Alithia Gazetesinin Ana Haberi
Daha müzakere edilmeden Şeytanlaştırıldı
Kıbrıs sorununun çözümüne ilişkin öne sürülen plan, daha iki tarafa ulaşmadan hedef tahtasına oturtuldu
Daha Birleşmiş Milletler resmen herhangi bir öneri sunmadan kamuoyunda tartışmalar başladı. Tartışmaların fitilini ateşleyen Holgin'in hazırladığı görünen plana ilişkin basında yer alan haberler ve sızan bilgiler oldu.
Volt, çözümün bazı unsurlarının kapsamlı müzakereler daha başlamadan şeytanlaştırılmaya çalışıldığını savundu. Diğer partiler ise kamuoyuna yansıyan bazı unsurlara ilişkin şimdiden ciddi çekincelerini dile getirdi.
Resmî bir öneri henüz masaya gelmeden olumsuz bir siyasi atmosfer oluşması ise, bunun Kıbrıs Rum tarafının müzakere pozisyonunu güçlendirip güçlendirmeyeceği ya da zayıflatıp zayıflatmayacağı yönünde soru işaretlerine yol açıyor.
*
Fileleftheros Gazetesinin Ana Haberi
Lefkoşa ile AB Aynı Çizgide
Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hristodulidis ile Ursula fon der Leyen Paris'te bir araya geldi; Brüksel'den önemli mesajlar geldi
Kıbrıs Cumhuriyeti çözümden sonra da Avrupa Birliği içinde faaliyet göstermeyi sürdürecek
Cumhurbaşkanı Hristodulidis, Paris'te Fidan ile Kıbrıs sorunu ve AB konusunda ayaküstü görüştü
Kıbrıs Cumhuriyeti ile Avrupa Birliği, Kıbrıs sorunu ve AB-Türkiye ilişkileri konusunda ortak bir tutum benimsiyor. Bu ortak yaklaşım, Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis ile Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula fon der Leyen'in Paris'te gerçekleştirdiği görüşmede bir kez daha teyit edildi.
Diplomatik kaynaklara göre iki lider şu konularda mutabakata vardı:
Kıbrıs sorununun çözümü, Avrupa Birliği'nin hukuku, değerleri ve temel ilkeleriyle tamamen uyumlu olmalı.
AB-Türkiye ilişkilerinde ilerleme sağlanmadan önce, Kıbrıs sorununda somut ilerleme kaydedilmeli.
Lefkoşa ile Brüksel'in çözümün Avrupa Birliği'nin hukukuna, değerlerine ve ilkelerine uygun olması gerektiği yönündeki ortak tutumu, son dönemde gündeme gelen çözüm senaryoları çerçevesinde Birleşmiş Milletler'e ve Holgin'e verilen bir mesaj olarak da değerlendiriliyor.
Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, görüşmede Kıbrıs sorununun yanı sıra Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Schengen Bölgesi'ne tam üyelik sürecini de ele aldıklarını belirtti. Hristodulidis, teknik hazırlık çalışmalarının başarıyla tamamlanmasının ardından bu konunun da gündeme geldiğini ifade etti.
Brüksel’den, Kıbrıs sorunu için hazırlık yapan ve tüm taraflarla görüşmeye hazırlanan Rafaele Fito’nun atanmasının önemi vurgulanıyor.
Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, Fransa Cumhuriyeti'nin Bağımsızlık Günü dolayısıyla düzenlenen askerî törenlere katılmak üzere Paris'te bulunuyor.
*
Haravgi gazetesi ana haberinde darbenin yıldönümünü konu alıyor. Kıbrıs sorunuyla ilgili gelişmeleri aktaralım önce:
AB, BM’nin Kıbrıs çabalarına katkı sağlamaya hazır
AKEL, Rafaele Fito’nun atanmasını memnuniyetle karşılıyor
Yunanistan Dışişleri Bakanlığı da atamayı memnuniyetle karşıladı
Fito, Kıbrıs sorunundaki tüm taraflarla temaslarda bulunacak
BM: Independent’in haberine ilişkin herhangi bir doğrulama yok
*
Ana haberinde ise ön sayfasında şöyle yazıyor:
AKEL: Sorumlular utansın – 52 yıldır devam ediyor
Düşmana kapıları açanları unutmuyoruz
AKEL dün yaptığı açıklamada, 15 Temmuz’da EOKA B ve Atina Cuntası tarafından gerçekleştirilen hain ve faşist darbenin üzerinden bugün 52 yıl geçtiğini hatırlattı.
AKEL, Türkiye’nin müdahalesine zemin hazırlayan ve Kıbrıs halkını kana bulayan, Yunanistan ve Kıbrıs’taki faşist unsurların ihanetinin sonsuza kadar utanç verici olacağını vurguladı.
Parti, bugünkü yıldönümünü Kıbrıs’ın çağdaş tarihindeki en büyük trajedi olarak nitelendirerek, darbenin birkaç gün sonra gerçekleşen Türk işgalinin önünü açtığının altını çizdi.
Açıklamada, Cunta’nın talimatı ve EOKA B’nin aktif desteğiyle tankların Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Başpiskoposluk ve diğer devlet binalarına saldırdığı hatırlatıldı. Saldırıların amacının anayasal düzeni devirmek ve demokratik yollarla seçilmiş Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nı öldürmek olduğu bir kez daha vurgulandı.
*
Politis gazetesinin ana haberi:
Yeni enflasyon şoku endişesi – Enerji ve ticaret, Hürmüz Boğazı’ndaki yeni gerilimden etkileniyor
ABD’nin İran’a yönelik yeni saldırıları ve ABD Başkanı Donald Trump’ın Hürmüz Boğazı’ndan geçiş ücreti uygulanabileceğine ilişkin açıklamaları, enerji fiyatlarının yeniden yükselmesi ve enflasyon baskılarının artması endişelerine yol açtı.
İran ve Hürmüz Boğazı çevresinde artan gerilim, enerji piyasalarında belirsizliği artırırken, fiyatların düşüş eğilimini sekteye uğratabileceği değerlendiriliyor. Kıbrıs ekonomisi de geçen dönemdeki fiyat artışlarının etkilerini hâlâ hissederken, yeni bir enerji şoku riskiyle karşı karşıya.
Maliye Bakanı Makis Keravnos, gelişmeleri takip ettiklerini ve bekle-gör politikası izlediklerini belirterek, son gelişmelerin enflasyonist etkileri olduğunu söyledi. Akaryakıt vergilerindeki ve temel ürünlerdeki vergi indirimleri yoluyla gelirleri destekleyici önlemler ise devam ediyor.
ABD ile İran arasındaki anlaşma, Orta Doğu’da istikrar ve petrol ile doğal gaz fiyatlarında düşüş beklentisi yaratmıştı. Ancak yeni gerilim bu beklentileri zayıflatıyor.
Avrupa Komisyonu Ortak Araştırma Merkezi’nin değerlendirmesine göre, Hürmüz Boğazı üzerinden enerji akışında uzun süreli bir sorun yaşanması halinde petrol fiyatları varil başına 180 dolara kadar çıkabilir. Böyle bir durumda AB’de enflasyonun yüzde 3,5’e ulaşabileceği ve ekonomik büyümenin olumsuz etkilenebileceği belirtiliyor.
Kıbrıs Merkez Bankası da Orta Doğu’daki istikrarsızlığın ekonomik riskleri artırdığı uyarısında bulunarak, 2026 yılı için büyüme beklentisini yüzde 2,5, enflasyon tahminini ise yüzde 3,2 olarak açıkladı.
*
İki çevte haberi:
Filelefteros’tan…
Çevre Örgütleri, Akamas Yakınındaki Üç Günlük Müzik Festivali İçin Açıklama talep etti
BirdLife Cyprus, Terra Cypria ve Kıbrıs Çevre Örgütleri Federasyonu, 17-19 Temmuz'da Peya'daki Ayos Yeorgios Meydanı'nda düzenlenecek Bira Festivali nedeniyle ciddi endişelerini dile getirdi. Örgütler, festivalin Natura 2000 ağı kapsamındaki Akamas Yarımadası koruma alanlarına yakın bir noktada düzenlenecek olmasının, bölgede yuvalayan önemli kuş türleri üzerinde olumsuz etki yaratabileceği uyarısında bulundu.
Üç örgüt, Çevre Dairesi'ne gönderdikleri ortak mektupta, etkinlik için çevresel etki değerlendirmesi yapılıp yapılmadığının ve gerekli çevre izinlerinin alınıp alınmadığının açıklanmasını istedi.
Ortak açıklamada, yüksek sesli müzik, yoğun aydınlatma, trafik ve kalabalığın hassas türler ile yaşam alanları üzerinde ciddi rahatsızlık yaratabileceği belirtilerek, bu tür etkinliklerin olası çevresel etkilerinin organizasyon öncesinde kapsamlı şekilde değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Örgütler, geçen yıl aynı alanda düzenlenen benzer festivalde de çevresel değerlendirme yapılmadığını hatırlatarak, bu deneyimden ders çıkarılmadığını savundu. Özellikle deniz kaplumbağalarının yuvalama döneminde düzenlenen bu tür etkinlikler için gerekli izinler alınmadan planlama ve tanıtım yapılmaması gerektiğinin altını çizdi.
*
Politis’ten…
AB, Doğa Turizmi İçin Yeni Kurallar Belirliyor: Koruma Altındaki Bölgelerde Kontrollü Kalkınma
Avrupa Komisyonu, Natura 2000 koruma ağı kapsamındaki bölgelerde turizm faaliyetlerinin doğal yaşam alanlarına zarar vermeden sürdürülebilmesi için yeni kılavuzlar yayımladı.
Dünyanın en büyük koordineli koruma alanları ağlarından biri olan Natura 2000, 27 binden fazla bölgeyi kapsıyor. Ağ, AB’nin kara alanlarının yaklaşık yüzde 18,6’sını, deniz alanlarının ise yüzde 10,5’ini oluşturuyor.
Komisyon, turizm dahil ekonomik faaliyetlerin, koruma hedeflerini zedelememesi şartıyla bu bölgelerde yapılabileceğini belirtiyor. Amaç, turizm ile doğanın korunması arasında denge sağlamak.
Turizmin AB ekonomisine 2024 yılında yaklaşık 807 milyar avro katkı sağladığı ve 20 milyondan fazla istihdamı desteklediği belirtilirken, Natura 2000 bölgelerindeki ziyaretçi faaliyetlerinin de yılda 50 ila 85 milyar avro ekonomik değer oluşturduğu ifade ediliyor.
Komisyon, “korumanın paradoksuna” dikkat çekiyor. Buna göre, iyi korunan alanlar daha fazla ziyaretçi çekiyor; ancak artan ziyaretçi sayısı, bu bölgeleri değerli kılan yaşam alanları ve türler üzerinde baskı oluşturabiliyor.
Kontrolsüz turizm faaliyetlerinin yaşam alanlarının bozulmasına, türlerin rahatsız edilmesine ve kirliliğe yol açabileceği belirtiliyor. Bu nedenle Komisyon; baskıların belirlenmesi, taşıma kapasitesinin değerlendirilmesi, farkındalık çalışmalarının artırılması ve uygun yönetim önlemlerinin uygulanmasını içeren dört aşamalı bir yaklaşım öneriyor.
Belgede ayrıca ekoturizmin önemine dikkat çekiliyor. Komisyon verilerine göre ekoturizm, 1990’lı yılların başından bu yana yıllık yüzde 34’e varan oranlarda büyüyerek genel turizm sektörünün üzerinde bir gelişme gösterdi.
Natura 2000’in önemin gelince
Komisyon, Natura 2000’in AB’nin biyolojik çeşitliliği koruma politikasının temel unsurlarından biri olduğunu vurguluyor. Avrupa vatandaşlarının yaklaşık yüzde 65’inin bir Natura 2000 alanına beş kilometreden daha yakın mesafede yaşadığı belirtiliyor.
Komisyon, sürdürülebilir turizmin ancak iyi korunmuş doğal alanlarla mümkün olabileceğini ifade ederken, doğa koruma ve turizm yetkilileri, işletmeler, sivil toplum kuruluşları ve yerel topluluklar arasında iş birliğinin önemine dikkat çekiyor.
*
MAKALE
Filelefteros
Yazan: Kostas Venizelos
Başlık: “Bu işi bir an önce bitirmeliyiz, dışarıdan baskı var…”
Atina Cuntası’nın ve buradaki uzantısı EOKA B’nin gerçekleştirdiği darbenin üzerinden elli iki yıl geçti. Tarihî gerçek, bugün artık iki farklı şekilde yorumlanamaz. Elbette sorumluluklar olabilir. Ancak önemli bir fark vardır: İhanet, hatalar arasında sayılamaz!
Makarios’un ne yapması gerektiği ve ne yapmadığı konusunda saatlerce tartışabiliriz. Ancak Cunta ve buradaki uzantısı, ABD çıkarlarına hizmet etti ve Kıbrıs’ı Türklere teslim etti. CIA başta olmak üzere Amerikan istihbarat servisleri tarafından yönlendiriliyorlardı.
Darbe sırasında, ilk saatlerde Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı ile Kıbrıs Millî Muhafız Ordusu Genelkurmay Başkanlığı arasında en üst düzeyde gerçekleşen bir telefon görüşmesi kayda geçirildi. Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı tarafından, Baf’a kaçmış olan Makarios’un “işinin bitirilmesi” gerektiği açık şekilde vurgulanıyordu.
“Bitirmeniz gerekiyor. Dışarıdakilerden baskı var. Kimlerden söz ettiğimi biliyorsun…”
Atina’daki kişinin neyi kastettiği ve Lefkoşa’daki muhatabının ne anladığı ayrı bir tartışma konusu olabilir. Ama üstü kapalı ve şifreli bir dil de kullansalar bu diyalog gerçeği net bir şekilde ortaya koyuyordu.
1974 yılında Yunan Parlamentosu’nun Kıbrıs Dosyası kapsamında verdiği ifadede, dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Petros Arapakis şunları söylemişti:
“Trajik kararın alınmasının nedeni, hiç bir şekilde, Makarios’un Gizikis’e gönderdiği 2 Temmuz tarihli mektup değildi. Mektup Atina’ya ulaştığında, Kıbrıs’ta darbeyi başlatma emri çoktan verilmişti […]”
Arapakis ayrıca şu ifadeleri kullanmıştı:
“Yabancı karar merkezlerinin, söz konusu durumda Yunanistan ve Kıbrıs’ın aleyhine Türkiye’nin ise lehine olan bu planları, müttefik çıkarlarına hizmet etmeyi amaçlıyordu. Makarios’un ortadan kaldırılması, Kıbrıs’ın ‘Kübalılaştırılması’ tehlikesi ve Batılı müttefikler ile İsrail'in aleyhine sonuçlanabilecek üçüncü dünya politikalarını engellemenin ötesinde müttefiklerin hedefleri doğrultusunda Kıbrıs’ın kuzeyinde bir Türk üssünün kurulmasını mümkün kılacak koşulları oluşturmayı amaçlıyordu.”
“Ama CIA’nın Kıbrıs meselesindeki rolünün ortaya çıkmasını engellemek amacıyla bu araştırmanın ne Amerika’da ne de Yunanistan’da yapılmasına izin verilmedi. İoannidis, Makarios’a karşı gerçekleştirilen darbe nedeniyle asla yargılanmadı.” (Kıbrıs Dosyası Komisyonu raporu, Kıbrıs Meclisi, sayfa 130)
Aradan 52 yıl geçmiş olması, hiç kimseye tarihi ve gerçeği değiştirme hakkı vermez. Çok şey söyleniyor, çok şey dile getiriliyor. EOKA B’nin darbeyle hiçbir ilgisi olmadığı iddia ediliyor.
İlgisi olmaması münkün mü? Son dönemlerde Atina’dan adaya gelen talimatların, kaos yaratılması ve böylece darbenin “haklı gösterilmesi” amacıyla faaliyetlerin yoğunlaştırılması yönünde olduğu belliyken…? Devlet güçleri, yasa dışı örgütü neredeyse dağıtmış, liderlerini kolaylıkla tutuklamış olsa da Atina’dan gelen talimatlar açıktı.
İoannidis’in kendi başına hareket ettiği veya Yorgos Papadopulos’un “iyi bir diktatör” olduğu yönündeki anlatı da kabul edilemez. 1972 darbesini kim planlamıştı? Cuntanın lideri Yorgos Papadopulos değil miydi? Ya Grivas? O dönemde EOKA B’nin lideri değil miydi?
EOKA B’nin bazı üyelerinin gerçeği bilmemesi olasıdır. Bu mümkün. Onlar, liderlerinin taşıdığı sorumluluğu taşımıyor olabilirler. Yeter ki Kıbrıs trajedisinin sorumluluğunun kimlere ait olduğunu kabul etsinler.
15 Temmuz 1974 darbesi, Türkiye’nin Kıbrıs’a müdahale etmesinin yolunu açmak amacıyla gerçekleştirildi. Amerikalılar kendilerine Türklerin yalnızca bir köprübaşı (Girne-Lefkoşa hattı) oluşturacağı yönünde güvence vermiş olabilir. Ama bu gerçeği değiştirmez. Türkiye’ye toprak teslim etmeyi kabul ettiler ve bunun adı ihanettir.
Dipnot: Mihalis İgnatiu ile birlikte yazdığımız ve bugünlerde yayımlanan “SUÇLU” adlı kitabımızda, diğer konuların yanı sıra CIA’nın rolü ortaya konuluyor ve Dimitris İoannidis’e emri veren kişinin adı açıklanıyor. Bu kişi, CIA ajanı Gus Avrakotos’tu. Ve tabi ki Avrakotos bu kararı tek başına almadı. Emirleri Kissinger’den almıştı.
*
Ve Politis gazetesinden Yorgos Tzivas var sırada.
deFacto programı: “Tavla oynarken küfredersin” başlıkları altında veriliyor.
Aklım yerinde olduğu sürece bunu hatırlayacağım. Takvimler bugün olduğu gibi 15 Temmuz 1974’ü gösteriyordu. RİK radyosunda Yorgos Dalaras’ın söylediği To Poukamiso to Thalasi “Deniz mavisi gömlek” adlı şarkı bir anda kesiliverdi. Kısa bir sessizliğin ardından bir kadın sesi darbenin gerçekleştirildiğini ve Makarios’un öldüğünü duyurdu. Şaşkınlık ve soru işaretleri…!
Evimiz Ay Demet’teydi… Grigoris Afksendiu Caddesi üzerinde. Burası ELDİK’e, Gerolakkos’a, oradan da Girne’ye götüren ana yoldu…
Aradan yarım saat bile geçmemişti ki Grigoris Afksendiu Caddesi’nden tanklar geçmeye başladı; belli ki ELDİK’ten çıkıyorlardı. Ardından birbiri ardına, arkaları yaralı ve ölülerle dolu askeri Land Rover’lar geldi. Arka kasalardan insan ayakları sarkıyordu.
17 yaşındaydım. Bir andan bir ana, kötülüğün ve çirkinliğin aynı anda Kıbrıs’ın üzerine çöktüğünü anladım. Yaklaşan cumartesi günü, yani 20 Temmuz günü, kıpkırmızı, silahlı ve ölüm yüklü olacaktı…
Sotiris Barutis’in deFacto programını izledim. Kıbrıslı Türklerin enklavlarda gettolaştırılmasıyla ilgili nadir rastlanan görüntüler ve bilgiler içeriyordu. Sık sık tekrarlanması gereken programlardan biriydi. Belki o zaman kof kafalarımıza biraz olsun mantık ve soğukkanlılık sızabilir.
Kıbrıslı Türkler nasıl oldu da mı enklavlarda sıkışıp kaldı? 1950’lerden itibaren Türkiye’nin planını kim mi yönlendiriyordu? Programda kendilerinin de Sotiris Parutis’e itiraf ettiği gibi, her on kişiden dokuzunun Türkçe değil Rumca konuşan bu insanlar nasıl mı kullanıldı?
Yokluk ve açlıktan geçirildiler… TMT barikatlar kurdu; kimse giremez, kimse çıkamazdı…
“Ppasias” diye adlandırılan kişi, bölgenin şerifi gibiydi. Bunu gazeteciye Niyazi Kızılyürek de anlattı. “Ppasias” kahvehaneye girdiğinde ortalığa büyük bir sessizlik çökerdi. Birinin ağzından yanlışlıkla bir Yunanca kelime kaçarsa, ppasias şerif ona üç şilin para cezası keserdi!
Herkes tavlaya devam edebilmek için onun çıkmasını beklerdi.
“Tavlayı küfrederek oynarsın” demişti Niyazi. İnsanlar küfretmeyi sadece Yunanca biliyordu!
Enklavlarda Kıbrıslı Türkler 1964’ten 1974’e kadar yaşadı. Bu on yıl içinde her türlü acıyı çektiler. TMT onları stratejik olarak örgütledi, Türkiye ise un, yağ ve fasulye gönderdi…
Peki ya biz ne yaptık? Bu on yıl boyunca, Kıbrıslı Türkleri Türkiye’nin planlarının insafına terk ettikten sonra, toplum içinde birbirimizi öldürmeye başladık. İşte 15 Temmuz, bu aptalca iç şiddetin doruk noktasıdır.
Ne Makarios hükümeti ne muhalefet… ne de Atina! Hiç biri ciddiye almadı! TMT’nin kurduğu enklavların ne anlama geldiğini ve Denktaş’ın her şeyi nasıl bir kararlılıkla örgütlediğini ciddiye almadı. Türkiye’nin oyununu kusursuz biçimde oynadık; farkına varmadan… en ufak bir şey yapmadan.
Bir 20 Temmuz, Cumartesi günü geldiler ve o günden beridir 52 yıldır yıl üstüne yıl ekliyoruz; kuzeyde Türkiyelilerin efendi olduğu, şimdi ise güneyi de istedikleri bir dönemden geçiyoruz.
Kim söylemişti hatırlamıyorum ama haklıydı. Bir Türk siyasetçiydi ve şöyle bir itirafta bulunmuştu:
“Eğer Kıbrıs’ta Kıbrıslı Türkler olmasaydı bile, onları icat etmek zorundaydık!”
Evet, biz de yardımcı olduk…
Son Güncelleme: 15 Temmuz 2026 - 16:13
https://tr.news.rik.cy/tr/article/2026/7/15/basin-ozetleri-15072026/