Alithia Gazetesinin Ana Haberi
Telefon Diplomasisi Ters Tepti
Lefkoşa, Kıbrıs Haber Ajansı'na KİPE’ye konuşan isimsiz kaynaklar aracılığıyla, yabancı büyükelçiliklerden Dana'nın bilgilendirme toplantısına katılmamalarını talep ettiği yönündeki iddiaları yalanladı. Ama buna rağmen, büyükelçiliklerle temas kurulduğunu da kabul ediyor.
Gazeteye göre, Kıbrıs Türk tarafı Dışişleri Bakanlığı'nın bu girişimini kendi lehine çevirdi ve yabancı diplomatlar nezdinde sesini duyurmaya çalışan taraf görüntüsü verdi. Böylece müdahale girişimi, Kıbrıs Türk tarafının dışlanmaya çalışıldığı yönündeki söylemlerine dayanak oluşturdu.
Haberde, sekiz gün süren sessizliğin ardından gelen gayriresmî yalanlamanın konuyu kapatmak bir yana, büyükelçiliklerle tam olarak ne konuşulduğu ve bu temasların kim tarafından gerçekleştirildiği sorularını yanıtsız bıraktığı değerlendirmesi yapılıyor.
Ayrıca Kıbrıs Rum tarafının Kıbrıs Türk tarafına ait sembollerin kullanılmasına ilişkin hassasiyetlerinin anlaşılabilir olduğu belirtilirken, diplomatların bir bilgilendirme toplantısına katılmasının tanıma anlamına gelmediği vurgulanıyor.
Alithia!ya göre, K/Rum tarafının uluslararası hukuk bakımından güçlü bir konuma sahip olduğunu, ancak K/Türk tarafının da uluslararası çevrelerde söz hakkı elde etmek ve sesini duyurmak için sistemli bir çalışma yürüttüğünü savunuyor.
Haberde ayrıca, yabancı büyükelçiliklere yönelik telefon görüşmeleri meselesinin daha önce Cyprus Mail gazetesi tarafından da gündeme getirildiği, Kıbrıs Türk toplumu lideri Tufan Erhürman'ın ise konuyu iki taraf arasındaki güven meselesi olarak değerlendirdiği hatırlatılıyor.
*
Fileleftheros Gazetesinin Ana Haberi
Malas’ın Hayvancılığı Baştan Aşağı Değiştiren 610 Milyon Euroluk Planı
Kıbrıs hayvancılığı için 12 yıllık yeniden yapılanma programının ayrıntıları ortaya çıktı
Cumhurbaşkanının dün teslim aldığı, Stavros Malas başkanlığındaki Özel Bilimsel Komite'nin raporları, şap hastalığı krizinin ardından Kıbrıs hayvancılığının yeniden yapılandırılmasını öngören 12 yıllık kapsamlı bir program ortaya koyuyor.
Raporlar, esas itibarıyla Kıbrıs hayvancılık sektörünün tamamen yeniden ayağa kaldırılması ve yeniden yapılandırılması için bir yol haritası çiziyor. Program, 2027-2038 dönemini kapsayan ve toplam 610,92 milyon euro yatırım öngören uzun vadeli bir reform projesi niteliği taşıyor.
84 binden fazla hayvanın itlaf edilmesine ve süt üretiminde büyük kayıplara yol açan şap hastalığı krizi, sektörde onlarca yıldır biriken yapısal sorunları da gün yüzüne çıkardı. Bunlar arasında hayvancılık tesislerinin plansız ve yoğun şekilde konumlandırılması, yetersiz biyogüvenlik önlemleri, hayvan varlığının etkin şekilde izlenememesi ve hayvan hareketlerinin yeterince denetlenememesi bulunuyor. Bilimsel Komite'nin çalışması, bu sorunlara çözüm üretmeyi hedefliyor.
Plan, süt üretimi, et üretimi, genetik iyileştirme çalışmaları, hayvancılık işletmelerinin konumlandırılması, biyogüvenlik, hayvan refahı ve çevresel yönetim gibi birbiriyle bağlantılı birçok alanı kapsayan son derece kapsamlı ve modernizasyon odaklı bir dönüşüm programı olarak değerlendiriliyor. Bu yönüyle yalnızca mevcut krizin yaralarının sarılmasını değil, sektörün uzun vadede daha dayanıklı, verimli ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşturulmasını amaçlıyor.
*
Politis Gazetesinin Ana Haberi
Limasol'dan Deniz Kirliliği Alarmı
Olaya on kurum dahil, ama net bir yanıt yok
Limasol'da deniz kirliliği konusunda gerçekleştirilen geniş katılımlı toplantı, kirliliğin olası kaynaklarına ilişkin çok sayıda ihtimali gündeme getirdi. Buna karşın, kirliliğin sorumlusu konusunda net bir sonuca ulaşılamadı. Yerel yönetimler ise yetkililerden açıklama ve daha etkin denetimler talep ediyor.
Politis gazetesinin ulaştığı görüntülerde, Dasudi bölgesi yakınlarında bulunan bir tahliye hattının kıyıdan yaklaşık 100 metre açıkta denize tonlarca su boşalttığı görülüyor. İlgili faaliyetlerin izin koşullarına uygun yürütülüp yürütülmediği inceleniyor.
Öte yandan, Moni'deki atık su arıtma tesisinde meydana gelen arıza ve tesisten denize su deşarj edilmesine ilişkin soru işaretleri de gündemdeki yerini koruyor. Ayrıca Denizcilik Bakan Yardımcılığı'nın, söz konusu arıtma tesisindeki sorun hakkında önceden bilgi sahibi olmadığı da ortaya çıktı.
*
Haravgi Gazetesinin Ana Haberi
Sözden Eyleme Geçilsin
İki lider arasındaki görüşmelerin, Kıbrıs sorununda somut ilerleme perspektifinin önünü açmalı
AKEL, yayımladığı açıklamada, müzakere sürecinde bugüne kadar elde edilen tüm kazanımların, varılan yakınlaşmaların ve Guterres Çerçevesi'nin korunması temelinde, taraflarca kabul edilebilecek ortak bir yol haritasının belirlenmesinin hazırlık sürecindeki en önemli hedef olduğunu vurguladı. Parti, bunun Kıbrıs sorununda anlamlı ilerleme sağlanmasının önünü açacağını ifade etti.
AKEL ayrıca, aylar süren görüşmelere rağmen yeni geçiş noktalarının açılmasının hâlâ mümkün olmamasının, gerekli olumlu siyasi atmosferin oluşturulmasına yönelik çabaları olumsuz etkilediğine dikkat çekti.
Açıklamada, Kıbrıs halkının, iki toplum lideri arasında doğrudan temasların sıklaştırılmasıyla birlikte gerekli hazırlık çalışmalarının tamamlanmasını umut ettiği belirtildi. Bunun, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin de beklentisi olduğu ve böylece genişletilmiş bir toplantının toplanmasının mümkün hale gelebileceği kaydedildi.
Kıbrıslı Rum lider ile Kıbrıslı Türk liderin, 2 Eylül Çarşamba günü yeniden bir araya gelecek.
*
MAKALE - FİLELEFTEROS
Aristos Mihailidis
Güven Yaratıcı Önlemler ve Normalleşme Mantığı
Kıbrıs Türk toplumu lideri Tufan Erhürman, Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ile önceki gün gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, “Son günlerde yaşanan olumsuz gelişmeler, Güven Yaratıcı Önlemler mantığının tersine işliyor ve iki taraf arasındaki güveni artırmak yerine daha da zedeliyor” dedi.
Türkiye'nin propagandasının nasıl yön değiştirdiğini görmek isteyenler için öğretici bir örnek. Görünen o ki Erhürman bu konuda oldukça başarılı bir eğitimden geçmiş. Zaten yıllarca Türkiye hükümetinde görev yaptı; dolayısıyla bunları birinci elden öğrenme fırsatı buldu.
Peki, “son günlerdeki olumsuz gelişmeler” neler? Girne Kalesi'nde düzenlenmesi planlanan Sırp festivalinin ve Kıbrıs Türk toplumunda gerçekleştirilmesi öngörülen Barcelona spor kampının iptal edilmesi. Bu etkinlikler, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ve başka ülkelerin diplomatik girişimleri sonrasında iptal edildi. Yapılan tek şey, işgal altındaki bölgelerdeki yasa dışı statü hakkında bilgilendirme yapmak oldu.
Ancak bunun ne müzakerelerle ne de Güven Yaratıcı Önlemlerle bir ilgisi var. Bu durum yalnızca Kıbrıs Cumhuriyeti'nin, sürekli maruz kaldığı çözülme ve etkisizleştirme girişimlerine karşı kendisini koruma yükümlülüğüyle ilgili. Neyse ki bu kez gerekli mesaj verilebildi. Pek çok başka durumda bunu başarmak mümkün olmuyor. Ancak Kıbrıs Cumhuriyeti, yeni bir müzakere beklentisi ya da Güven Yaratıcı Önlem gündeme geldiği her seferinde bu çabalarından vazgeçemez. Çünkü aynı anda Türk tarafı da Kıbrıs Cumhuriyeti'ni zayıflatma ve işgal rejimini normalleştirme yönündeki faaliyetlerini durdurmuyor.
Eğer Sırplara ve Katalanlara gitmeleri için teşvik edildikleri yerin işgal altındaki ve tanınmayan bir bölge olduğu anlatıldıysa, eğer onlara oradaki varlıklarının dahi hukuki sorun yarattığı bildirildiyse, eğer Girne Kalesi'nin Kıbrıslı Rumlar açısından tarihi bir sembol olduğu ve orada müzik festivali düzenlenmesinin hem provokasyon hem de yasa dışı bir girişim olduğu ifade edildiyse; ve bundan dolayı da Güven Yaratıcı Önlemler mantığına aykırı sayılıyorsa, iki toplum arasındaki güveni zedeliyor deniyorsa, benim sıralayacaklarıma ne demeli?
45 yaşındaki bir kadının kaçırılarak Mata Hari imişçesine casus muamelesi görmesi ve askeri mahkemeye çıkarılması nedir? Birleşmiş Milletler Barış Gücü mensuplarıyla birlikte Yangın Dairesi çalışmaları kapsamında Ara Bölgede sınırlarında inceleme yapan bir itfaiye görevlisinin alıkonulması nedir? Avlona, Denya ve başka bölgelerde çiftçilere yönelik ve hiç sona ermeyen saldırılar nedir? Eğer bunlar Erhürman açısından önemli değilse, tam da kendisinin Güven Yaratıcı Önlemleri öne çıkardığı günlerde gündeme gelen, Kıbrıs'ın Türkiye'ye doğal gaz boru hattıyla bağlanmasına ilişkin açıklamalar nedir? Türk ve Kıbrıslı Türk yetkililerin yalnızca iki devletli çözümü görüştüklerini ve Türkiye'nin Kıbrıs'taki varlığının kalıcı olacağını söylemeleri nedir?
Bunlar Güven Yaratıcı Önlemler mantığıyla mı bağdaşıyor mu? Ya da Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres'in adaya gelişinden kısa süre önce Akdeniz'e Türk bayrakları diken liderleri ve Tayyip Erdoğan’ın müttefiki Devlet Bahçeli'nin, “Kıbrıs Türktür, Türklerin yurdudur ve sonsuza kadar Türk kalacaktır” mesajını paylaşan Bozkurtların yaptıkları mı bu mantığa hizmet etmektedir?
Güven Yaratıcı Önlemlerin mantığı aslında Nikos Hristodulidis'in Erhürman ile yaptığı görüşmenin ardından söylediği şeydir. Hristodulidis’in görüşmede Erhürman'a da aktardığı gibi güven artırıcı önlemler “bizi üzerinde uzlaşılan çerçeve temelinde çözüme yaklaştırmalıdır, mevcut kabul edilemez durumun herhangi bir şekilde normalleşmesine hizmet etmemelidir”.
Umuyoruz ki bu ilkeyi korur ve sözde "kktc"nin ve işgalin normalleşmesini çözüm olarak gören bizim taraftaki çevrelerin siyasi baskılarına teslim olmaz. Çünkü Erhürman'dan gördüğümüz şey tam olarak budur. Aksini görmezden gelenler yalnızca kendilerini kandırmıyor, herkesi kandırabileceklerini de sanıyorlar.
*
MAKALE - HARAVGİ
Kıbrıs Sorununun Seyri Açısından Kritik Bir Ay: Eylül ayı
Neofitos Neofitu
İki toplumun liderlerinin her hafta bir araya gelerek görüşme kararı alması olumlu, ancak tek başına yetersiz bir adım. Bu görüşmelerin somut sonuçlar üreten, içerikli ve verimli çalışma toplantılarına dönüşmesi gerekiyor.
Serbest ve gündemsiz görüşmeler iki lider arasında daha iyi bir atmosfer oluşmasına katkı sağlayabilir. Ancak sonuç ve ivme yaratacak gerçek anlamda verimli toplantılar için planlı ve koordineli adımlara ihtiyaç var. Bir sonraki görüşmede iki tarafı birbirine yakınlaştıracak ve güven ortamını güçlendirecek bazı önlemlerin açıklanmasını bekliyoruz.
Nikos Hristodulidis ile Tufan Erhürman'ın, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri karşısında zor durumda kalmamak için sonuçsuz görüşmelerle zaman geçirmek yerine etkili adımlar atmaları gerekiyor. İki lider, Mart 2025'te Cenevre'de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'ne, dört geçiş noktasının açılması da dâhil olmak üzere Güven Yaratıcı Önlemler konusunda ilerleme sağlama taahhüdünde bulunmuştu. Ancak bu gerçekleşmedi. Şimdi önlerinde yeni bir fırsat bulunuyor. Bir sonraki görüşmede geçiş noktaları konusunu yeniden ele alabilir ve yeni geçiş noktalarının açılması yönünde adım atarak olumlu mesajlar verebilirler.
İki lider açısından önemli bir dönüm noktası bulunuyor: Eylül ayının sonunda gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler Genel Kurulu var. O tarihe kadar Hristodulidis ile Erhürman arasında üç ya da dört görüşme yapılabilir. Kıbrıs sorununun bir sonraki aşamaya geçebilmesi için bu görüşmelerde yeni geçiş noktalarının açılması ve Birleşmiş Milletler tarafından ortaya konacak yakınlaşmaların kabul edilmesi konusunda siyasi ve somut kararlar alınması büyük önem taşıyor.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin kişisel temsilcisi Maria Angela Holguin'in Eylül ayı başında Kıbrıs'a gelmesi bekleniyor. Holguin, iki liderle görüşecek ve taraflar arasında Crans Montana'ya kadar varılan tüm yakınlaşmaları içeren kapsamlı paketi kendilerine sunacak. Birleşmiş Milletler'in hazırladığı bu yakınlaşmalar belgesinin kabul edilmesi ya da reddedilmesi, Kıbrıs sorunundaki dokuz yıldır süren çıkmazın aşılıp aşılamayacağını belirleyecek temel unsur olacak.
Eğer uzlaşı sağlanmaz ve iki lider daha önce üzerinde anlaşmaya varılmış konuları tartışmaya açarak bunları sorgulamaya yönelirse, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin yeni bir uluslararası konferans toplaması beklenmemelidir. Ancak üzerinde uzlaşılmış tüm yakınlaşmaları içeren belge kabul edilirse, yeni bir konferansın toplanması ve Kıbrıs sorununda yeni bir dinamik oluşması için gerekli zemin hemen ortaya çıkacaktır. Böylece Crans Montana'da kesintiye uğrayan noktadan itibaren özlü müzakerelerin yeniden başlaması mümkün hale gelebilir.
Bu şekilde sürecin son etabına girilmiş olacak. Hedef, hâlâ açık bulunan başlıkların sonuçlandırılması, stratejik bir anlaşmaya ulaşılması ve Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözüm bulunmasıdır.
*
MAKALE - FİLELEFTEROS
Öleceğiz
Andria Yeorgiu'nun kaleminden
Ölüm hayatın bir parçasıdır. En güzel parçası değil. Üzerinde düşünmek istediğimiz şey de değil. Ama hayatın bir parçası. Öleceğiz. Bunu yüksek sesle söylemek, bunun daha erken gerçekleşmesine yol açmayacak. Ama belki de hâlâ yaşarken gerçekten değerli olan şeyler hakkında daha iyi konuşmamıza yardımcı olabilir.
Öleceğiz. Hepimiz.
Bunu biliyoruz ama ne söylemeyi ne de düşünmeyi seviyoruz bunu. Ölümü belirsiz bir geleceğe, mümkün olduğunca uzağa yerleştirmeyi tercih ediyoruz. Tercihen çok ileri yaşlara, yaşamak istediklerimizi yaşamış olacağımız ve ona “hayatın doğal sonu” diyebileceğimiz bir zamana. O zamana kadar da tahtaya vurup geçiyoruz.
Ölüm korkusu insani bir şeydir. Sorun, korkunun sessizliğe dönüşmesiyle başlıyor. Hayatın bir sonu olduğunu kabul etmeye zorlayan her konuyu konuşmayı reddettiğimiz anda sorun başlıyor. Kıbrıs toplumu gibi küçük, kapalı ve güçlü dini geleneklere sahip bir toplumda ölüm; gelenekler, ritüeller ve yerleşik kabullerle çevrilidir. Ölüm geldiğinde nasıl yas tutulacağını biliyoruz. Ama gelmeden önce onun hakkında konuşmayı öğrenmiş değiliz. Oysa tam da hayattayken konuşmamız gereken bazı ölüm konuları vardır.
Organ bağışı bunlardan biridir.
Birkaç gün önce genç bir kadının ölümü, beş insanın hayatını kurtardı. Hikâyeyi okuduk, duygulandık ve organ bağışının büyüklüğünü bir kez daha konuştuk. Peki kaçımız yarın kendimiz aynı durumda olsak ne olmasını isteyeceğimizi düşündük?
Bu yarın olacak diye değil.
Sadece bir olasılık olduğu için.
Kaçımız öldükten sonra organ bağışçısı olmak istediğimizi resmî olarak beyan ettik? Muhtemelen organ bağışına olumlu bakanların sayısından çok daha az kişi bunu yaptı. Çünkü organ bağışının değerine inanmak başka şeydir, kendi ölümünüz üzerine düşünmek başka şey. Üstelik bunun başkalarına hayat verebileceğini biliyor olsanız bile.
Ama ölümle ilgili kaçındığımız başka tartışmalar da var.
İntihar hâlâ büyük bir sessizlik yükü taşıyor. Çoğu zaman bu kelimeyi telaffuz etmekten bile çekiniyoruz. Oysa bu kelimenin arkasında acı çeken insanlar ve üzerini örttüğümüz için ortadan kaybolmayan sorunlar bulunuyor. İntihar konusunda dikkatli ve sorumlu bir kamuoyu tartışmasına ihtiyaç vardır. Ancak sessizlik bir önleme yöntemi değildir. Yardıma ihtiyacı olan insanın yardım istemesine yardımcı olmadığı gibi, toplumun da insanları çaresizliğe sürükleyen nedenleri görmesini sağlamaz.
Ve sonra ötanazi geliyor.
Belki de bütün bu tartışmaların en zoru.
Bazıları için düşünülemez bir şeydir. Dini açıdan kabul edilemez, ahlaken yanlış olduğunu düşünürler. İntiharla aynı çerçevede değerlendirirler. Başkaları için ise, benim de aralarında bulunduğum insanlar açısından, tedavisi olmayan bir hastalığın son evresindeki kişinin onurlu bir sonu seçebilme hakkıdır.
Bu iki yaklaşım arasında çok büyük ahlaki, dini, tıbbi ve hukuki sorular bulunuyor.
İşte tam da bu nedenle bunları konuşmamız gerekiyor.
Herkes aynı fikirde olsun diye değil. Zaten olmayacağız.
Ama sessizlik bu sorunların hiçbirini bugüne kadar çözmediği için.
Sessizlik, hayatının sonuyla ilgili söz sahibi olmak isteyen insana cevap vermedi. Çaresizlik içindeki insanın yardım istemesini kolaylaştırmadı. İnsanlara, kendi hayatları sona erdiğinde organlarının başka bir hayatı kurtarabileceğini daha fazla düşündürtmedi.
Sadece ölüm hakkında konuşmanın yarattığı rahatsızlıktan kaçmamızı sağladı.
Hayata hazırlanmayı öğrendik. Plan yapıyoruz, program kuruyoruz, yarın hakkında konuşuyoruz. Ama kimse bize son hakkında konuşmayı öğretmiyor.
Onu bekleyerek yaşamak için değil.
Tam tersine.
Burada olduğumuz süre içinde, kendimiz ve çevremizdeki insanlar hakkında bilinçli kararlar verebilmek için.
Ölüm hayatın bir parçasıdır. En güzel parçası değil. Üzerinde düşünmek istediğimiz şey de değil. Ama hayatın bir parçasıdır.
Öleceğiz.
Bunu yüksek sesle söylemek, bunun daha erken gerçekleşmesine neden olmayacak.
Ama belki de hâlâ yaşarken gerçekten değerli olan şeyler hakkında biraz daha iyi konuşmamıza yardımcı olacak.
Son Güncelleme: 28 Ağustos 2026 - 14:25
https://tr.news.rik.cy/tr/article/2026/8/28/kibris-rum-gazetelerinden-28082026/