Haravgi Gazetesinin Ana Haberi
Holgin: Tarihi fırsatı değerlendirin - Güçlü çevreler mevcut statükonun korunmasını istiyor - Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, tüm Kıbrıslılar için çözüm bulunması çabalarına tamamıyla bağlı
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin kişisel temsilcisi Maria Anhela Holgin, Kıbrıslıların bu kez tarihi fırsatı değerlendirerek kalıcı bir çözüm için müzakere masasına oturacağına dair samimi umudunu dile getirdi. Olgin, tüm taraflar açısından kabul edilebilir bir anlaşmaya ulaşılması amacıyla diyaloğun ilerletilmesi için her türlü yolu araştırmaya kararlı olduğunu ve bu yöndeki isteğini sürdürdüğünü vurguladı.
Holgin, kapsamlı yazılı açıklamasında Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guteres'in, tüm Kıbrıslılar için karşılıklı yarar sağlayacak bir çözüm bulunması yönündeki çabalara tam destek vermeye devam ettiğini belirtti. Guteres'in, iki tarafı nihai çözüme yönelik somut adımlar atmaya yönlendirebilecek sonraki aşamaları değerlendirdiğini ifade etti.
Atina ve Ankara'da gerçekleştirdiği son temaslara değinen Olgin, görüşmelerin samimi ve yapıcı bir ortamda geçtiğini söyledi. Bu temaslarda, Kıbrıs sorununun çözüm sürecinde ilerleme sağlayacak gerekli koşulların oluşturulmasına yönelik girişimlerin ele alındığını belirtti. Ayrıca Avrupa Birliği'nin de çözüm sürecini aktif biçimde destekleyecek uygun bir ortamın oluşturulmasına katkı sağlayabileceğini kaydetti.
Holgin, Kıbrıs'ta Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ve Kıbrıs Türk toplumu lideri Tufan Erhürman ile yaptığı görüşmelere de değindi. Bunun yanında, Mayıs ayında yapılan milletvekilliği seçimlerinin ardından hükümetin denetimindeki bölgelerde siyasi partilerle gerçekleştirdiği temasları hatırlattı. Amaçlarının yalnızca müzakerelerin yeniden başlaması olmadığını, aynı zamanda bu sürecin başarıyla sonuçlanmasını güvence altına almak olduğunu ifade etti.
Holgin, iki toplum arasında güven inşa edilmesinin önemine özellikle dikkat çekti. Tarihin yükünün her iki toplumu da etkilemeye devam ettiğini kabul ederken, yanlış bilgilendirme ve hatalı algıların çözüm çabalarını zorlaştırmayı sürdürdüğünü söyledi.
Adanın her iki tarafındaki basında yer alan haberlere de değinen Olgin, birçok yayın organında çıkan haberlerin söylenti ve tahminlere dayandığını belirtti. Kendi adına ortaya atılan bilgilerin hiçbirinin kendisinden kaynaklanmadığını özellikle vurguladı.
Olgin, iki liderin siyasi iradesinin ve kendi toplumlarının desteğinin başarılı bir sonuca ulaşılması için vazgeçilmez olduğunu yineledi. Yeniden canlandırılacak diyaloğun, Kıbrıs'ın geleceği için sürdürülebilir ve güvenli bir çözüme ulaşılmasını sağlayabileceğine inandığını ifade etti.
Açıklamasının sonunda "Bir anlaşmaya ulaşılması için diyaloğu ilerletmenin her türlü yolunu araştırdık. Önümüzdeki haftalar ve aylarda da Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile iş birliği içinde, Kıbrıslıların ortak bir anlayışa ve tüm adaya güvenlik ile refah getirecek nihai bir anlaşmaya ulaşmalarını desteklemek amacıyla elimizden gelen her türlü çabayı sürdüreceğiz." mesajını veren Holgin sözlerini şu ifadeyle tamamladı: "Bu kez Kıbrıslıların bu tarihi fırsatı değerlendirerek kalıcı bir çözüm için müzakere edeceğini umuyorum. Farklı bir Kıbrıs'a inanmanın ne kadar zor olduğunu biliyorum. Ancak çabadan vazgeçmeyin, zor bir geçmişin esiri olarak kalmayın."
*
Politis gazetesinin ana haberi Mafya Devlet dosyası ile ilgili:
Bağımsız ceza soruşturmacıları görevlendiriliyor ve hemen+ göreve başlıyorlar – "Mafya Devlet" soruşturmasının ceza soruşturmacıları bugün açıklanıyor - Aksi yönde beklenmedik bir gelişme yaşanmazsa ceza soruşturmacıları bugün Bakanlar Kurulu tarafından atanıyor
Bugün yapılacak olan ve başlangıçta dün gerçekleştirilmesi planlanan Bakanlar Kurulu toplantısında, "Mafya Devlet" soruşturmasına ilişkin Yolsuzlukla Mücadele Kurumu raporundaki bulguları inceleyecek bağımsız ceza soruşturmacılarının atanmasının onaylanması bekleniyor.
Bakanlar Kurulu'nun ayrıca ceza soruşturmacılarının görev tanımını ve soruşturmanın tamamlanmasına ilişkin takvimi de belirlemesi bekleniyor. Takvim hazırlanırken, özellikle soruşturma kapsamındaki kişilerin kimlikleri ve incelenecek dönemde üstlendikleri görevler nedeniyle dosyanın karmaşık ve özel niteliği de dikkate alınacak.
Yaklaşık 3 bin sayfadan oluşan Yolsuzlukla Mücadele Kurumu raporunu inceledikten sonra, dosyanın farklı ve karmaşık bölümleri ceza soruşturmacıları arasında paylaştırılacak.
Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis'in ilk temas kurduğu bazı hukukçuların çıkar çatışması ve görev bağdaşmazlığı gerekçesiyle teklifi reddetmesine rağmen, aralarında yabancı uzmanların da bulunduğu ceza soruşturmacıları ekibinin tamamlandığı geriye yalnızca Bakanlar Kurulu'nun resmi onayı ve duyurusunun kaldığı bildirildi.
Bakanlar Kurulu'nun bugünkü kararıyla, davanın yargıya taşınması halinde bu dosya için özel bir kamu savcısının atanıp atanmayacağı da netlik kazanabilir.
Yolsuzlukla Mücadele Kurumu'nun raporunda, haklarında ceza suçu işlemiş olabilecekleri değerlendirilen toplam 15 gerçek ve tüzel kişinin adı yer alıyor.
*
Filelefteros gazetesinin ana haberi
Enflasyon kasıp kavuruyor: Kıbrıs, Avro Bölgesi'nde en düşük enflasyona sahip ülkeler arasındayken şimdi en yüksek enflasyona sahip ilk beş ülke arasına girdi
Orta Doğu'daki savaşın etkisi, çatışmalar durmuş olmasına ve mutabakata yönelik ilerlemeye rağmen Kıbrıs'ta hayat pahalılığını artırmayı sürdürüyor. Eurostat'ın ön verilerine göre Kıbrıs, Ocak ve Şubat aylarında Avro Bölgesi'nin en düşük enflasyona sahip ülkeleri arasındayken, Haziran ayında %4 enflasyonla en yüksek enflasyona sahip ilk beş ülke arasına yükseldi. Enflasyon Ocak'ta %1,2, Şubat'ta %0,9, Mayıs'ta %3,5 olarak kaydedilmişti.
Avro Bölgesi genelinde yıllık enflasyon Mayıs'taki %3,2'den Haziran'da %2,8'e gerilerken, Kıbrıs'ta fiyat artışları hız kazanmaya devam etti. Haberde, enerji krizinin etkilerinin ülkede diğer birçok Avrupa Birliği ülkesine kıyasla daha uzun sürdüğü belirtiliyor.
Haziran ayında en yüksek enflasyon Litvanya (%5,5), Bulgaristan (%5,3), Hırvatistan (%4,2), Kıbrıs (%4) ve Yunanistan'da (%3,9) ölçülürken, en düşük oran Malta'da %1,9 olarak kaydedildi.
Eurostat verilerine göre enerji fiyatları geçen yılın aynı dönemine göre %8,7 artarken, hizmetler enflasyona %3,2, gıda ise %1,6 katkı yaptı. Haberde ayrıca, enflasyondaki yavaşlamanın Avrupa'nın büyük bölümünde sürmesi halinde Avrupa Merkez Bankası'nın yeni bir faiz artırımına gitmeyebileceği değerlendirmesine yer veriliyor.
*
Diğer bazı haber seçmeleri…
Haravgi
Yolsuzlukla Mücadele Kurumu’na Soruşturma Yetkileri – Tepkiler Altında Reform Tartışılıyor
Kıbrıs’ta Yolsuzlukla Mücadele Kurumu’na soruşturma yetkisi verilmesi yeniden gündemde.
Adalet Bakanlığı, Meclis’te yaptığı açıklamada bu konuda kapsamlı bir yasa tasarısı hazırlanacağını, mevcut önerilerin yeterli olmadığını ve yeni bir metin için süre gerektiğini belirtti. Başsavcılık Hukuk Dairesi de sürecin net bir çerçeve ve takvimle yürütülmesini destekledi.
Kurum Başkanı Haris Boyadzis, yetki almaya hazır olduklarını ancak ciddi personel eksikliği bulunduğunu söyledi. Kuruma 849 şikâyet geldiğini, 580’inin incelendiğini, 269’unun beklediğini açıkladı. Ayrıca, önerilen bazı modellerin kurumun bağımsızlığını zayıflatacağını belirtti.
AKEL, kuruma soruşturma yetkisi verilmesini desteklerken, sürecin şeffaf ve net bir yasal çerçeveyle yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Taraflar, kurumun bağımsızlığını koruyan ve yetki çakışmalarını önleyen bir düzenleme üzerinde çalışmayı sürdürüyor. Hükümetin hazırlayacağı tasarının Meclis’e sunulması bekleniyor.
*
Politis gazetesinden:
Toprak iadesi olmadan yeni bir anlaşmanın kabulü zor - Kapalı kapılar ardında neler konuşuluyor
Politis Gazetesi Direktörü Dionisis Dionisiu, Politis radyosunda gazeteci kimliğiyle yaptığı açıklamalarda Kıbrıs sorunu çözümüyle ilgili değerlendirmelerde bulundu.
Dionisiu, Kıbrıs sorununda yeniden başlatılmak istenen sürece ilişkin ortada yazılı ve somut bir çözüm planı bulunmadığını, sürecin daha çok fikir ve niyetler üzerinden ilerlediğini belirtti. Görüşmelere BM Genel Sekreteri’nin şahsi temsilcisinin yoğun temaslarıyla zemin arandığını, ancak bunun müzakere için yeterli olmadığını vurguladı.
Öne çıkan modelin “gevşek federasyon” olarak tanımlandığını söyledi. Bu modelde iki kurucu devletin geniş yetkileri olacağı, kendi işlerini büyük ölçüde kendilerinin yürüteceği belirtildi. Merkezî yönetimin ise sadece dış politika, göç, pasaportlar ve temel ekonomi gibi sınırlı alanlarda yetkili olmasının tartışıldığı ifade edildi. En kritik başlıklardan biri olan toprak konusunda, özellikle Mağusa ve bazı kıyı bölgelerinin geri verilmeden bir anlaşmanın kabul edilmesinin zor olacağı dile getirildi. Ancak zaman geçtikçe hem yerleşim hem maliyetler nedeniyle toprak düzenlemelerinin daha da zorlaştığı belirtildi.
Güvenlik boyutunda, çözüm sonrası Kıbrıs’ın NATO üyeliği ihtimalinin gündeme geldiği ve Türkiye’nin buna itiraz etmeyebileceği, ancak karşılığında AB-Türkiye ilişkilerinde ciddi taleplerin ortaya çıkabileceği aktarıldı.
Ayrıca olası bir çözümün doğrudan referanduma gitmesi yerine, geri dönüşü zor aşamalı bir uygulama süreci fikrinin öne çıktığı; toprak, ekonomi, ticaret ve kurumsal adımların kademeli şekilde uygulanmasının tartışıldığı ifade edildi.
Dionisiu, süreç uzadıkça sorunların derinleştiğini ve çözümün daha da karmaşık bir hâl aldığını söyledi.
*
MAKALE
Sıfıra Dönüş Olmadan, Aşamalarla Çözüm – Kıbrıslılar Hangi Çözümü Kabul Edebilir
Politis gazetesinden
Dionysis Dionisiu
28 Haziran 2026
Eğer Kıbrıslı Rumlar, çözümün uygulandığını, toprakların geri verildiğini, garantilerin değiştiğini, ordunun çekildiğini ve federal yapının işlediğini gördükten sonra yine de bu çözümü reddederlerse, Kıbrıslı Türkleri kendi reddedişlerinin içinde sonsuza kadar tutmalarını talep edilemezler.
Eğer Nikos Hristodulidis ve Tufan Erhürman gerçekten Kıbrıs sorununa ilişkin görüşmelerin Crans Montana’da kaldığı yerden yeniden başlaması gerektiğini söylüyorsa, tartışma genel, belirsiz ve zamana yayılan bir çerçevede yürüyemez. Crans Montana’ya yapılan atıf belirli bir siyasi içeriğe sahiptir. Bu, Guterres Çerçevesi’ni koruyor; siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli iki toplumlu federasyonu ifade ediyor ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin hâlâ temel aldığı çerçeveyi oluşturuyor.
Bu noktadan hareketle üç sonuç çıkıyor. Birincisi, aranan çözüm federaldir; Tufan Erhürman bunu iç siyasi nedenlerle farklı ifade etse bile bu değişmiyor. İkincisi, eğer Crans Montana’dan başlanıyorsa sıfırdan başlanmıyor; birikmiş yakınlaşmalar, açık kalan konular ve bilinen anlaşmazlıklar üzerinden ilerleniyor. Üçüncüsü, sürecin tamamlanması belirsiz bir geleceğe bırakılmıyor; bu nedenle zaman çerçeveleri gerekiyor.
Siyasi sorun
Gerçek sorun müzakereye dair bir sorun değil. Esas olarak siyasidir ve psikolojiktir. İki toplumun çözümün ertesi gününe ilişkin korkularıyla ilgili.
Kıbrıslı Rumlar hâlâ 2004 referandumunun travmasını ve “önceden verilmesi gereken” (upfront) kavramını hatırlıyor. Bir anlaşmayla ilk günden siyasi eşitlik, ortak yönetim ve Kıbrıslı Türklerin kurumlara katılımı sağlanırken, toprak, mülkiyet ve güvenlik gibi karşılıkların daha sonra gelip gelmeyeceği endişesini taşıyorlar. Bu kaygı, 2004’e kıyasla çok farklı bir Türkiye liderliği ve kuzey Kıbrıs’taki ekonomik ve demografik değişim nedeniyle daha da artıyor.
Kıbrıslı Türkler ise ters yönde bir korku taşıyor. Bir federasyon anlaşmasıyla Avrupa Birliği içinde yeni bir yapıya geçtikten sonra, Kıbrıs Rum çoğunluğunun Avrupa Birliği’nin desteğiyle kendilerini fiilen sınırlayacağını ve 1960’taki kurucu ortaklık statüsünü zayıflatacağını düşünüyorlar. Bu durum 1963–64 sonrası kırılmanın da etkisi altında şekilleniyor. Ancak AB üyeliği hedefi ile bu güvensizlik arasında da bir çelişki var.
Aşamalı çözüm
Bu korkular gerçek ya da algısal olabilir; ama ele alınmaları gerekiyor. Bu bağlamda aşamalı çözüm fikri, sıfıra dönüş olmadan ilerleme sağlayan teknik bir ayrıntı değil, çözümün uygulanabilirliğini mümkün kılabilecek bir yöntem oluyor.
Mantık basit: Vatandaşlardan 2004’te olduğu gibi bir metni korku ve güvensizlik içinde oylamaları beklenmiyor. Bunun yerine, çözümün uygulanmaya başladığı bir süreçten sonra karar vermeleri sağlanıyor. İki toplum, kapsamlı bir metni görmeden oylamak yerine iki ya da üç yıllık bir geçiş sürecinden sonra referanduma gidiyor. Bu süreçte çözümün önemli bölümleri zaten uygulanıyor.
Bu yaklaşım, Güven Artırıcı Önlemlerden farklı. Burada bağımsız küçük adımlar değil, üzerinde anlaşılmış federal çözümün aşamalı uygulanması var.
Önce çözümün tüm çerçevesi kabul ediliyor: yönetim, güvenlik, garantiler, toprak, mülkiyet, Avrupa Birliği, ekonomi ve hidrokarbonlar. Ardından bu çerçeve bağlayıcı ve geri döndürülemez adımlarla uygulanıyor.
“Geri dönüş olmaması” burada kritik bir ilke oluyor. Bir taraf kazanım elde edip süreci durduramıyor ve eski düzene geri dönemiyor. Her adım karşılıklı oluyor ve Birleşmiş Milletler ile Avrupa Birliği’nin gözetiminde ilerliyor.
Bu mantık içinde örnek adımlar şöyle:
- Kapalı Maraş’ın Kıbrıslı Rum yönetimine verilmesi karşılığında Timbu havaalanının Kıbrıs Türk toplumu yönetimi altında işletilmesi.
- Omorfo ve diğer bölgelerin iadesi karşılığında Kıbrıs Türk ticaretine açılacak limanların Avrupa Birliği kurallarıyla işletilmesi.
- Tampon bölgenin bazı kesimlerinin yasal sahiplerine açılması karşılığında hidrokarbon gelirlerinin ortak bir mekanizma üzerinden paylaşılması.
- Federal kurumların aşamalı kurulmasıyla birlikte toprak ve mülkiyet düzenlemelerinin uygulanması.
- Askerlerin kademeli çekilmesiyle birlikte siyasi eşitliğin hayata geçirilmesi.
- Tazminat fonu kurulması ve mülkiyetin iadesi, takası ve tazmini için net bir sistem oluşturulması.
- Avrupa Birliği müktesebatının kuzeyde aşamalı uygulanması ve Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğinin korunması.
- 1960 garanti sisteminin kaldırılması ve yerine yeni bir uluslararası güvenlik düzeninin oluşturulması.
Kontrollü geçiş
Bu model çözümü bir bilinmeze atlamaktan çıkarıyor ve kontrollü bir geçiş sürecine dönüştürüyor. Kıbrıslı Rumlar toprak ve güvenlik başlıklarının gerçekten uygulandığını görüyor. Kıbrıslı Türkler ise siyasi eşitliğin ve ekonomik entegrasyonun sadece vaat olmadığını deneyimliyor.
Bu durumda referandumun niteliği değişiyor. Bu, korkuya dayalı bir oylama değil. Soru şuna dönüşüyor: Uygulanmış bir federal çözüm mü, yoksa bu çözümün reddi mi?
Eğer Kıbrıslı Rumlar tüm uygulamalara rağmen çözümü reddederse, Kıbrıslı Türkleri sonsuza kadar statükoya mahkûm etmeleri talep edilemez. Bu durumda Kıbrıslı Türkler kendi siyasi geleceklerini ayrı bir çerçevede arama hakkına sahip oluyor.
Eğer Kıbrıslı Türkler uygulanmış bir çözümü reddederse, hiçbir uluslararası aktör bunu ayrı bir devletin tanınması için gerekçe olarak kullanamıyor.
Riskler
Bu yaklaşımın riskleri var. Yanlış tasarlanırsa bölünmeyi kalıcı hale getirebilir. Türkiye’nin iki devletli yaklaşımını güçlendirmek için kullanılabilir.
Bu nedenle süreç yalnızca şu koşullarla ilerliyor: önce tam federal anlaşma, sonra aşamalı uygulama. Önce bağlayıcı yol haritası, sonra karşılıklı adımlar. Önce Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği güvencesi, sonra geçiş süreci.
Sonuç
Hiçbir şey yapılmazsa statüko devam eder. Asıl soruysa şu: Statüko kimin işine yarıyor?
Crans Montana gerçekten bir dönüm noktasıysa, bugün ihtiyaç duyulan şey yeni ve ucu açık müzakereler değil, uygulanabilir bir mekanizma oluyor. Aşamalı uygulama ve karşılıklı adımlar Kıbrıs sorununda temel soruya cevap veriyor: Taraflar bu kez bir çözümün gerçekten uygulanacağına güvenebiliyor mu?
*
MAKALE
Haravgi gazetesinden:
Halkı Dışlanarak Kurulan Bir Gelecek
Bisan İbrahim'in kaleminden
Bugün ve yarın Kıbrıs, sözde Board of Peace toplantısına ev sahipliği yapıyor. Söz konusu yapı, savaş sonrası Gazze'nin yönetimini ve yeniden inşasını ele alma iddiasını taşıyor. Kıbrıs Cumhuriyeti hükümeti ise toplantıya yalnızca gözlemci sıfatıyla katıldığını, organizatör olmadığını özellikle vurguluyor. Ancak asıl soru, Kıbrıs'ın ev sahibi mi yoksa gözlemci mi olduğundan ibaret değil. Asıl soru, tam olarak nasıl bir barışın planlandığıdır.
Çünkü Gazze'deki gerçeklik, savaş sonrası bir dönemi hiçbir şekilde andırmıyor. Birleşmiş Milletler'in son verilerine göre, 2,1 milyonluk nüfusun neredeyse tamamı en az bir kez yerinden edildi. Milyonlarca insan hâlâ yeterli barınma, gıda, temiz içme suyu ve temel sağlık hizmetlerinden yoksun. Hava saldırıları ve askeri operasyonlar sürüyor; her gün yeni siviller hayatını kaybediyor, yeni altyapılar yıkılıyor.
Ateşkes ilan edilmiş olmasına rağmen şiddet sona ermedi. Uluslararası basın kuruluşları ve uluslararası örgütlerin kayıtlarına göre, ateşkesin başlamasından bu yana yaklaşık bin Filistinli yaşamını yitirdi. Her hafta onlarca kişi daha hayatını kaybediyor. İnsani kriz sona ermek bir yana, Birleşmiş Milletler tarafından hâlâ "felaket boyutunda" olarak tanımlanıyor.
Buna rağmen, Gazze ölülerini saymaya devam ederken uluslararası gündem şimdiden "ertesi güne" kaymış durumda. Bu son derece tehlikeli bir siyasi yön değişikliğidir. Çünkü yeniden inşa teknik bir proje değildir; derin bir siyasi süreçtir. Ve her siyasi süreç meşruiyetini iki temel ilkeden alır: Uluslararası hukuka saygıdan ve o sürecin doğrudan muhatabı olan halkın katılımından.
İşte tam da burada bu Konsey'in en büyük çelişkisi ortaya çıkıyor.
Gazze, yöneticilere ihtiyaç duyan bir doğal afet bölgesi değildir. Gazze işgal altındaki bir bölgedir ve halkı, Birleşmiş Milletler Şartı ile güvence altına alınmış kendi kaderini tayin hakkına sahiptir. Filistinlilerin kendileri, nasıl yönetileceklerine, ülkelerinin nasıl yeniden inşa edileceğine ve siyasi geleceklerinin nasıl şekilleneceğine ilişkin ilk ve belirleyici sözü söylemediği sürece, Gazze'nin geleceğine ilişkin hiçbir plan siyasi açıdan sürdürülebilir kabul edilemez.
Burada bir başka soru daha ortaya çıkıyor. Uluslararası toplum, savaş sonrası Gazze'yi planlamak için neden bu kadar büyük bir siyasi enerji harcarken, en temel yükümlülükleri yerine getirmekte başarısız oluyor? Sivillerin korunmasını, insani yardımın kesintisiz ulaştırılmasını ve uluslararası insancıl hukukun uygulanmasını neden sağlayamıyor?
Kıbrıs bu tartışmayı sıradan bir uluslararası toplantı olarak göremez. Çünkü yarım asırdır uluslararası hukuka, işgalin kabul edilemezliğine ve kendi mültecilerinin geri dönüş hakkına dayanan bir söylemi savunan bir ülkedir. Bu ilkeler seçici biçimde uygulanamaz. Sadece kendi ulusal tezlerimiz söz konusu olduğunda savunulup, başka halklar için geçerli olduğunda sessizliğe gömülemez.
Gazze'nin barış konseylerine ihtiyacı yok.
Gazze'nin barışa ihtiyacı var.
Son Güncelleme: 02 Temmuz 2026 - 13:59
https://tr.news.rik.cy/tr/article/2026/7/2/kibris-rum-gazetelerinden-020723/