Haravgi gazetesinin ana haberi…
Hayat Pahalılığı Maaşları Eritiyor, Cepleri Boşaltıyor
AKEL ve Halk Hareketi, hükümetten acil müdahale talep etti
Hayat pahalılığının özellikle gençler ve kadınlar üzerindeki etkileri ağır
Hayat pahalılığı, hane halklarının gelirleri üzerindeki baskısını sürdürürken, çalışanlar, emekliler, gençler, üreticiler ve aileler akaryakıt, elektrik, ısınma, konut ve temel tüketim mallarında artan maliyetlerle karşı karşıya kalıyor.
Konu, dün AKEL ve sol örgütlerin Maliye Bakanlığı önünde düzenlediği eylemin odak noktasını oluşturdu. Eylemciler hükümetten derhal önlem alınmasını istedi. AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanu, hükümeti toplumun korunması için müdahale etmeye çağırdı. Stefanu, yüksek fiyatlar nedeniyle devletin KDV ve tüketim vergilerinden elde ettiği gelirlerin arttığına işaret etti.
Makamlara sunulan memorandumda ulaşım ve ısınma giderlerine destek verilmesi, araç ruhsat harçlarında indirim yapılması, elektrik faturalarındaki KDV'nin düşürülmesi, sosyal tarife uygulamasının genişletilmesi, konut alanında yeni önlemler alınması ve sosyal yardımların güncellenmesi yönünde öneriler yer aldı.
Bu arada hükümet de ağırlıklı olarak hedefli destekleri içeren yeni önlem paketini açıkladı. Paketin Bakanlar Kurulu'na sunulması bekleniyor. Ancak haberde, olumlu ekonomik göstergelerin tek başına vatandaşın sofrasını doldurmadığı vurgulandı.
*
Alithia gazetesinin ana haberi…
Anita da Aday
Averof, Varılan Mutabakatların Bozulduğunu Söylüyor
DİSİ Başkanı Anita Dimitriu, 2028 Cumhurbaşkanlığı seçimleri için adaylık onayını almak amacıyla parti üyelerinin değerlendirmesine başvuracağını açıkladı.
Averof Neofitu ise, Anita Dimitriu'nun da hazır bulunduğu bir ortamda kendisine destek verilmesi konusunda bir mutabakata varıldığını öne sürdü. Ancak adaylık kararının tamamen siyasi gerekçelere dayandığını söyledi.
Efthimios Diplaros, parti adayının en geç Kasım ayı sonuna kadar belirlenmesini öngördüklerini, bunun da parti tüzüğüne uygun ve sonuçlara saygı temelinde gerçekleşeceğini ifade etti.
DİSİ çevrelerinde ise parti birliğinin korunmasına ilişkin kaygılar dile getiriliyor. Özellikle partide uzun yıllardır görev yapan isimler, aday belirleme sürecinin karşılıklı saygı içerisinde yürütülmesini ve partiyi zor dönemlerde ayakta tutan bağların zarar görmemesini umut ettiğini ifade ediyor.
*
Politis gazetesinin ana haberi…
Adaylık Hamlesine Anita'dan Yanıt
Averof DİSİ'de Erken Cumhurbaşkanlığı Tartışmasını Başlattı
Averof Neofitu'nun 2028 seçimlerinde aday olacağını açıklaması, DİSİ içinde cumhurbaşkanlığı tartışmalarını tetikleyen gelişme oldu. DİSİ yönetimi gecikmeden buna karşılık verdi. Parti liderlik kadrosunun da teşvikiyle DİSİ Başkanı Anita Dimitriu adaylık sürecine katılacağını açıkladı. Dimitriu, buna paralel olarak girişiminin parti içi prosedürler çerçevesinde olduğunu özellikle vurguladı.
Habere göre Neofitu'nun açıklaması, Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda nihai kararını verip vermediğini netleştirmemesine rağmen, parti içi süreçleri görmezden geldiği yönündeki eleştirileri beraberinde getirdi. Bu durum DİSİ merkezinde ciddi rahatsızlık yaratırken, parti bütünlüğü konusunda da endişelere yol açtı.
*
Fileleftheros gazetesinin ana haberi…
DİSİ'de Seçim Alarmı
Anita, “Parti Üyelerinin Önünde” Adaylık Onayı İçin Yarışacağını Açıkladı
Averof'un Açıklamaları Sonrası Baş Döndüren Gelişmeler
DİSİ Genel Merkezi'nde dün adeta alarm verildi. Averof Neofitu'nun Fileleftheros'un Philenews Vidcast’ında yaptığı çarpıcı açıklamaların ardından gelişmeler hız kazandı ve yeni kararların alınmasının yolu açıldı. Anita Dimitriu, Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı için partinin adaylık onayını almak üzere yarışacağını resmen duyurdu. Bugün toplanacak olan Parti İcra Kurulu, takvimi belirleyecek. DİSİ'nin adayını Kasım ayı sonuna kadar açıklaması bekleniyor.
Averof Neofitu ise tüm bu gelişmelere, bugün sabah saatlerinde düzenleyeceği basın toplantısını duyurarak yanıt verdi.
Filelefteros’un internet sayfasından bu sabahki Averof basın toplantısıyla ilgili haberden kısa özet...
DİSİ'nin eski başkanı Averof Neofitu, adaylık çıkışının ardından düzenlediği basın toplantısında hem Kıbrıs sorununa hem de sosyal adalet konularına odaklanmış. Neofitu’nun, ülkenin iki temel hedefinin "yeniden birleşme" ve "daha adil bir toplum" olduğu mesajları öne çıkıyor.
Kıbrıs sorununda mevcut durumun sürdürülemez olduğunu savunan Neofitu, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Maria Angela Holguin'in "Kıbrıs sorunu için fırsat penceresinin kapanmakta olduğu" yönündeki açıklamasına dikkat çekti. Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis döneminin, müzakerelerin hiç başlamadığı tek dönem olabileceğini öne sürdü.
Hristodulidis'in Kıbrıs politikasını eleştiren Neofitu, son yıllarda izlenen çizginin sonuç vermediğini, Türkiye'nin mevcut çıkmazdan yarar sağladığını ve uluslararası toplumun Ankara'nın tutumunu açık şekilde mahkûm etmesinin bile sağlanamadığını söyledi.
Ekonomi ve sosyal politikaya da geniş yer ayıran Neofitu, ekonomik göstergelerin olumlu görünmesine rağmen toplumdaki gelir eşitsizliğinin derinleştiğini savundu. Nüfusun üçte birinin rahat yaşadığını, üçte birinin ay sonunu zor getirdiğini, kalan üçte birinin ise geçinemediğini ifade etti. Otomatik Hayat Pahalılığı Ödeneği'nin yalnızca toplumun belirli kesimlerine tam olarak uygulanmasını da eleştirdi.
Neofitu adaylığının nasıl şekilleneceğine ilişkin soruları yanıtsız bıraktı. "Hiçbir seçeneği dışlamıyorum" diyen Neofitu, önceliğin usul tartışmaları değil siyasi içerik olması gerektiğini söyledi.
*
Filelefteros’tan bir haber...
Lefkoşa ve Limasol, Tramvay Hattını Yeniden Gündeme Taşıdı, Bakanlık İkna Olmadı
Lefkoşa ve Limasol belediyeleri, iki kentte tramvay sisteminin kurulması olasılığını birlikte değerlendirmeye başladı. Lefkoşa Belediye başkanı Haralambos Prundzos ile Limasol Belediye Başkanı Yannis Armeftis, geçmişte hazırlanan tramvay çalışmasının güncellenmesini isterken, Ulaştırma Bakanlığı'nın ilgili birimi projeye sıcak bakmıyor.
Bakanlığın teknik birimi, toplu taşımada otobüs kullanım oranlarının düşük olması nedeniyle Avrupa Yatırım Bankası'nın projeye finansman sağlamasının zor olduğunu savundu. İki kent belediyesi ise yaklaşık 17 yıldır uygulanan otobüs sisteminin beklenen sonuçları vermediğini belirterek tramvayın yeniden değerlendirilmesini istedi. Lefkoşa Belediye Başkanı Haralambos Prundzos, mevcut otobüs sözleşmesinin 2030'da sona erecek olması nedeniyle yeni ulaşım modellerinin bugünden tartışılması gerektiğini vurguladı.
*
Politis’ten bir haber...
Çocuklara Yönelik Cinsel Suçlarda İsimler Açıklanabilir
Kişisel Verilerin Korunması Komiseri Maria Hristofidu, çocuklara yönelik cinsel suçlardan şüpheli veya hükümlü kişilerin isimlerinin açıklanmasının yasal olarak yasak olmadığını söyledi.
Hristofidu, isimlerin kamuoyuna açıklanıp açıklanmayacağına her olayın koşullarına göre Polis ve mahkemeler gibi yetkili makamların karar verdiğini belirtti. Ancak bugüne kadar Kıbrıs Cumhuriyeti'nde bu kapsamdaki hiçbir şüpheli veya hükümlünün ismi kamuoyuna açıklanmadı.
Öte yandan Adalet Bakanlığı'nın, gözetim altındaki hükümlülere yönelik denetim ve kısıtlayıcı önlemleri güçlendirmeyi amaçlayan bir yasa değişikliği hazırladığı bildirildi.
*
MAKALE
Politis’ten "Gazetenin Bakış Açısı" köşesi…
Kıbrıs Sorunu Kime Hizmet Ediyor?
Kıbrıs sorunu onlarca yıl boyunca ülkenin siyasal yaşamının neredeyse tamamının etrafında şekillendiği temel meseleydi. Ancak bugün farklı ve kaygı verici bir tehlike ortaya çıkıyor. Siyasi sistemin Kıbrıs sorununa hizmet etmesi gerekirken, Kıbrıs sorunu siyasi sistemin ihtiyaçlarına ve özellikle de 2028 seçimleri öncesindeki kişisel siyasi stratejilere hizmet etmeye başlamış görünüyor.
Nikos Hristodulidis'in, sürecin ilerlediği yönündeki algıyı korumak istemesi için siyasi açıdan birçok nedeni bulunuyor. Temaslar, görüşmeler, girişimler, "yeni fikirler" ve bir sonraki adımlara ilişkin beklentiler, bir şeylerin değişebileceği izlenimini yaratıyor. Ancak hareketlilik görüntüsü her zaman gerçek ilerleme anlamına gelmiyor. Birleşmiş Milletler de müzakerelerin gerçekten yeniden başlamasından önce hâlâ önemli çalışmalara ihtiyaç duyulduğunu açıkça ortaya koymuş durumda.
Öte yandan Averof Neofitu, Kıbrıs sorununu siyasi sahneye dönüşünün merkezine yerleştirmeyi tercih etti. Ulusal meselenin "her şeyin üstünde" olduğunu söyleyen Neofitu, sonuçta Kıbrıs sorunundaki ilerleme eksikliğiyle 2028 Cumhurbaşkanlığı seçimleri için adaylık açıklamasını ilişkilendirdi.
Sorun, siyasetçilerin hırslara sahip olması değil. Bu, siyasetin doğasında vardır. Sorun, ülkenin en önemli ulusal meselesinin siyasi farklılaşma, kişisel görünürlük veya seçim öncesi konum alma aracına dönüşmesiyle başlıyor.
Burada daha büyük bir tehlike daha bulunuyor: toplumun giderek yorulması ve meseleye karşı duyarsızlaşması. Sonuç üretmeyen beklentiler arttıkça ve Kıbrıs sorunu 2028'de kimin aday olacağı tartışmalarına daha fazla karıştıkça, vatandaşlar da sorunun kendisinden uzaklaşabilir.
Kıbrıs sorununun ihtiyaç duyduğu şey yeni ve uzun bir seçim kampanyası değil. İhtiyaç duyulan; ciddiyet, net tutumlar ve her şeyden önce somut sonuçlardır. Aksi halde 2028'e kadar Kıbrıs Cumhuriyeti'ni kimin yöneteceğini defalarca tartışmış, fakat Kıbrıs'ın nasıl yeniden birleşeceğini giderek daha az konuşuyor olabiliriz.
*
MAKALE
Politis
Stavros Andoniu
New York'taki Çıkmazda Bizim de Sorumluluğumuz Var
İki lider, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için New York'a gitti. BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'le ayrı ayrı görüştüler. Aynı şekilde, BM Genel Sekreteri'nin Kıbrıs sorunu için kişisel temsilcisi Maria Angela Holguin'le de ayrı temaslarda bulundular. Ancak dönüşte valizlerinde kayda değer hiçbir şey yoktu. Güven artırıcı önlemler konusunda tek bir anlaşmaya bile varılamadı.
Taraflar yalnızca ileriye doğru bir adım atmayı başaramamakla kalmayıp karşılıklı suçlamaların da yeniden önünü açtı. Verilen mesaj karamsardı. Peki New York temaslarının sıfır sonuçla tamamlanmasından kim sorumlu? Gerçek şu ki sorumluluk her iki liderin de omuzlarında. Taraflardan sadece biri bile olumlu bir adım atabilseydi, BM Genel Sekreteri'nin de katılacağı üçlü bir görüşmenin zemini oluşturulabilirdi.
Kıbrıs sorununda diyaloğun yeniden başlaması için uygun koşulları yaratmak hiçbir zaman yalnızca bir tarafın görevi olmadı, bundan sonra da olmayacak. Bazen çıkmazı kırmak için tek taraflı bir adım atmak gerekir. Bazen de olumsuz tabloyu değiştirecek veya en azından karşı tarafı zor durumda bırakacak beklenmedik girişimlere ihtiyaç vardır. Bu nedenle hiçbir tarafın arkasına saklanabileceği bir mazeret bulunmuyor.
Süreci ileriye taşımak herkesin sorumluluğudur. Karşı taraf hata yapıyor diye siz de aynı hatayı yapmak zorunda değilsiniz. Üstelik vatandaşların da öncelikle kendi liderlerinden hesap sorması gerekir. Kıbrıslı Rumlar kendi liderlerinin attığı adımları sorgulamalı, Kıbrıslı Türkler de aynı şeyi kendi liderleri için yapmalı.
Peki New York'ta Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı nasıl bir tutum izledi? Hükümet kaynakları, Cumhurbaşkanı'nın üçlü görüşme önerisinde bulunduğunu, ancak bu önerinin Kıbrıs Türk toplumu lideri Tufan Erhürman tarafından reddedildiğini öne sürdü. Hükümetin vermek istediği mesaj açıktı: Olumsuz tutum sergileyen taraf Tufan Erhürman'dı, yapıcı taraf ise Cumhurbaşkanı.
Ancak Tufan Erhürman da Kıbrıs Rum tarafını suçladı. İddiasına göre New York'ta bazı yabancı diplomatik misyonlardan Kıbrıs Türk heyetiyle görüşmemeleri istendi. Eğer durum buysa, şu soruyu sormak gerekiyor: Resmî Kıbrıs Rum tarafının izlediği çizgi, gerçekten üçlü bir görüşmenin önünü açacak olumlu bir atmosfer yaratılmasına katkı sağladı mı? Kıbrıs Türk heyetine yönelik dışlayıcı yaklaşım böyle bir hedefe hizmet etti mi? Çünkü biriyle görüşmek istiyorsanız, onu gereksiz yere rahatsız edecek adımlardan kaçınırsınız. Sağduyu bunu söyler. Bu nedenle kaçınılmaz bir soru ortaya çıkıyor: Bu nedenle şu soru kaçınılmaz olarak gündeme geliyor: İmaj yönetimi, diyaloğun yeniden başlaması için gerekli koşulları yaratma ihtiyacının önüne mi geçti?
Bu sorunun cevabı çok geçmeden ortaya çıkar elbet. Ama bu arada zaman da daralıyor. Antonio Guterres'in görev süresinin sona ermesine yalnızca üç ay kaldı. Ve görünen o ki, bu treni de kaçırmak üzereyiz.
*
Makale
Fileleftheros 28.09.2026
Vangelis Yettos
Çocuğuma...
Çocuğum masalları hiç sevmezdi
Ejderhalardan, sadık köpeklerden söz eden
Güzeller Güzeli'nin yolculuklarından ve vahşi kurttan
Benim çocuğum masalları hiç sevmezdi…
Şimdi geceleri oturur onunla konuşurum
Köpeğe köpek, kurda kurt, karanlığa karanlık diyerek
Kötüleri parmağımla gösterir, ona öğretirim bir bir
Ve dudaklarımızdan birer dua gibi dökülen isimleri, ölülerimizi
Öyle ya, yetti artık! Çocuklara gerçeği söylemek lazım!
Manolis Anagnostakis'in "Çocuğuma" şiiri, 1970 yılında yayımlanan ve büyük ses getiren On Sekiz Metin adlı ortak yayında yer almıştı. Albaylar Cuntası'nın boğucu sessizliği içinde Seferis, Kodzias, Valtinos, Kumandareas, Himonas, Tsirkas, Sinopulos, Maronitis ve daha birçok önemli edebiyatçı, güçlü bir direniş eylemine imza attı. Bu metinler cuntanın gözü önünde yayımlandı ve birkaç gün içinde tükendi.
Bu satırları gün ağarmadan yazıyorum. Sabah saat üçte, Hrisi Avgi eski milletvekillerinden İlias Kasidiaris'in hapisten çıkarkenki görüntüsüyle uyandım. Bir elinde askeri usulle katlanmış Yunan bayrağı vardı. Diğer eliyle ise cezaevi kapısının dışında kendisini bekleyen taraftarlarını yumruğunu kaldırarak selamlıyordu. Bir gün önce öğleden sonra oğlumla birlikte radyo dinliyor ve üç boyutlu bir dinozor resmi çiziyorduk. Oğlan dönüp sordu:
"Hapisten çıkan bu adam kim?"
Anagnostakis'in bu şiiri zihnimi yıllarca meşgul etmişti. Şiirin mesajını fazla didaktik, buyurgan, hatta yer yer isabetsiz buluyordum. Özellikle de Anagnostakis'in geniş ufku, sağduyusu ve ölçülü karakteri düşünüldüğünde. Sessiz ve mütevazı sesiyle tanınan, haksız yere "yenilginin şairi" olarak damgalanan bir şairin nasıl olup da böylesine didaktik bir tavır takınabildiğini sıkça sorgulamıştım. Üstelik kendi çocuğuna karşı. Bir noktada, kendine özgü ince ironisine sadık kalarak aslında yazdığının tam tersini kastettiğine bile inandım bir ara: Yani "Çocukları rahat bırakın demek istediğini."
Ta ki çocuğum olana kadar!
Büyük şairlerde rastlanır; sezgi ve vizyonları insan ancak büyük sorularla yüzleşmeye hazır olduğunda gerçek anlamını açığa vurur.
Almanya'daki gelişmeleri izliyorum. Canavar geri dönüyor.
Suçlarının, dünyaya otomobil ve buzdolabı satarak unutulabileceğini zanneden anaokulu düzeyinde bir toplum görüyorum. Derin bir ekonomik krizin yaşandığı Yunanistan'da Hrisi Avgi’nin (Altın Şafak) üçüncü parti olduğu günler geliyor aklıma... Ardından günümüz Kıbrıs'ında ELAM'ın üçüncü parti konumunda oluşu. Evet, canavar geri dönüyor. Dehşetin uçsuz bucaksız anaokulu düzeyli toplumlarını geliyor gözümün önünde! Demokrasi üzerine yaşam ve ölüm kararları alma hakkına sahip olduğunu düşünen siyasi zombileri...
Son milletvekilliği seçimlerinin yapıldığı gece sonuçları oğlumla birlikte izlemeye karar vermiştim. Seçimlerin nasıl işlediğini, neden yapıldığını ve sonuçlarını beğensek de beğenmesek de neden kabul ettiğimizi anlatmak istiyordum ona. Doğal olarak dikkatini partilerin sembolleri çekiyor.
Küçük bir çocuğun gözlerinden bakınca insan başka bir şeyi fark ediyor. DİSİ'nin parlak kanatlı Nike (Zafer) sembolü, AKEL'in güçlü çekici, DİKO'nun umut vaat eden meşalesi çocuklar için pek bir şey ifade etmiyor. Tıpkı kendine hayran, sorumsuz bir toplum için ifade etmediği gibi.
Ama kılıç farklı.
"Kılıçlı olanlar kim?" diye sordu bana.
Elbette ya! Kılıç...
İki Dünya Savaşı arası dönemin Nazi hareketlerinin sembolleri her zaman en ilkel içgüdülere hitap etmiştir: Oklar, kılıçlar, mızraklar, yıldırımlar, baltalar, hedef işaretleri...
İsrailli düşünür Zeev Sternhell, Aydınlanma Karşıtı adlı önemli çalışmasında, 19. yüzyılın erken dönem romantik faşizminin Almanlara ve kuzey halklarına kendilerinin çiçek değil balta taşıyan kahraman savaşçıların soyundan geldiğini hatırlatma çabasını anlatır.
"Kılıçlı olanlar kim?"
Kanepede oturuyoruz.
Anagnostakis sanki tam arkamda duruyor. Karşımızda seçim yorumlarının yaşlı yüzleri ve parlak televizyon ekranları... O an anlıyorum ki çocuğuma faşizm hakkında konuşmam değil, onunla faşizm üzerine konuşmam gerekiyor.
Zaten bu kavramı ilk kez duyuyor değil.
Faşizm bu konuda benden önce davrandı.
Ama, yetti artık! Çocuklara gerçeği söylemek lazım.
Son Güncelleme: 29 Eylül 2026 - 14:21
https://tr.news.rik.cy/tr/article/2026/9/29/kibris-rum-gazetelerinden-29092026/