Haravgi gazetesinin ana haberi “Kıbrıs sorunu için kritik 5+1 konferansına doğru – Hedef müzakerelerin somut şekilde yeniden başlaması ve stratejik anlaşmaya ulaşılması” başlıkları altında veriliyor.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi Maria Angela Olgin, dün Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ve Kıbrıs Türk toplumu lideri Tufan Erhürman ile gerçekleştirdiği ardışık görüşmelerin ardından, “Genel Sekreter ile yapılacak 5+1 görüşmesine hazırlanıyoruz” açıklamasında bulundu.
Olgin ayrıca Atina, Ankara ve Brüksel’de temaslarda bulunacağını duyurdu.
Hedef, Temmuz ayı sonu ya da Ağustos ayı başında yapılması değerlendirilen bir sonraki gayri resmî 5+1 toplantısının, Kıbrıs sorununun siyasi boyutlarına ve bekleyen meselelerine odaklanması. Güven Yaratıcı Önlemler ise ikinci planda bırakılacak.
Olgin ile görüşmesinin ardından Cumhurbaşkanı Hristodulidis temkinli bir iyimserlik sergiledi. Kıbrıs Türk toplumu lideri Tufan Erhürman ise herhangi bir açıklama yapmadı.
*
POLİTİS GAZETESİNİN ANA HABERİ “Yaz aylarında 5+1 için bastırılıyor – Ancak başarının güvence altına alınması için hâlâ mesafe var” Maria Angela Olgin ile Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, yaz ortasında yeni bir hareketlilik yaşanacağı yönünde iyimser mesajlar veriyor.
Buna karşın Birleşmiş Milletler temsilcisi, yapılması planlanan görüşmenin müzakerelerin yeniden başlamasına yol açacağı yönünde bir taahhütte bulunmaktan kaçındı.
Kıbrıs Türk toplumu lideri Tufan Erhürman cephesinden ise sessizlik sürüyor.
Perde arkasında, özlü konular ve güvence mekanizmaları üzerinde yoğun ve somut bir çalışma yürütülüyor. Açık hedef, sürecin güvenilirliğine ciddi zarar verecek bir başka başarısız 5+1 toplantısından kaçınmak.
Kaynaklar, yeni bir genişletilmiş toplantının başarılı olabilmesi için hâlâ uzun bir yol bulunduğu uyarısında bulundu.
Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkileri de sürece dinamizm katıyor. Ancak başarının, bir yandan Ankara’nın taleplerine, diğer yandan ise Avrupa Birliği’nin uzlaşı sağlayabilme ve somut karşılıklar ortaya koyabilme kapasitesine bağlı olacağı vurgulanıyor.
*
Alithia gazetesi ana haberini ön sayfasında kısaca şöyle veriyor:
“5+1 geliyor – BM Genel Sekreteri’nin temsilcisi Kıbrıs sorunu için genişletilmiş konferans hazırlığını açıkladı”
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Özel Temsilcisi Maria Angela Olgin, müzakerelerin derhal yeniden başlayacağı yönündeki senaryolara mesafeli yaklaştı.
Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, olası tarihler konusunda nabız yoklandığını belirterek temkinli bir iyimserlik dile getirdi.
Kıbrıs Türk toplumu lideri Tufan Erhürman ise görüşme sonrasında herhangi bir kamuoyu açıklaması yapmadı ve sürecin özüne ilişkin kritik soruların açık kalmasına yol açtı.
Önümüzdeki dönemde Olgin’in Atina ve Ankara’ya gitmesi, ardından Brüksel’de temaslarda bulunmasının ardından yeniden bölgeye dönmesi bekleniyor.
*
Politis gazetesinin internet sayfasında bugün Politis radyosu kaynaklı ilgili bir haber de yer alıyor. Tumazos Çelepis'in Kıbrıs sorunuyla ilgili gelişmelere dair görüşlerinin yer aldığı haber:
Çelepis: “Guterres Kıbrıs sorununu halefine rayına oturmuş şekilde bırakmak istiyor”
Uluslararası ilişkiler uzmanı ve uzun yıllar Kıbrıs sorunu müzakere heyetlerinde görev alan Tumazos Çelepis, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Şahsi Temsilcisi Maria Angela Olgin’in yeni temas turu çerçevesinde yaptığı değerlendirmede, Birleşmiş Milletler’in yeni girişiminin kapsamlı bir çözüm planı sunmaya değil, temel başlıklarda stratejik uzlaşı sağlamaya odaklanacağını belirtti.
Çelepis, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin masaya kapsamlı bir çözüm planı ya da anlaşma taslağı koymasını beklemediğini, bunun yerine altı maddelik çerçeveye dayalı bir yaklaşımla temel konularda uzlaşı arayacağını ifade etti.
Müzakere sürecinin temelinin Kran Montana’da kaydedilen yakınlaşmalar olduğunu vurgulayan uluslararası ilişkiler uzmanı, “kaldığımız yerden devam” söyleminin gerçek anlamda uygulanması gerektiğini belirtti. Birleşmiş Milletler’in mevcut yakınlaşmaları yeniden kayda geçirip taraflara sunmasının gerekli olduğunu söyledi.
Daha önce üzerinde uzlaşı sağlanan unsurların sorgulanmasının, ya yeni bir çıkmaza ya da çözüm temelinden uzaklaşmaya yol açabileceği uyarısında bulundu.
Çelepis yeni fikirleri eleştirdi. Çelepis, merkeziyetçilikten uzak federasyon gibi “yeni fikirler”in ya da alternatif yönetim modellerinin süreci tehlikeye atacağını savundu. Bu tür yaklaşımların, üzerinde uzlaşı sağlanan iki bölgeli iki toplumlu federasyon ve siyasi eşitlik zemininden uzaklaştıracağını vurguladı.
İki tarafın basit bir geçiş noktasını bile açamamasının, bu yaklaşımın sınırlarını açıkça ortaya koyduğunu belirten Çelepis, bu nedenle Birleşmiş Milletler’in doğrudan öz konulara yönelmesinin beklendiğini ifade etti.
Amerika Birleşik Devletleri’nin yakın dönemde Kıbrıs sorununa aktif şekilde dâhil olmasının beklenmediğini dile getiren Çelepis, Antonio Guterres’in görev süresi sona ermeden önce süreci belirli bir çerçeveye oturtarak halefine devretmek istediğini söyledi.
Son olarak, bu fırsatın da kaçırılması halinde 2028 yılındaki başkanlık seçimlerine kadar yeni bir ciddi inisiyatifin ortaya çıkmasının zor olduğu uyarısında bulundu.
*
Filelefteros gazetesinin ana haberi:
HAMAS'LA BAĞLANTILI OLDUKLARI İDDİA EDİLEN DÖRT FİLİSTİNLİYE YÖNELİK SORUŞTURMA ULUSLARARASI BOYUT KAZANDI
Kıbrıs Cumhuriyeti’nde terör saldırısı hazırlığında oldukları iddiasıyla tutuklanan dört Filistinliye ilişkin soruşturma genişliyor. Girit’te tutuklanan 37 yaşındaki bir Filistinlinin Hamas üyesi olduğunu ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nde tutuklanan iki şüpheliyle bağlantısı bulunduğunu itiraf ettiği öne sürülüyor.
Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti makamları, söz konusu kişilerin Kıbrıs Cumhuriyeti, Yunanistan ve diğer Avrupa ülkelerinde eş zamanlı saldırılar planlayıp planlamadığını araştırıyor. Şüphelinin, Malezya’da patlayıcı yapımı eğitimi aldığını ve Kıbrıs Cumhuriyeti’nde tutuklanan kişilerden biriyle birlikte eğitim gördüğünü söylediği belirtiliyor.
Yetkililer, 32 ve 38 yaşındaki iki şüphelinin soruşturmanın merkezinde yer aldığını ve Hamas'ın Kıbrıs'taki yapılanmasının çekirdeğini oluşturduklarını değerlendirdiğini belirtti. Şüphelilerin, amonyum nitrat da dâhil çeşitli kimyasallarla patlayıcı üretmeye çalıştıkları ve bazı malzemeleri Kıbrıs Cumhuriyeti piyasasından temin ettikleri iddia edildi.
Larnaka kazasındaki Kamares bölgesinde yaşayan 32 yaşındaki şüphelinin, Gazze’de yaşananlara misilleme amacıyla Kıbrıs’taki İsrail hedeflerine yönelik saldırılar planlandığını kabul ettiği öne sürülürken, 38 yaşındaki şüphelinin ifade vermediği belirtiliyor.
54 ve 57 yaşlarındaki diğer iki şüphelinin ise yardımcı rolde oldukları değerlendiriliyor. Polis, soruşturmayı sürdürürken, Kıbrıs Cumhuriyeti’nde başka bağlantıların bulunup bulunmadığını da araştırılmakta.
Şüphelilerin önümüzdeki günlerde Larnaka Mahkemesi’ne çıkarılması ve ağır terör suçlamalarıyla yargılanmaları bekleniyor. İsrail hükümeti de gelişmeleri yakından takip ediyor. İsrail Dışişleri Bakanlığı, Avrupa’da Hamas’la bağlantılı faaliyetlerin ortaya çıkarılmaya devam edildiğini açıkladı.
*
MAKALE
Filelefteros’tan… Friksos Dalitis tarafından kaleme alınmış bir siyasi analiz
Allah'tan… Fidias var
“Bizlerin yani politikada ciddiyete inanan ve bu yönde argüman geliştirenlerin üzerinde bir ‘mea culpa’, bir özeleştiri borcu dolaşıyor. Kendinden emin bir şekilde, ‘evet, diğerleri daha iyi’ diyen bizlerin… Her defasında, kendilerini siyasi Don Kişotlar gibi sunan o ‘tuhaf tipler’e verilen oylar gündeme geldiğinde bunu savunuyorduk.
Onlar kendilerini modern devrimciler olarak pazarladılar; yeni iletişim araçlarını mızrağın ucu yani en etkili araç gibi kullandılar. Bazı insanların saf düşünce yapısı üzerine ya da zor hayat koşullarının yarattığı öfke üzerine inşa ettiler. Ve bu sayede, sözde değiştirmek istedikleri sistemin tam da bir parçası hâline gelmek için kapılar ve fırsatlar buldular.
Dolayısıyla, siyasetin siyaset kurallarıyla işlemeye devam edebileceğine inananlara bir ‘özür’ borcumuz var. Ne yazık ki yaşananlar bunun tersini gösteriyor.
Son günlerde Annita Dimitriu’nun, Efthimios Dipralos’un ve DİSİ’nin diğer yetkililerinin yanı sıra diğer siyasi güçlerin açıklamalarını ve seçim öncesi söylemlerini takip ettim. Hepsi, kendi görüşlerine göre, Fidias Panayotu’nun Doğrudan Demokrasi hareketi, ALMA ve daha küçük diğer oluşumlar gibi yeni partilerin Meclis’te güçlü şekilde temsil edilmesinin yaratacağı riskler konusunda uyarılarda bulunuyordu.
Bu kaygıları haklı ve ciddiydi. Annita Dimitriu ülkenin istikrarının korunması gerektiğinden söz ediyor, Efthimios Dipralos ise bu tür güçlerin öne çıkması halinde karşılaşacağımız tehlikeler konusunda güçlü uyarılarda bulunuyordu.
Buna rağmen toplum kendi olgunluğunu gösterdi ve geleneksel partilere, siyasi güvenilirliklerinden geriye kalanları kurtarmaları için bir şans daha verdi. Ciddiyet göstermeleri, siyasi sorumluluk üstlenmeleri ve topluma yeniden umut verecek bir işaret sunmaları için… Seçim mesajını anladıklarını ve seçim öncesi kendilerinin dile getirdiği endişelerin farkına vardıklarını göstermeleri için.
Ancak seçim gecesinden Meclis Başkanlığı anlaşmasına kadar geçen perde arkası süreç, yeni siyasi dönemin ilk gerçek hamlesini oluşturdu. Bu hamle de artık herkesin bildiği Annita Dimitriu ile Fidias Panayotu’nun videosuyla mühürlendi.
Bu gelişme doğal olarak tepkilere ve eleştirilere yol açtı; hatta DİSİ tabanının içinde bile. Ancak daha da sorunlu olan, bazı çevrelerin bu tercihi “siyasi kapsayıcılık” kavramıyla gerekçelendirmeye çalışmasıdır. Önümüzdeki süreçte bu yönde başka gerekçeler de duyacağımız açıktır.
2021 yılında DİSİ, ELAM’ı normalleştirdi; Annita Dimitriu’nun Meclis Başkanlığına seçilebilmesi bu partinin oylarıyla da mümkün oldu. Böylece DİSİ seçmeninin bir kısmının gözünde ELAM, “diğer sağ” olarak kabul görmeye başladı. Bu anlatı, bugün de ELAM tarafından kullanılmaya devam ediyor ve DİSİ’nin karşısına çıkmayı sürdürüyor.
2026’da ise bundan bir adım ileri gidildi. Siyasetin siyasetsizleştirilmesi ve siyasi fırsatçılık normalleştirildi. Ve bu durumun sonuçları sadece DİSİ’nin değil, bizzat Annita Dimitriu’nun da karşısına çıkacaktır.
Bu konuyu kapatırken açık olalım: Doğrudan Demokrasi ile diyalog kurulmuş olması başlı başına sorun değildir. Zira bu, halktan yetki almış ve artık Meclis’te temsil edilen bir partidir. Seçim öncesinde bazıları tarafından tehdit olarak görülürken, seçim sonrasında bazıları için faydalı hâle gelmiştir.
Sorun, diyalog kurulmuş olması değil. Sorun, bu diyaloğun nasıl bir siyasi anlaşmaya dönüştüğü ve siyasetin, birkaç gün öncesine kadar ülke için tehdit olarak sunulan aktörlerin şartlarına ve mantığına nasıl teslim edildiğidir.
Gelelim seçim dönemi boyunca kendilerini “devrimci” olarak sunanlara, sözde değişimin taşıyıcılarına. Fidias Panayotu, Annita Dimitriu’nun desteğini hızla siyasi kazanca çevirmekte gecikmedi. Odiseas Mihailidis de alelacele ALMA’yı AKEL’e bağlamayı ihmal etmedi.
En basit ifadeyle, her ikisi de hızlıca iki büyük sistem partisinin siyasi uyduları hâline geldi. Hani sözde onlara karşı mücadele edeceklerini söyledikleri partilerin…
Bize geçmiş olsun…
*
MAKALE
Politis gazetesinden…
İmza: Kalliopi Anagnostopulu
Kıbrıs'taki Görünmez Otizmli Yetişkinler ve GeSY'nin Boşlukları"
Kendinizi yalnızca Windows ile çalışan bir dünyada Mac işletim sistemiyle doğmuş biri olarak hayal edin. Sizde herhangi bir üretim hatası yok. Sadece sisteminiz farklı bir mimariyle çalışıyor. Buna rağmen beyniniz günün her saniyesinde, çevresindeki insanlarla uyumlu görünmek için son derece yorucu bir “simülasyon” yürütmek zorunda kalıyor.
Yetişkinlerde otizm (ya da bu durumu geniş kitlelere tanıtan önde gelen klinisyen Dr. Tony Attwood'un kullandığı adıyla Asperger Sendromu) tam da buna benziyor. Bu, çocukluk çağına özgü psikiyatrik bir hastalık değil; dünyayı işlemenin alternatif ve çoğu zaman yüksek performanslı bir biçimi.
2026 Kıbrısı'nda bu özelliklere sahip binlerce yetişkin aramızda görünmez şekilde yaşıyor.
Ofiste gereksiz sohbetlerden hoşlanmayan iş arkadaşınız, gürültü nedeniyle panik atak geçiren öğretmen, işini kusursuz organize eden ancak sosyal ayrıntılarda zorlanan mağaza çalışanı ya da sizi derinden seven fakat dolaylı sitemlerinizi anlamakta güçlük çeken eşiniz veya partneriniz bunlardan biri olabilir.
Bunlar çeşitli yeteneklere ve becerilere sahip insanlar. Ancak Kıbrıs sağlık sistemi onları uzun yıllar boyunca karanlıkta bırakmayı tercih etti.
Çünkü onlarca yıl boyunca tanı süreçleri kalıplaşmış anlayışlara bağlı kaldı ve yalnızca belirgin, görünür güçlükler yaşayan çocuklara odaklandı. Oysa güncel araştırmalar, hayatta kalmayı sağlayan en önemli mekanizmalardan birini ortaya koyuyor: sosyal maskeleme.
Toplumsal uyum baskısının etkisiyle birçok otistik birey — erkekler, kadınlar ve farklı cinsiyet kimliklerine sahip kişiler — küçük yaşlardan itibaren adeta tam zamanlı birer oyuncuya dönüşüyor.
“Doğru” şekilde gülümsemeyi ezberliyor, başkalarının jestlerini taklit ediyor, kendilerine fiziksel rahatsızlık verse bile göz teması kurmaya çalışıyor ve yoğun gürültüye katlanıyorlar.
Bu olgu ilk olarak kadınlar üzerinde incelense de bugün yüksek bilişsel kapasiteye sahip spektrumdaki pek çok yetişkini etkilediğini biliyoruz.
Çevreleri onları yalnızca “utangaç”, “sıradışı” veya “içe dönük” kişiler olarak görüyor.
Oysa içeride bambaşka bir mücadele yaşanıyor. Yirmi dört saat süren bu performans, büyük miktarda zihinsel ve duygusal enerji tüketiyor. Sonuç olarak birçok kişi 25 yaşından sonra tükenme noktasına geliyor.
Buna otistik tükenmişlik adı veriliyor.
Bu durum, kişinin işlevselliğini ciddi ölçüde etkileyebilen bir çöküş hali yaratıyor. Ancak uzmanlaşma eksikliği nedeniyle Kıbrıs'ta birçok hekim bunu yanlışlıkla “klinik depresyon”, “panik bozukluk” veya “sınırda kişilik bozukluğu” olarak değerlendirebiliyor.
Tony Attwood'un özellikle karşı çıktığı yaygın inanışlardan biri, otistik bireylerin empati kuramadığı düşüncesidir.
Attwood'a göre ise gerçekte çoğu zaman durum tam tersi.
Bu bireyler empatiye sahiptirler; hatta bazen bu duygu onları fazlasıyla etkiler. Eksik olan şey, nörotipik insanların kullandığı sosyal kodları otomatik olarak çözen bir “çevirmen”dir.
İronik bir bakışı fark etmeyebilir, ima edilen bir mesajı kaçırabilir ya da şaşırtıcı derecede doğrudan ve dürüst cevaplar verebilirler.
İlişkilerinde eksik olan duygu değil; ortak bir iletişim kılavuzudur.
Ve sorunun kurumsal boyutu da burada ortaya çıkıyor.
GeSY, otizmin kişinin 18 yaşına girdiği gün ortadan kaybolduğu varsayımıyla yapılandırılmış durumda.
Kıbrıs'ta 35 yaşındaysanız ve beyninizin farklı çalıştığını yeni fark ediyorsanız, büyük ölçüde kendi başınızasınız.
Yetişkinlere yönelik kamu tanı merkezleri bulunmuyor. Bekleme listeleri bürokratik bir kâbusa dönüşüyor ve güvenilir bir özel değerlendirme için ödenmesi gereken ücretler çoğu zaman birkaç aylık maaşa ulaşıyor.
Bu kayıtsızlık yalnızca sosyal değil, aynı zamanda ekonomik açıdan da ciddi bir kayıp anlamına geliyor.
Nöroçeşitli yetişkinler, “özel ilgi alanları” olarak adlandırılan yoğun odaklanma yeteneğine sahip olabiliyor. İlgi duydukları konulara olağanüstü bir bağlılık gösterebiliyor, ayrıntılara dikkat edebiliyor ve alışılmışın dışında düşünerek sorunlara çözüm üretebiliyorlar.
Bu özellikler beşeri bilimlerden eğitime, ticaretten sanata ve teknolojiye kadar pek çok alanda değer yaratabilecek nitelikte.
Ancak Kıbrıs, bu potansiyeli değerlendirmek yerine, birçok kişiyi iş görüşmelerindeki “sosyal uyum sınavını” geçemedikleri için eksik istihdama itiyor.
İşletmeler ve kurumlar artık şunu anlamalı:
“Makul düzenlemeler” olarak adlandırılan uygulamalar — örneğin gürültü engelleyici kulaklık sağlamak, daha sakin bir çalışma alanı oluşturmak veya sözlü talimatlar yerine yazılı yönergeler vermek — bir lütuf ya da hayırseverlik değildir.
Bunlar akıllı insan kaynakları yönetiminin bir parçasıdır.
Yetişkinlik döneminde alınan bir otizm tanısı, kişinin üzerine yapıştırılan bir engellilik etiketi değildir. Tam tersine, bir özgürleşme belgesidir. İnsan hayatında öyle bir an gelir ki, kişi artık kendisini “sorunlu” olarak görmekten vazgeçer ve sadece farklı olduğunu fark eder.
Kıbrıs, Mac beyinlerin Windows gibi çalışmasını talep etmekten vazgeçmelidir.
GeSY yetişkin tanı hizmetlerini gecikmeden sisteme dahil etmeli, üniversiteler klinisyenlerin eğitimine ağırlık vermeli ve iş dünyası nöroçeşitliliğe kapılarını açmalıdır.
Artık spektrumdaki yetişkinleri görünmez bir yalnızlık ve üzüntü yaratan bu “Matrix”ten çıkarmanın zamanı geldi.
Onların da nihayet kendi koşullarıyla yaşayabilmelerine izin verilmelidir.
.
Son Güncelleme: 09 Haziran 2026 - 13:42
https://tr.news.rik.cy/tr/article/2026/6/9/kibris-rum-gazetelerinden-09062026/