden belirlemesine izin vermeme sorumluluğumuza ilişkindir.

Bu günün taşıdığı anlamsa bu yıl daha büyük. Gerilimlerin ve savaşların gölgesindeki bölgemizde, Orta Doğu insan hayatı kayıplarıyla ağır bir bedel öderken ve tüm Doğu Akdeniz son derece kırılgan bir jeopolitik ortamın içinde iken, barışı kendiliğinden var olacak bir olgu gibi görmek mümkün değil. Barış, güzel dileklerle geçiştirilecek bir kavram da değil.

Kıbrıs, savaşın ne anlama geldiğini çok iyi bilir. Geride ne bıraktığını da öyle. Göçü bilir, kayıpları bilir, kayıpların akıbetini bilmeden yaşamayı bilir, ayrılığı bilir. Elli yılı aşkın süredir bölünmüş kalan bir vatanın ne demek olduğunu bilir. Bu nedenle barış, Kıbrıs sorununun çözümünden ve adanın yeniden birleşmesinden ayrı düşünülemez.

Belki de günümüzde asıl endişe verici olan yalnızca uzun süren çıkmaz değil. Daha tehlikeli olan, bölünmüşlüğe alışma ihtimali. Ne yazık ki bunun işaretleri şimdiden görülüyor. Mevcut durumu normal kabul etmek. Zaman geçtikçe sorunun kendiliğinden çözüleceğine inanmak. Oysa hiç öyle değil. Zaman tek başına hiçbir sorunu çözmez. Siyasi iradeyle ve çabayla desteklenmezse eğer, yeni oldubittiler yaratır; uzlaşıya dayalı bir çözüm umudunu ise daha da uzaklaştırır.

İşte bu nedenle Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türklerin ortak faaliyetleri özel bir önem taşıyor. Bir etkinliğin tek başına gerçekleri değiştirebileceğinden değil elbette. Bizi, bölünmee mantığının karşısında hâlâ buluşmayı sürdüren bir toplum bulunduğunu hatırlattığı için. Her iki toplumda da birlikte yaşayabileceklerine, ortak bir gelecek kurabileceklerine inanmaya devam eden insanlar olduğunu gösterdiği için.

Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türk sendikaları, bu yıl da Birleşmiş Kıbrıs İki Toplumlu Barış İnisiyatifi ile birlikte aynı mesajı verecek. Yarın, 1 Eylül Salı günü saat 19.00'da Ledra Palace yakınındaki Dayanışma Evi önünde düzenlenecek etkinlikte bu mesaj bir kez daha yükselecek.

Bu tür girişimlerin değeri tam da bu ısrarda yatıyor işte. Bölünmüşlüğün kaçınılmaz olduğu düşüncesine teslim olmamalarında yatıyor. Yeniden birleşmenin yalnızca siyasi liderliklerin değil, toplumun da meselesi olduğunu hatırlatmalarında.

Çünkü dünyanın yeniden savaşın diline alışmaya başladığı bir dönemde, Kıbrıs'ın barışın dilinde ısrar etmek için her zamankinden daha fazla nedeni var.

*

Son Güncelleme: 31 Ağustos 2026 - 15:43

Son Haberler

31 Ağustos
Kıbrıs Rum Gazetelerinden 31.08.2026
15:41
Birinci hafta tek karşılaşmayla sona eriyor
11:09
Tüm bölgelere elektrik yeniden verildi
11:07
Petrol fiyatları yükselişte
11:06
Ukrayna'nın Rusya'ya düzenlediği yeni saldırıda 2 kişi hayatını kaybetti
10:56
Nepal'de yeni sel olasılığına ilişkin endişeler
10:54
Ortadoğu'da yeni gerilim
10:53
Gerçekleştirilen kurtarma operasyonunun dramatik anları
10:50
Girne açıklarında alabora olan gemide 8 kişi hayatını kaybetti
10:47
30 Ağustos
Kıbrıs Cumhuriyeti, Girne açıklarındaki kurtarma operasyonuna destek vermeye hazır
17:09
Girne açıklarında 275 yolcu taşıyan katamaran alabora oldu 7 kişi hayatını kaybetti, 23 kişi ise kayıp
17:08
Kötü hava koşulları nedeniyle elektrik arzında sorunlar yaşanmaya devam ediyor.
15:39
Tüm haberler

Video on Demand

Η υπηρεσία ΡΙΚFLIX δίνει την ευκαιρία στους τηλεθεατές που κατέχουν έξυπνες τηλεοράσεις οι οποίες υποστηρίζουν την εφαρμογή της υβριδικής τηλεόρασης (HbbTV) με τη χρήση του κόκκινου κουμπιού -που βρίσκεται στο κάτω μέρος του τηλεκοντρόλ- να μεταφέρονται σε διαδικτυακό περιβάλλον από όπου μπορούν να παρακολουθήσουν ετεροχρονισμένα τα προγράμματα του ΡΙΚ.

Όταν κάποιος τηλεθεατής είναι συντονισμένος στις συχνότητες της Επίγειας Ψηφιακής Πλατφόρμας (DVB-T) του ΡΙΚ και παρακολουθεί ΡΙΚ 1, ΡΙΚ 2 ή ΡΙΚ HD και ο δέκτης του υποστηρίζει την εν λόγω εφαρμογή, στο κάτω μέρος της οθόνης του θα παρουσιαστεί για λίγα δευτερόλεπτα ένα εικονίδιο που θα τον καλεί να πατήσει το κόκκινο κουμπί. Πατώντας το κόκκινο κουμπί, εισέρχεται στην πλατφόρμα ΡΙΚFLIX. Σε περίπτωση που ο τηλεθεατής θέλει να επανέλθει στη ζωντανή ροή εκπομπής θα πρέπει να ξαναπατήσει το κόκκινο κουμπί.