FİLELEFTEROS Gazetesinin Ana Haberi
Averof Ortalığı Karıştırdı
Adaylık açıklaması siyasi dengeleri değiştirdi
Pindaru'da endişe hâkim
Parti yönetimi bugün yeniden toplanıyor
DİSİ, Averof Neofitu'nun 2028 Cumhurbaşkanlığı seçimleri için adaylığını açıklamasının ardından yeni bir iç krizle karşı karşıya kaldı. Uzun süredir siyasi ekibini oluşturan ve adaylık hazırlıkları yapan eski DİSİ lideri, Kıbrıs sorununda ilerleme sağlanamamasını gerekçe göstererek adaylığını ilan etti. Dikkat çeken nokta ise açıklamasında DİSİ'den ya da partinin aday belirleme sürecinden hiç söz etmemesi oldu.
Parti içinde, son dönemde Anita Dimitriu'nun kamuoyu yoklamalarında güç kazanmasının ve parti yönetiminin Dimitriu'nun adaylığını birlik adayı olarak öne çıkaran adımlarının, Neofitu'nun strateji değişikliğinde etkili olduğu değerlendiriliyor. Geçen hafta Neofitu ile Konstantinos Pamporidis'in bir araya gelmesi ve Neofitu ekibinin hem kendisinin hem de Dimitriu'nun aday olduğu senaryoları ölçen kamuoyu araştırmaları yaptırması da bu hazırlığın işaretleri arasında gösteriliyor.
DİSİ idaresinde ise yoğun rahatsızlık ve endişe yaşanıyor. Neofitu'nun resmi adaylık sürecine katılmaması halinde tüzük gereği parti üyeliğinin sona erdirilmesi seçeneğini değerlendiriyor. DİSİ, Cumhurbaşkanlığı adaylığının yalnızca parti tüzüğünde öngörülen süreçler yoluyla belirlenebileceğini vurguluyor.
*
POLİTİS Gazetesinin Ana Haberi
2028 Yolunda DİSİ'yle Karşı Karşıya
Averof Neofitu Cumhurbaşkanlığına aday olduğunu açıkladı
Averof Neofitu'nun 2028 Cumhurbaşkanlığı seçimleri için adaylığını açıklaması, uzun bir seçim döneminin de başlangıcını yaptı. Eski DİSİ Başkanı, kararını Kıbrıs sorunundaki gelişmelere bağlayarak adaylığını ilan etti.
Neofitu, motivasyonunun ulusal nedenlere dayandığını savunsa da izlediği yöntem parti içinde bölünmelere yol açıyor ve on yıl boyunca liderliğini yaptığı DİSİ ile gerilimi artırıyor. Gazete, Neofitu'nun izlediği yöntemin Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis'in siyasi yükseliş sürecindeki yaklaşımını hatırlattığına dikkat çekiyor.
DİSİ ilk açıklamasında sert bir üslup kullanmaktan kaçınırken, Neofitu'nun tercihlerini eleştirdi. Parti açıklamasında, "Süreçlerin ve kolektif kararların önemini biliyor" vurgusu yapıldı.
*
HARAVGİ Gazetesinin Ana Haberi
Bugün Herkes Maliye Bakanlığı Önünde
Hayat pahalılığına karşı acil önlem talebiyle saat 18.00'de eylem
Hayat pahalılığı, hane halklarının gelirlerini aşındırmaya ve işletmeler üzerindeki baskıyı artırmaya devam ediyor. Akaryakıt, elektrik, gıda ve konut giderleri aile bütçelerinde giderek daha büyük yer tutarken, küçük ve orta ölçekli işletmeler de artan maliyetlerle karşı karşıya kalıyor.
AKEL ve bağlı örgütler, hükümetten acil ve etkili önlemler alınmasını talep ederek bugün saat 18.00'de Maliye Bakanlığı önünde düzenlenecek kitlesel eyleme katılım çağrısında bulundu. Eylemin sloganı ise "Hayat pahalılığı cebimizi boşaltıyor, hemen önlem alın" olarak açıklandı.
Çalışanlar, gençler, kadınlar, emekliler ve zamların etkilerini hisseden tüm vatandaşlar eyleme katılmaya davet edilirken, AKEL artık tartışılması gereken konunun önlem gerekip gerekmediği değil, hangi önlemlerin ne kadar hızlı uygulanacağı olduğunu vurguladı.
*
ALİTHİA Gazetesinin Ana Haberi
Olgin Hristodulidis'in İddiasını Yalanladı
Birleşmiş Milletler, New York'ta üçlü görüşme önerisinin gündeme geldiği yönündeki anlatıyı doğrulamadı
Habere göre Birleşmiş Milletler, New York'taki temaslarda Kıbrıs Türk toplumu lideri Tufan Erhürman tarafından reddedildiği öne sürülen bir üçlü görüşme önerisinin gündeme geldiği yönündeki iddiaları doğrulamayarak Kıbrıs Rum tarafının
Haberde, Birleşmiş Milletler'in Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis'e Güven Yaratıcı Önlemlerin uygulanmasının hızlandırılması yönünde net mesaj verdiği ve iki tarafı müzakerelere yönelik bir yöntem önerisi hazırlamaya çağırdığı belirtiliyor.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin Kıbrıs Özel Temsilcisi Maria Angela Olgin’in açıklamalarına dayandırılan haberde, New York temaslarının temel amacının Güven Yaratıcı Önlemler olduğu ifade ediliyor.
Olgin, New York'ta Antonio Guterres, Nikos Hristodulidis ve Tufan Erhürman arasında üçlü görüşme yapılması konusunun Birleşmiş Milletler tarafından değil, Hristodulidis'in ortaya koyduğu öneriler çerçevesinde gündeme getirildiğini belirtti. Ayrıca Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin üçlü görüşme ya da beş artı bir formatında genişletilmiş konferans düzenleyebilmesi için taraflar arasında gerekli koşulların oluşmasını beklediği kaydedildi.
*
Makale
Haravgi
Neofitos Neofitu'nun Yazısı
Cumhurbaşkanı'nın Kıbrıs Sorununa İlişkin 19 "Yeni Fikri" Hakkında Bilgilendirme Şart
Ülkenin siyasi liderliği, Kıbrıs sorununda olumlu ve hızlı gelişmeler yaşanması halinde Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis'e destek vermeye hazır olduğunu belirtiyor. Ancak görünen o ki Hristodulidis böyle bir desteğe ihtiyaç duymuyor. Oysa kesintiye uğradığı noktadan yeniden başlayacak ve son aşamaya kadar ilerleyebilecek ciddi bir müzakere süreci, zorlu ve ortak bir çaba gerektiriyor. Bunun yükünü tek başına taşıyabilecek siyasi güce sahip olmadığını kendisi de biliyor. Bu süreç için AKEL'e, DİSİ'ye ve iki bölgeli iki toplumlu federasyon çözümüne inanan diğer siyasi güçlere ihtiyaç duyuyor. Kıbrıs Türk toplumu lideri Tufan Erhürman'ın da karşılık vermesi halinde, kapsamlı çözüme ve yeniden birleşmeye giden yolu açabilecek stratejik bir uzlaşmaya ulaşabilmek için bu desteğe ihtiyaç var.
Ancak Cumhurbaşkanı, siyasi partileri bilgilendirip Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'ne sunduğu 19 yeni öneriyi onlarla değerlendirmek yerine onları karanlıkta bırakmayı tercih etti. Bununla birlikte Kıbrıs halkı da, Cumhurbaşkanı'nın tam olarak ne önerdiğini ve neyi müzakere ettiğini bilme hakkına sahip. Eğer gerçekten çıkmazın aşılmasına katkı sağlayabilecek yeni fikirler söz konusuysa, bunların tartışılması gerekirdi. Bu tartışma Ulusal Konsey'de yapılmayacaksa bile en azından siyasi parti liderleriyle bire bir görüşmelerde gerçekleştirilebilirdi. Ancak Cumhurbaşkanı, bu önerilerin kabul görmeyeceğini önceden bildiği için güvenli bir alanda siyaset yapmayı tercih ediyor olabilir.
Kıbrıs sorununun böylesine kritik bir dönemecinde, özellikle New York'taki temaslar öncesinde, Cumhurbaşkanı'nın siyasi liderliği ciddi ve sorumlu bir şekilde bilgilendirmesi ve desteğini istemesi gerekiyordu. Ne var ki Cumhurbaşkanı bir kez daha siyasi parti liderlerini kapsamlı biçimde bilgilendirmeden tek başına hareket etmeyi seçti.
İktidar ortakları ile DİSİ'nin ayrıcalıklı bir bilgilendirmeden yararlanıp yararlanmadığını bilmiyoruz. Ancak AKEL Genel Sekreteri, Cumhurbaşkanı'nın önerilerinin ne olduğunu, tam olarak neyi hedeflediğini ve neyi başarmaya çalıştığını bilmediğini açıkça ifade etti.
Siyasi liderliğin ve Kıbrıs halkının, gecikmiş de olsa, bu konuda bilgilendirilmesi gerekiyor. Cumhurbaşkanı ayrıca "hızlı gelişmeler", çözüm planları ve büyük beklentiler yaratan senaryolar üzerinden aşırı umut üretmekten vazgeçmelidir. Çünkü sonunda gerçekleşmeyen her beklenti, geride daha büyük bir hayal kırıklığı bırakıyor. Kıbrıs sorunu iletişim stratejileriyle, açıklamalarla ya da beklenti yönetimiyle çözülemez.
*
Makale
Politis
Dionisis Dionisiu'nun Yazısı
Çevreciler, Aktivistler ve ELAMcılar
Her şeyden önce şunu kavramamız gerekiyor: Kıbrıs'ın en büyük çevre sorunu bir bulvarda kesilen tek bir ağaç değildir. Asıl sorun; küçük, kurak, her yıl biraz daha ısınan, siyasi olarak bölünmüş ama ekolojik olarak tek bir bütün olan bir adada yaşamamızdır. Buna rağmen suyu, enerjiyi, kentleri, ulaşımı ve arazi kullanımını sanki beş ayrı ülkede planlıyormuşuz gibi davranmaya devam ediyoruz.
Akıllı ve demokratik bütün insanlar çevreye saygı duyar. Bu, moda olduğu ya da herhangi bir Avrupa Birliği yönergesi öyle gerektirdiği için değil, çok daha basit bir nedenle böyledir. Çevre, hayatın kendisidir. İçtiğimiz su, soluduğumuz hava, işlediğimiz toprak ve çocuklarımızın büyüdüğü kentlerdir. İşte tam da bu nedenle çevrecilik, dogmatizme teslim edilemeyecek kadar ciddi bir meseledir.
Aktivizm
Aktivizm gereklidir. Aktivizm olmasaydı doğaya karşı işlenen birçok suç fark edilmeden geçip giderdi. Çevre örgütleri, gazeteciler ve duyarlı yurttaşlar olmasaydı muhtemelen daha fazla kaçak yapılaşma, daha geniş habitat tahribatı ve devlet kararları üzerinde çok daha az denetim olurdu.
Ancak aktivizm başka şeydir; her yolu yıkım, her yatırımı şüpheli girişim, her ağaç kesimini suç ve her uzlaşmayı doğaya ihanet olarak görmek başka şeydir.
Kıbrıs'ta siyasi ekoloji uzun yıllar büyük ölçüde Yorgos Perdikis'in kişiliğiyle özdeşleşti. Perdikis hiçbir zaman çevreciliği yalnızca ağaçlar, plajlar ve çöplerle sınırlamadı. Siyasi ekolojiyi doğrudan Kıbrıs sorunuyla da ilişkilendirdi; Kıbrıs'ın "tek bir ekonomi, tek bir toplum ve tek bir ekosistem" olduğunu savundu. Aynı zamanda iki bölgeli iki toplumlu federasyona ilişkin bilinen çekincelerini de dile getirdi.
Tam da burada bir çelişki ortaya çıkıyor. Çünkü gerçekten bütün adayı ilgilendiren bir çevre sorunu varsa, o da Kıbrıs sorununun kendisidir. Sular sınır kapılarında durmaz. Yangınlar ara bölgeyi tanımaz. Kuşlar pasaport taşımaz. Yer altı su kaynakları, erozyon, çölleşme, tarım faaliyetleri, kirlilik ve iklim değişikliği bütün adayı ilgilendirir.
Kıbrıs Cumhuriyeti de bugün Kıbrıs'ın iklim değişikliği karşısında özellikle su kaynakları, kıyı erozyonu, altyapı ve turizm alanlarında son derece kırılgan olduğunu kabul ediyor. Asıl büyük resim budur.
Kiryaku Matsi Bulvarı
Kiryaku Matsi Bulvarı bunun çarpıcı örneklerinden biridir. Yenileme çalışmaları başladığında ağaçlar etrafında ciddi tartışmalar yaşandı. Ancak Lefkoşa Belediyesi'nin verdiği bilgilere göre projenin temel hedeflerinden biri mevcut ağaçları mümkün olduğunca korumaktı. Ayrıca yaklaşık 90 yeni ve yetişkin ağaç dikildi.
Meselenin özü de burada yatıyor. Çevrecilik durağanlık anlamına gelemez.
Aynı durum Akamas için de geçerlidir. Kuşkusuz Akamas korunmalıdır. Çevre örgütlerinin bazı çalışmalara itiraz etmek için ciddi gerekçeleri de vardı. Resmî belgelerde yol genişletmeleri, dolgu faaliyetleri ve çevresel prosedürlerin uygulanmasına ilişkin şikâyetlerden söz ediliyor.
Ne var ki bütün bunlar sonunda uzun bir durgunluk dönemine gerekçe oluşturdu. Bu da ortalama yurttaşın zihninde, koruma altındaki bir bölgenin mutlaka bozuk yollar, sınırlı erişim ve hiçbir altyapının bulunmadığı bir alan olması gerektiği yönündeki yanlış algıyı güçlendirdi.
Oysa düzenli şekilde planlanmış bir yol doğanın düşmanı olmak zorunda değildir. Su, tuvalet, çöp kutusu ve denetim bulunan düzenli bir ziyaret noktası, herkesin istediği yere arabasıyla girip park ettiği ve ardında çöp bıraktığı kontrolsüz bir ortamdan çok daha koruyucu olabilir.
Koruma, terk etmek anlamına gelmez.
Yeşil Enerji İstiyoruz, Ama Nerede?
Daha da ilginç olan tartışma yenilenebilir enerji kaynaklarıyla ilgilidir.
Hepimiz yeşil dönüşümden söz ediyoruz. Ancak güneş panelleri ya da rüzgâr türbinleri kurulacağı zaman yeni itirazlar ortaya çıkıyor.
Örneğin Çevreciler Hareketi, bazı büyük güneş enerjisi projelerine çevresel etkileri ve tarım arazilerinin kaybını gerekçe göstererek karşı çıktı. Güneş panellerinin öncelikle çatı sistemlerine kurulması gerektiğini savundu.
Belirli durumlarda bu itirazlar haklı olabilir. Bir ormanı yok eden güneş enerji santrali, temiz enerji üretiyor diye otomatik olarak çevreci bir proje hâline gelmez.
Ancak bir noktada şu soruyu da yanıtlamak zorundayız:
Yeşil enerjiyi tam olarak nerede üretmek istiyoruz?
Fosil yakıtlara hayır, kırsaldaki güneş enerjisi projelerine hayır, yerleşim alanlarına yakın rüzgâr türbinlerine hayır, enerji iletim ağlarına hayır deyip ardından enerji dönüşümünün neden geciktiğini sorgulayamayız.
Çözüm çevresel denetimleri ortadan kaldırmak değildir. Çözüm, hangi projelerin nerede yapılabileceğini önceden belirleyen ciddi bir mekânsal planlamadır.
Modern bir devlet kalkınmayı doğası gereği tehdit olarak göremez. Aynı şekilde çevreyi de bir yatırımcı ortaya çıktığında kolayca kenara itilecek bir engel gibi değerlendiremez.
Sorun, siyasetin mutlak doğrular yarışına dönüşmesiyle başlar.
Bir tarafta kimlik, güvenlik ve ulusal meseleler basitleştirici sloganlarla sunulurken, diğer tarafta çevrecilik sonsuz bir yasaklar listesine dönüştüğünde toplum çözüm üretmez.
Kamplar üretir.
İşte tam da bu noktada, aralarında büyük ideolojik farklar bulunmasına rağmen, siyasi maksimalizmin farklı biçimleri ortak bir zeminde buluşur.
Kamuoyunda ELAM tarafından da ifade edilen sert milliyetçi yaklaşımlara verilecek cevap, aynı derecede mutlakçı bir "yeşil" söylem olamaz. Bir siyasi kimlik, karşıt kutbun inşasıyla etkisiz hâle getirilemez.
Çevrecilik Sonuç Üretmelidir
Kıbrıs'ın ihtiyacı sonuç üreten bir çevreciliktir.
Daha fazla ağaç, ama aynı zamanda daha iyi yollar.
Korunan bir Akamas, ama düzenli erişim imkânlarıyla birlikte.
Daha fazla yenilenebilir enerji, ama doğru planlamayla.
Kuşların korunması, ama bilime dayanan kurallarla.
Kıyıların korunması, ama her insan faaliyetini doğaya düşman saymadan.
Ve her şeyden önemlisi, Kıbrıs'ın en büyük çevre sorununun bir bulvarda kesilen tek bir ağaç olmadığını anlamamız gerekiyor.
Asıl sorun; küçük, kurak, her yıl biraz daha ısınan, siyasi olarak bölünmüş ama ekolojik olarak tek bir bütün olan bir adanın suyu, enerjiyi, kentleri, ulaşımı ve arazi kullanımını hâlâ beş ayrı ülkeymiş gibi planlamaya devam etmesidir.
Eğer siyasi ekoloji gerçekten faydalı olmak istiyorsa, asıl mücadele alanı tam da burasıdır.
Son Güncelleme: 28 Eylül 2026 - 14:27
https://tr.news.rik.cy/tr/article/2026/9/28/kibris-rum-gazetelerinden-28092026/