ANA HABERLER
POLİTİS GAZETESİNİN ANA HABERİ
Kıbrıs'ın Şengen Bölgesi'ne katılımına bir adım daha yaklaşıldı, Avrupa Komisyonu'nun teknik değerlendirmesi tamamlanıyor – Şengen Yeşil Hat’ta ne gibi değişiklikler getirecek
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Şengen Bölgesi'ne katılım süreci son aşamaya girdi. Politis'in bilgi sahibi kaynaklardan elde ettiği bilgilere göre, Avrupa Komisyonu'nun yürüttüğü teknik değerlendirme çalışmaları büyük ölçüde tamamlandı ve Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hazırlığı konusunda herhangi bir itiraz ortaya konmadı.
Kaynaklar, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hem teknolojik altyapı hem de operasyonel hazırlıklar açısından Avrupa Birliği'nin talep ettiği kriterleri yerine getirdiğini belirtiyor. Sınır yönetimi, polis iş birliği, Şengen Bilgi Sistemi, vize politikası ve veri koruma alanlarında gerekli çalışmaların tamamlandığı ifade ediliyor.
Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan olumlu değerlendirme raporunun ardından dosya Avrupa Birliği Konseyi'nin önüne gidecek. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Şengen Bölgesi'ne tam katılımına ilişkin nihai karar ise Avrupa Birliği üyesi devletler tarafından verilecek.
Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis'in daha önce açıkladığı hedef doğrultusunda sürecin 2026 yılı içerisinde tamamlanması amaçlanıyor. Cumhurbaşkanı Hristodulidis, konuyu Paris'te Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula fon der Leyen ile de ele aldı.
Şengen üyeliğinin Yeşil Hat'taki mevcut geçiş rejimini değiştirmesinin beklenmediği belirtiliyor. Avrupa Komisyonu'nun değerlendirmesinde Yeşil Hat'ın Avrupa Birliği'nin dış sınırı değil, ateşkes hattı olarak değerlendirilmeye devam ettiği kaydediliyor.
Bu gelişmeyle birlikte Kıbrıs Cumhuriyeti’nin, Şengen Bölgesi'ne tam üyelik hedefine bugüne kadarki en yakın noktaya ulaşmış durumda olduğu vurgulanıyor.
*
HARAVGİ
Çözüm, işgale verilecek yanıttır – Bu uğurdu hayatını verenlerimizn fedakârlıkları karşılığını bulmadan mücadelemiz sona ermeyecek
AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanu, dün partinin işgal karşıtı etkinliğinde yaptığı konuşmada, AKEL için “Unutmuyoruz” anlayışının belirli bir anlam taşıdığını ve bunun, Kıbrıs halkı nihai adalete kavuşuncaya kadar sürecek kesintisiz bir mücadeleyi ifade ettiğini söyledi.
Stefanu, AKEL’e göre çözümün belirsiz ya da soyut bir hedef olmadığını, Birleşmiş Milletler'in ilgili kararlarında güvence altına alınan ve Avrupa Birliği tarafından da desteklenen siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu federasyon temelinde şekillendiğini vurguladı.
Uzlaşılan çözüm temelinden vazgeçilmesinin daha iyi bir çözüme götürmeyeceğini belirten Stefanu, bunun tam tersine bölünmüşlüğü güçlendireceğini ve Türkiye’nin iki devletli çözüm hedeflerine hizmet edeceğini ifade etti.
Konuşmasının bir başka bölümünde ise, aşırı sağın güç kazanmasıyla faşizmin yeniden başını kaldırdığına dikkat çeken Stefanu, bu nedenle “Bir daha faşizme asla” çağrısının bugün her zamankinden daha güncel olduğunu vurguladı.
*
Sevgili dinleyenler ALİTHİA gazetesi ana haberi de 15 Temmuz darbe yıldönümüyle ilgili anma töreni...
Siyasi yetkililerle devlet yetkilileri darbe sırasında hayatını kaybedenleri andı - Annita Dimitriu: Kıbrıs işgal altında kaldığı sürece unutmak bir seçenek olamaz
DİSİ Başkanı ve Temsilciler Meclisi Başkanı Annita Dimitriu, 15 Temmuz darbesinin kurbanlarını anma etkinliğinde yaptığı açıklamada, Kıbrıs’ın işgal altında olduğu sürece unutmanın bir seçenek olamayacağını vurguladı.
Dimitriu, tarihsel hafızanın canlı tutulmasının bir görev olduğunu belirterek, Kıbrıs sorununun açık bir yara olarak varlığını sürdürdüğünü ifade etti. Bölünmenin ve taksimin Kıbrıs’ın geleceği olamayacağını söyleyen Dimitriu, adanın yeniden birleşmesi ve özgürlüğüne kavuşması hedefinden vazgeçilmemesi gerektiğini kaydetti.
Dimitriu ayrıca, Kıbrıs sorununun iç siyasi tartışmalara malzeme yapılmaması gerektiğini, ortak bir strateji, soğukkanlılık ve yeniden birleşme hedefine bağlılık gerektiğini vurguladı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin yeni girişiminin tüm tarafları Kıbrıs’ın yanında birleştirmesi gerektiğini söyledi.
Annita Dimitriu, Kıbrıs’ın hâlâ işgal altında bulunduğunu yineledi ve bu nedenle geçmişin acı derslerinin unutulamayacağını belirtti.
Dimitriu, Kıbrıs’ın geleceğinin bölünmede ya da taksimde aranamayacağını ifade ederek, iki toplumlu, iki kesimli federasyon temelinde yeniden birleşme hedefinin korunması gerektiğini söyledi. Tarihsel hafızanın sorumluluğa dönüşmemesi halinde geçmişteki hataların tekrarlanabileceği uyarısında bulundu.
*
FİLELEFTEROS gazetesinin ana haberi hasta raporu suiistimalleri ve düşünülen önlemlerle ilgili.
Hastalık izinleri konusunda denetimler sıkılaşıyor, düzenlemeler hazırlayan Fitiris doktorlardan iş birliği istiyor
Adalet Bakanı Kostas Fitiris, hastalık izinlerinde tespit edilen suiistimallerle mücadele amacıyla yeni düzenleme hazırlıkları yaparken, doktorlardan da rapor verilmesi konusunda daha büyük sorumluluk üstlenmelerini istedi.
Bu çerçevede Adalet Bakanlığı, hem mevzuat değişiklikleri hem de uygulamaya yönelik yeni önlemler üzerinde çalışıyor. Amaç, gerçekten sağlık sorunu yaşayan çalışanların haklarını korurken, hastalık izinlerinin kötüye kullanılmasının önüne geçmek.
Kostas Fitiris dün Kıbrıs Tabipler Birliği Başkanı Dr. Petros Agathangelu ile bir araya geldi. Görüşmede, Sayıştay raporlarında ve çeşitli kamu dairelerinden elde edilen verilerde ortaya çıkan hastalık izni uygulamalarına ilişkin sorunlar ele alındı. Bakan Fitiris, doktorların bu süreçteki sorumluluğuna da dikkat çekti.
Adalet Bakanlığı, hem gerçekten hasta olan kişilerin mağdur edilmemesini hem de sistemdeki suiistimallerin ortadan kaldırılmasını hedefleyen pratik çözümler ve değişiklikler üzerinde çalışmalarını sürdürüyor.
*
BAŞKA HABER SEÇMELERİ
MAKALE
ALİTHA gazetesi
Pambos Haralambus
Bir Sorunu Tanımadan Çözebilir miyiz? İstilalar sadece bir darbenin ardından gerçekleşmez
Her temmuz ayında aynı anma törenlerini düzenliyor, aynı kınamaları yapıyor ve aynı "unutmadık" söylemlerini tekrarlıyoruz. Ancak darbenin ve Türk istilasının üzerinden yarım yüzyılı aşkın süre geçmesine rağmen, çözmeye çalıştığımız sorunu gerçekten anlayıp anlamadığımızı ya da hâlâ tarihin işimize gelen bir versiyonunu tekrarlayıp tekrarlamadığımızı sorgulamıyoruz.
İhanet Kapısı, belki de Helenizmin en karakteristik tarihsel mitidir. Konstantinopolis'in fethine yol açtığı söylenen ihanetin simgesidir. Ancak hiçbir ciddi tarihçi, unutulmuş bir kapının bir imparatorluğu yıktığına inanmaz. Bizans İmparatorluğu zaten uzun süren çöküşün, iç çekişmelerin, ekonomik tükenmişliğin ve uluslararası yalnızlığın altında eziliyordu. O ihanet, çok daha önceden hazırlanmış bir trajedinin yalnızca son sahnesiydi.
Kıbrıs'ta da benzer bir şey yaşandı. 15 Temmuz 1974 darbesi suç niteliğinde ve yıkıcı bir eylemdi. Bunun mahkûm edilmesi edilmeli mi sorusu tartışma konusu bile olamaz. Ama Türk işgalini yalnızca bununla açıklamaya çalışmak, daha zor sorularla yüzleşmekten kaçınmamıza imkân sağladı.
Eğer darbe tek neden idiyse, ortada ne bir iç darbe ne de bir ihanet varken 1964 ve 1967 yıllarındaki Türk tehditlerini ve askerî müdahale girişimlerini nasıl açıklayacağız? Kıbrıs sorunu neden daha 1974'ten önce bir çatışma rotasına girmişti?
Bu sorularımın amacı ne sorumlulukları ortadan kaldırmak ne de işgali önemsizleştirmektir. Tam tersine Kıbrıs sorununun, çoğu zaman kabul etmeye razı olduğumuzdan çok daha karmaşık bir mesele olduğunu teslim etmemizi zorunlu kılıyor. Bu mesele aynı anda işgal, uluslararası dengeler, iki toplumun birlikte yaşamayı başaramaması, siyasi hatalar ve kaçırılmış fırsatlar meselesidir.
Onlarca yıl boyunca ağırlıklı olarak kendi anlatımızı dinlemeyi tercih ettik. Kıbrıs Türk toplumunun korkularını görmezden geldik, imkânlarımızı olduğundan fazla gödük yani abarttık, temennilere yatırım yaptık ve zamanın bölünmenin lehine işlemesine izin verdik.
Asıl ihanet, son anda yaşanan bir ihanet değildi. Asıl ihanet, bu ülke için ortak bir siyasi gelecek inşa etmeyi başaramamış olmamızdı.
Bugün, elli iki yıl sonra, yıldönümü yine törensel kınamalarla geçiştirilecek. Ulusal bir öz muhasebenin başlangıç noktası olmayacak.
Ancak Kıbrıs sorununu basit açıklamalar ve tarihsel mitler üzerinden değerlendirmeye devam ettiğimiz sürece, Türk ordusunun Kıbrıs'taki varlığını daha da kalıcı hâle getiriyor ve kuzeydeki toprakları Kıbrıs Helenizminden daha da uzaklaştırıyoruz.
Tarihi değiştiremeyiz. AMma ondan ders çıkarabiliriz. Birinci ders son derece net: Hiçbir sorun, onu olduğu gibi tanımaya cesaret etmeden çözülemez. Yanılsamalar olmadan, seçici hafıza olmadan ve siyasi mazeretlerin arkasına saklanmadan. Ancak o zaman gelecekte tarihimize yeni kara yıldönümleri eklenmemesi için gerçek bir umut taşıyabileceğiz.
*
MAKALE
Filelefteros gazetesi
Yazan: Aristos Mihaildis
Başlık: Cehennem Ateşinin Yaklaştığını Görüyor Ama Görmezden Geliyorlardı
“Devlet suçu: DARBE VE MÜDAHALE’yle devleti bölme planları yapıyorlar:”
12 Ağustos 1973 tarihinde Fileleftheros gazetesinin manşeti buydu. Haberse son derece çarpıcı: “Grivas'ın darbecileri iktidarı ele geçirme ve “ihtilal idaresi” kurma planları yaparken (...) Türk birlikleri tam alarm durumuna geçtiler, Girne bölgesini ele geçirmek üzere müdahaleye hazır bekliyorlar. Bu, gerçekleşmesi halinde Kıbrıs’ın kesin olarak bölünmesi anlamına gelir.”
Tarih 12 Ağustos 1973’tü. Darbe ve istilanın bir yıl öncesi. Hedef değil sadece Girne bölgesini ele geçirmek, neredeyse Kıbrıs'ın yarısını işgal etmekti.
Olayların üzerinden geçen zaman ve tarihsel süreçlerin bugün daha net görülebilmesi sayesinde insan geriye dönüp baktığında şaşırıyor. Gelmekte olan felaketi herkes mi görmüyordu? İnanılmaz. Her şey bunun kaçınılmaz olduğunu gösteriyordu oysa. Kıbrıs fokurdayan kazandı ve her an patlayabilirdi. Bundan dolayıdır ki Fileleftheros bu ana haberi yayınladığı 12 Ağustos 1973 günü bir makale de yayınlayarak söz konusu planı “canavarca” olarak nitelendirmiş ve sonucunun “Kıbrıs'ın kesin bölünmesi” olacağı konusunda uyarmıştı. Gazete, bu sonucun darbe planlarının doğal uzantılarından biri olduğunu açıkça yazıyordu. Makalenin başlığı ise büyük harflerle verilmişti: BÖLÜCÜLER
Daha ne denmesi gerekiyordu? Bugün bu manşetlere baktığında; insan Kıbrıs'ta olsun, Yunanistan'da olsun, gelmekte olan felaketi seçemeyen böylesi hastalıklı beyinlerin hüküm sürdüğüne inanmakta zorlanıyor. Bu sadece tehlikeyi fark edememek olamaz. Düpedüz ihanetti. Başka hiçbir şey değil. Uyarılar sadece 1973'te değil yıllardır geliyordu.
Örneklere gelin birlikte bakalım. Fileleftheros daha 5 Ağustos 1966 tarihli manşetinde, dönemin Türkiye Dışişleri Bakanı İhsan Sabri Çağlayangil'in Türkiye Milli Güvenlik Kurulu'na yaptığı bilgilendirmeye yer veriyordu. Gazetenin ana manşeti şuydu: “Türkiye sessizce savaşı hazırlıyor.” Ertesi gün, 6 Ağustos 1966'da, yine Çağlayangil'in bu kez Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki açıklamaları manşetteydi. Başlık “Kıbrıs'ta ayrı bir Türk yönetimi artık kurulmuştur” idi.
Türkiye işgale hazırlanıyor, EOKA B yasa dışı faaliyetlerini yürütüyordu. Öte yandan Kıbrıslı Türk grupların yasa dışı faaliyetleri de aralıksız devam ediyordu. Birbirine paralel ilerleyen ve sonunda trajediden başka hiçbir yere varması mümkün olmayan süreçler gibi.
Mesela 27 Ocak 1967 tarihli manşete bakalım: “Yeni terör dalgası. Köfünye Türkleri, Rumları alıkoymak amacıyla otobüslerin yolunu kesiyor” Haberde de bölgede yaratılmak istenen gerginlik ve korku atmosferi anlatılıyordu: “Bir papazın önceki gün tutuklanmasının ardından, dün teröristler Köfünye'de iki otobüsü durdurarak yolcuları almak istedi. Ama Birleşmiş Milletler Barış Gücü nezdinde yapılan yoğun girişimler sonucunda olay önlenebildi.”
Bütün bunlar, cennete dönüştürülebilecek bir ülkeye karşı yapıldı. Bu ülkeyi biz cehenneme çevirdik. Gün be gün… Yıl be yıl çalışarak. Aklımız yok muydu? Vardı. Ama her birimiz sahip olduğu aklı mermi gibi kullandı. Silah gibi birbirine doğrulttu. Sadece iki toplum mu birbirine karşı silah doğrultuyordu? Yok canım! Tamam bu da vardı. Ama toplumların kendi içlerinde de aynı şey yaşanıyordu. Yıllar boyunca cehennemi getirmek için mücadele ettiler. Ve başardılar da.
Sonuçta bugün, darbenin başına cunta tarafından getirilmiş Mihail Yeoryitsis'in ifadesini okuduğumuzda şunu görüyoruz: Yeoryitsis darbeyi gerçekleştirme emrini aldığında, sözde, Türkiye'nin nasıl tepki vereceğini sormuş. Diktatör İoannidis ise “Gereken teminat alınmıştır…” demiş. Muhtemelen Amerika'dan...
Pes! Zerre kadar mı akılları yoktu bunların?
*
MAKALE
POLİTİS’İN GÖRÜŞÜ Köşesi
Şengen Konusunda Ciddiyet Şart
Avrupa Komisyonu'nun Kıbrıs'ın Şengen Bölgesi'ne katılımı için yürüttüğü teknik hazırlıklarda kayda değer ilerleme tespit etmesi ve sonraki aşamaların önünü açması olumlu bir gelişmedir. Ancak ilerleme ile nihai üyelik arasında hâlâ önemli bir mesafe var. Henüz hiçbir şey kesinleşmiş değil, kamuoyundaki tartışmalar ise yüksekten olmamalı, ayakları yere basmalıdır.
Şengen'e katılım, Avrupa Birliği'nin karmaşık süreçlerinden biridir. Bu süreç, ortakların Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Birliğin dış sınırlarını etkin biçimde yönetebileceğine, güvenlik kurallarını uygulayabileceğine ve devam eden işgal ile Yeşil Hat'ın yarattığı özel koşulları yönetebileceğine güven duymasını gerektirir.
Tam da bu nedenle ciddiyet şarttır. Son yıllarda ortaya konan teknik ve bürokratik çalışmalar, siyasi basitleştirmelere ya da belirli çıkar çevrelerine hizmet eden yaklaşımlara kurban edilmemelidir.
Hükümetin, er ya da geç gündeme gelecek bazı konuları şimdiden ele alması gerekiyor. Bunlardan biri, Kıbrıslı Türklerle evli olan üçüncü ülke vatandaşlarının durumudur. Bu meselelerin, Kıbrıs Türk toplumuyla yeni gerilim alanları yaratmayacak, aynı zamanda Avrupa müktesebatıyla uyumlu ve uygulanabilir çözümlerle ele alınması gerekir.
Aynı derecede önemli bir başka konu ise Şengen'in yeni bir emlak satış aracına dönüştürülmesi yönündeki cazibeden uzak durulmasıdır. Portekiz, Yunanistan, Malta, Macaristan, Letonya, İtalya ve Bulgaristan gibi birçok Şengen ülkesi yatırım karşılığında oturma izni veren programları sürdürmektedir. Her ülke, Avrupa çerçevesi içerisinde kendi politikasını belirlemektedir.
Ancak Kıbrıs'ın taşıdığı tarihsel yük farklıdır. Vatandaşlık programı deneyimi, ülkenin güvenilirliğinde derin yaralar açmış ve Avrupa Birliği üyeliğinin ekonomik kazanç elde etmek amacıyla araçsallaştırılmasının ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceğini göstermiştir.
Aynı uygulamaların farklı bir biçimde yeniden ortaya çıkması stratejik bir hata olur. Şengen üyeliği; serbest dolaşıma, güvenliğe, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa içindeki konumunun güçlenmesine ve ekonominin genel gelişimine hizmet etmelidir. Ülkenin itibarına zarar veren bir modelin yeniden canlandırılması için bahane hâline getirilmemelidir.
Şengen, ulaşılmayı hak eden ulusal bir hedeftir. Tam da bu nedenle, bu hedefe giden yolda sorumluluk ve ciddiyetle hareket edilmesi gerekir.
*
Son Güncelleme: 16 Temmuz 2026 - 15:21
https://tr.news.rik.cy/tr/article/2026/7/16/kibris-rum-gazetelerinden-16072023/