Filelefteros gazetesinin ana haberi…
AB’den özlü ve somut adım
Kıbrıs sorunu için özel temsilci olarak Rafaele Fito’nun atanması Başkan Yardımcısı düzeyinde kurumsal ağırlığa sahip bir tercih
Independent Kıbrıs sorununu hatırladı
Hükümet dikkat çekti: “Çözüm senaryolarına karşı dikkatli olunmalı”
Rafaele Fito’nun Avrupa Birliği’nin Kıbrıs sorunu özel temsilcisi olarak atanması, siyasi ve kurumsal açıdan önemli bir gelişme olarak değerlendiriliyor. Lefkoşa, bu atamadan büyük memnuniyet duyuyor. Bunun ilk nedeni, Kıbrıs sorununda ilk kez Avrupa Komisyonu’nun görevdeki bir İcra Başkan Yardımcısı’nın aktif rol üstlenecek olması. İkinci neden ise Fito’nun, yeni Avrupa Birliği temsilcisinin belirlenmesi sürecinde Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis’in önerdiği isimler arasında yer alması.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in bu görevi görevde bulunan bir İcra Başkan Yardımcısı’na vermesi de ayrıca önem taşıyor. Çünkü Fito, Avrupa Birliği politikalarının oluşturulmasına doğrudan katılan bir isim olarak, Birliğin elindeki kurumları, politika araçlarını ve çeşitli mekanizmaları harekete geçirebilecek konumda bulunuyor.
Fito tercihinin öne çıkan yönleri
Rafaele Fito’nun görevlendirilmesi, Kıbrıs sorununda yeni bir döneme girildiğinin ve ihtiyaçların değiştiğinin göstergesi olarak görülüyor. Mevcut süreç, Avrupa Birliği’nin güncel siyasi gündemiyle daha yakın bir bağ kurulmasını ve Avrupa Komisyonu’nun mevcut yönetimiyle doğrudan temas sağlanmasını gerektiriyor.
Fileleftheros gazetesine konuşan diplomatik kaynaklar, Fito’nun atanmasını daha önce aynı görevi üstlenen Yohanes Han ile karşılaştırarak iki farklı yaklaşımın söz konusu olduğunu belirtti. Kaynaklara göre Yohanes Han, eski bir Avrupa Komiseri olarak deneyimini masaya koyarken, Rafaele Fito görevdeki bir İcra Başkan Yardımcısı olmasının sağladığı kurumsal ağırlığı beraberinde getiriyor.
Diplomatik çevreler, mevcut koşullarda Avrupa Komisyonu yönetiminde aktif görev yapan bir ismin seçilmesinin, Kıbrıs sorununun Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye yönelik politikalarıyla daha güçlü ve daha işlevsel biçimde bağlantılandırılmasına katkı sağlayabileceğini ifade ediyor.
Aynı zamanda bu tercih, Avrupa Birliği yönetiminin Kıbrıs sorununa verdiği önemi de ortaya koyuyor. Fito’nun Komisyon’daki aktif görevi sayesinde Avrupa Birliği’nin politika araçlarını, kurumlarını ve hizmetlerini harekete geçirebilmesi önemli bir avantaj olarak görülüyor.
Haberde ayrıca, bu atamayla birlikte Avrupa Birliği’nin, Birleşmiş Milletler’in de talep ettiği şekilde Kıbrıs sorununda artık daha aktif ve görünür bir rol üstlendiği değerlendirmesi yapılıyor.
*
Politis gazetesinin ana haberi:
3 yaşına kadar çocuklara ekran yok – Avrupa Birliği dijital kullanım için yaş sınırı öneriyor
Çocukların artık teknolojiyle iç içe büyüdüğü, cep telefonunun neredeyse hayatlarının doğal bir parçası haline geldiği günümüzde, ekranların psikososyal gelişim üzerindeki etkileri giderek daha fazla endişe yaratıyor. Bu nedenle Avrupa Birliği, üye ülkelere 3 yaşına kadar çocukların hiçbir şekilde ekranla buluşturulmamasını tavsiye ediyor.
Sosyal medya konusunda ise uzmanlar, en az 13 yaşına kadar çocukların sosyal medya platformlarını kullanmaması gerektiğini savunuyor. Uzmanlara göre çocuklarda görülen sosyal medya bağımlılığının sorumluluğu yalnızca ailelere veya çocuklara değil, bu platformları geliştiren şirketlere de ait.
Avrupa Birliği'nin hazırladığı öneriler yalnızca sosyal medya ile sınırlı kalmıyor. Doğumdan yetişkinliğe kadar çocukların ekran ve dijital hizmetlerle nasıl tanıştırılması gerektiğine ilişkin kapsamlı bir yol haritası hazırlanırken, her yaş grubuna uygun farklı koruma önlemlerinin hayata geçirilmesi öneriliyor.
Bu arada Politis gazetesinin internet sayfasına bugün girmiş olan konuyla ilgili bir habere göre Athina Mihailidu: Yapay zekâ eylülde sınıflara giriyor – Kıbrıs okullarında yeni bir dönem başlıyor
Eğitim Bakanlığı, eylül ayından itibaren ilkokul ve ortaöğretimde yapay zekânın derslerde kullanılmasına yönelik uygulamaları başlatıyor. Eğitim Bakanı Athina Mihailidu, amaçlarının çocukları teknolojiden uzaklaştırmak değil, yapay zekâyı doğru kullanarak eleştirel düşünme, yaratıcılık ve bilinçli teknoloji kullanımını geliştirmek olduğunu söyledi.
Mihailidu, yapay zekânın artık günlük yaşamın bir parçası olduğunu belirterek, yasaklanmasının mümkün olmadığını, önemli olanın eğitim sürecine doğru şekilde entegre edilmesi olduğunu vurguladı. Öğrencilerin yapay zekâyı yalnızca hazır ödev ve cevap almak için kullanmasının öğrenmeyi olumsuz etkilediğini ifade etti.
Bakanlık, öğretmenler için rehber hazırlarken, eylülden itibaren yapay zekâ uygulamaları farklı derslere de entegre edilecek. Öğretmen eğitimleri ise uzmanlar ve üniversitelerle iş birliği içinde sürdürülecek.
*
Haravgi gazetesinin ana haberi:
AKEL’den yeni atık ücretine karşı mücadele – “Vatandaşlar bir kez daha ödeme yapmamalı”
AKEL, belediye atıklarının depolanmasına getirilecek yeni ücretin geri çekilmesini veya Meclis’te reddedilmesini istiyor. Parti, düzenlemenin vatandaşlara ve işletmelere yeni bir ekonomik yük getireceğini savundu.
SİDİKEK-PEO ve SeK sendikaları da AKEL’in itirazlarına destek veriyor. Sendikalar, atık yönetimi konusunda kapsamlı bir plan hazırlanmasını ve ek maliyetin vatandaşlara belediye harçları yoluyla yansıtılmamasını talep ediyor.
Düzenlemeye göre, 2027 yılı sonuna kadar atıkların her tonu için 10 avro ücret alınacak. 1 Ocak 2028’den itibaren ise ücret her yıl ton başına 5 avro artırılarak 70 avroya kadar çıkacak.
AKEL, geri dönüşüm, atıkların azaltılması ve gerekli altyapılar oluşturulmadan yeni bir mali yük getirildiğini belirterek hükümeti eleştiriyor. Parti, uygulamanın “yeşil politika” olarak sunulmasına tepki gösteriyor.
Sendikalar, yeni ücretin sonunda vatandaşlara artan belediye harçları olarak yansıyabileceği uyarısında bulundu. Sorunun belediye çalışanlarından değil, devletin yıllardır gerekli altyapıları ve kapsamlı atık yönetimi politikasını hayata geçirememesinden kaynaklandığını ifade etti.
*
Alithia gazetesinin ana haberi…
Videogate konusunda büyük çelişki
Cumhurbaşkanlığı, Andrea Paskhalidis’in görev süresinin uzatılmasını savunuyor ama soruşturmanın tamamlanmasının neden beklenmediğini açıklamıyor
Cumhurbaşkanlığı, Andreas Paskalidis’in bağımsız ceza soruşturmacısı olarak atanması sırasında zaten Polis Aleyhindeki İddia ve Şikâyetleri Soruşturma Bağımsız Otoritesi Başkanı olduğunu ve görev süresinin yenilenmesinin herhangi bir çıkar çatışması oluşturmadığını belirtti.
Ancak tepkilerin bu konuya yönelik olmadığı vurgulanıyor. Tartışmaların asıl nedeni, görev süresinin uzatılmasının Videogate soruşturmasının tamamlanmasından yalnızca birkaç gün önce yapılmış olması.
DİSİ, herhangi bir gölge oluşmaması için görev süresinin uzatılmasının bu aşamada yapılmaması gerektiğini savunuyor.
AKEL ise durumu “kurumsal sapma” olarak değerlendiriyor. Parti, denetlenen kişinin kendisini denetleyen kişiyi yeniden atamasının kabul edilemez olduğunu belirtti.
ALMA hareketi ise bu kararı “kurumsal bir meydan okuma” olarak nitelendirdi.
*
Ana haberi hemen altındaki haber Kıbrıs sorunu ile ilgili. Kısaca paylaşalım.
Kıbrıs sorunu için yeni süreç şekilleniyor – Avrupa Birliği temsilcisi atanması ve İngiliz basınındaki federasyonun gevşetilmesi planı iddiaları hareketliliği artırdı
Avrupa Birliği, Avrupa Komisyonu İcra Başkan Yardımcısı Rafaele Fito’yu Kıbrıs sorunu için özel temsilci olarak atadı.
Andreas Mavroyannis, sürecin Türkiye’ye herhangi bir anlaşma olmadan taviz verilmesi halinde büyük bir tuzağa dönüşebileceği uyarısında bulundu.
Kıbrıs Türk tarafı ise Avrupa Birliği’nin sürece dâhil olmasına karşı çıkıyor.
Averof Neofitu ise gelişmelerin ciddileştiği değerlendirmesinde bulunarak, çözüm sürecine yönelik hükümete destek verdiğini açıkladı.
*
Politis gazetesinde dün, 13 Temmuz 2026yayınlanan bir yazı Bu adada yalnız yaşamıyoruz başlığını taşıyordu.
Eğitim Bakanlığı eski müfettişi ve eski Eğitim Dairesi Birinci Yetkilisi Panayotis Mavros imzalı yazı...
Bu adada yalnız yaşamıyoruz
Sevgili dostum Mihalis Stavru, pazar günü Politis gazetesinin “İkinci Sayfa” köşesinde, burada Kıbrıs’ta yüzde 20’lik bir toplumun da yaşadığını hiçbir zaman dikkate almayan ve yalnızca bir Kıbrıs Rum devleti hayali kuranlara bilgelik gerektiren bir mesaj verdi.
Aradan 52 yıl geçmesine rağmen, hâlâ yeniden birleşmeye karşı adeta alerji duyanlar, küçük bir Kıbrıs Rum devletiyle yetinmeyi tercih ediyor.
Mihalis onlara yüksek sesle şunu hatırlatıyor:
“Bu adada yalnız yaşamıyoruz. Yarın sabah mükemmel bir anlaşmaya ulaşsak bile, bu anlaşmayı yaşayacak insanların birbirine güvenmediği bir ortamda bunun gerçekten işleyeceğine kim inanabilir?”
Kıbrıs sorununun çözümü yalnızca müzakere masalarından çıkmayacak. Çözüm, iki toplumun birbirini tehdit olarak görmekten vazgeçip birbirine yurttaş gözüyle bakmaya başlamasıyla gelecek.
Ne yazık ki, dönemsel bir sessizliğe sığınarak kendi içimize kapandık. Kıbrıs Türk toplumu ile yakınlaşmak ve birbirimize güvenmeyi öğrenmek için yeterince çaba göstermedik.
Elbette birçok köşe yazarı, iki toplumu birbirine yaklaştıracak Güven Yaratıcı Önlemler önerdi. Ancak hiçbir sonuç alınamadı.
Bugün, daha önce kaleme aldığım bazı yazılardan küçük bölümler aktararak, sevgili Mihalis’ten aldığım başlığı yeniden hatırlatmak istiyorum.
Eğitim yoluyla
Eğitim alanında bir Güven Yaratıcı Önlem fark yaratabilir
İki toplum arasında yeniden yakınlaşmanın en etkili yollarından biri, yabancı dil öğretmenlerinin karşılıklı değişimi olabilir.
Böyle bir adım, sınıflarda aile sıcaklığını taşıyan bir ortam yaratabilir. Halkların aslında birbirlerinden kopmalarını gerektirecek hiçbir şey olmadığı mesajını verebilir.
Eğitim yoluyla yeniden birleşme mücadelesi
Müzakerelerin uzun süreceği kesin. Bu nedenle biz de yeniden birleşme mücadelesi için birçok alanda hazırlıklı olmalıyız. Bu alanlardan biri eğitim. Çünkü okul, bu mücadelede önemli bir rol oynayabilir. Ne yazık ki okul duvarları içinde, yıllar boyunca ülkenin yeniden birleşmesi için önemli bir çalışma yapılmadı.
Bu durum çok üzücü. Çünkü çok az sayıda okul, ülkemizin yeniden birleşmesi hedefinin hayata geçirilmesi için çaba gösterdi. Bu okulların idarecileri, müdür yardımcıları ve öğretmenlerden oluşan ekipler, Kıbrıs’ın yeniden birleşmesi için Kıbrıs Türk toplumu ile uzlaşı, barışma ve iş birliği kültürü oluşturmak adına gerçekten büyük zorluklardan geçerek mücadele verdi.
Bu nedenle bu okullar, yeniden birleşme yolunda henüz adım atmayan diğer okullar için birer ışık ve yol gösterici konumundadır.
“Hangisi? Ben” mi yoksa “biz” miyiz? İşte bu nedenle Kıbrıs Türk toplumu ile daha planlı ve daha güçlü bir iş birliğine ihtiyaç duyuyoruz. Dünyaya, birbirimizle karşılıklı anlayış içinde konuşmamıza ve bir arada yaşamamıza izin verildiğinde birlikte yaşamanın mümkün olduğunu göstermeliyiz. Hedefimiz, her iki toplum için de adil ve sürdürülebilir bir çözüm olmalıdır.
İletişim aracı olarak Dil
1996 yılında yayımlanan “English FL: Modus Operandi, Bilingual Education Modus Vivendi” adlı kitabımda — kısmen doktora tezime dayanan bir çalışmaydı — iki toplumun eğitim sistemlerine iki dilli eğitimin dâhil edilmesini önermiştim. Burada söz konusu olan, haftanın belirli günlerinde yabancı dil dersi verilmesi değil. İki dilli eğitim bundan çok daha kapsamlı bir yaklaşımdır. Önerdiğim modelde ilk aşamada İngilizce ortak iletişim dili olarak kullanılacaktı. Yani Türkçe-İngilizce ve Yunanca-İngilizce eğitim yoluyla İngilizcenin ortak bir dil haline gelmesi.
İki dilli eğitimin Kıbrıs sorununun çözümü açısından son derece önemli olduğuna tamamen inanıyorum. Çünkü böyle bir eğitim modeli, adanın iki toplumunun birbirine yaklaşmasını, birbirini tanımasını ve birlikte yaşama kültürü oluşturmasını gerektiriyor.
Ne yazık ki, biz yeniden birleşme yolunda küçük de olsa bir katkı sunmaya çalışırken tek başarabildiğimiz sesimizin “çölde yankılanmaktan öteye gidememesi” oldu.
Ama biz yeniden birleşme mücadelesini sürdürmeye devam edeceğiz. Bunu en azından büyük Kıbrıslı Türk gazeteci Sevgül’ü onurlandırmak için yapacağız.
*
Aristos Mihailidis imzalı yazı Kıbrıs sorunundaki gelişmelerle ilgili. Onu da paylaşıp sizinle öyle vedalaşalım sevgili dinleyenler. Bugünkü Filelefteros’tan… Başlık
Esnek bir model ve gevşek bir masal
Şimdi buna “Kıbrıs sorunu için esnek bir çözüm modeli” adını verdiler. Sebebi de bunu İngiliz gazetesi Independent’ın yayımlamış olması. Hoşlarına gitti. Halbuki Nikos Anastasiadis aynı şeyleri söylediğinde hoşlarına gitmemişti. Hatta iki devletli çözümden söz ettiğinde onu yerden yere vurdular. Şimdi ise hiçbir sorun görmüyorlar. Çünkü bunun adı iki devletli çözüm değil; “gevşek yapılı federasyonun esnek modeli”. Üstelik bunu Independent yazıyor ve sanki gözümüzün içine baka baka bizimle alay ediyorlar:
İddiaya göre Holguin, “daha gevşek bir çözüm” hazırlıyor. “Gevşek çözüm”ün ne anlama geldiğini bilmiyoruz. Ancak hedeflenen yapının, “Kıbrıslı Rumların bunu federasyon, Kıbrıslı Türklerin ise konfederasyon olarak adlandırabileceği ve iki taraf arasındaki uçurumu bilinçli bir ‘yapıcı belirsizlik’ yoluyla kapatabileceği” umuluyor.
İki kurucu devlet, siyasi eşitlik, geniş özerklik, dönüşümlü başkanlık konseyi (Annann Planı’ndaki gibi), hükümet yetkilerinin büyük bölümünün iki kurucu devlet tarafından ayrı ayrı kullanılması ve merkezi hükümetin sınırlı bir role sahip olması...
Bütün bunları bir araya getirdiğimizde, içinden çıkamayacağımız bir tartışma çorbası ortaya çıkıyor.
Üstelik Independent, Tufan Erhürman’ın böyle bir çerçeveyi görüşmeye daha istekli göründüğünü, buna karşılık Nikos Hristodulidis’in daha temkinli olduğunu ve iç siyasi baskılardan etkilendiğini yazıyor.
Pes doğrusu!
Hristodulidis’in iç siyasi baskılardan etkilendiğini söylüyorlar ama Erhürman’ın bu modele daha sıcak bakmasının nedenini belirtmeyi unutuyorlar. Erhürman bu modeli zaten savunuyordu. Hem de sadece şimdi Olguin’in gündemine geldiği için değil. Kıbrıs Türk toplumu lideri olmadan önce de aynı görüşteydi.
Erhürman, 17 Mayıs 2021 tarihinde Yeni Düzen gazetesine yaptığı açıklamada, Kıbrıs sorununun çözümü konusunda iki taraf arasında ortak bir zemin bulunabileceğini ve bunun, kurucu devletlere güç veren adem-i merkeziyetçi federasyon olduğunu söylemişti.
Daha önce, Anastasiadis’in 2018 yılında bu konuyu gündeme getirdiği dönemde de, o zamanki “başbakan” Erhürman şöyle demişti:
“Kıbrıs Rum tarafının istediği güçlü bir merkezi hükümetti. Kıbrıs Türk tarafı ise gevşek federasyon konusunda ne sorun çıkaracak ne de uzun tartışmalara yol açacak.”
Şimdi İngilizlerin ortaya koyduğu ve Holguin’e mal ettiği şey, aslında Türk tarafının istediği şey:
İki mevcut devletçiğin oluşturacağı bir konfederasyon.
Ve yıllardır liderlerimizin açıkça söylemeden tartıştığı ve üzerinde uzlaştığı nokta da budur.
Her ne zaman yönetim biçimini ve bu biçimin niteliğini belirleyecek unsurlar üzerinde anlaşmaya çalışılsa, “iki bölgeli, iki toplumlu federasyon” denildiğinde Türk tarafının başka, Kıbrıs Rum tarafının başka şeyler düşündüğü ortaya çıkıyordu.
Hem 2008 Hristofyas-Talat anlaşmasında hem de 2014 Anastasiadis-Eroğlu anlaşmasında konfederasyon unsurları açık şekilde görülüyordu.
Bu mesele her zaman nerede düğümlendi?
Buna, Anastasiadis’in bu “esnek model” önerisini ortaya koyduğu dönemde Akıncı’nın sözcüsü Barış Burcu’nun yaptığı açıklamayla cevap verebiliriz.
Burcu, Mustafa Akıncı’nın daha önce yaptığı açıklamalara atıfta bulunarak, kurucu devletlere aktarılacak yetkiler konusunun netleşmesi halinde bu modeli reddetmediğini belirtmişti.
Burcu şöyle diyordu:
“Kıbrıs Türk tarafının, ortaklık temelinde alınacak tüm kararlarda etkin katılımının sağlanması vazgeçilmezdir.”
İşte mesele tam da burada düğümleniyor.
Gevşek federasyona ya da konfederasyona ulaşsak bile, “etkin katılım” yani veto hakkı, alınacak tüm kararlarda güvence altında tutulmak isteniyor.
Yani hem tamamen özerk devletçikler üzerinde anlaşacağız, hem merkezi hükümete sınırlı yetki vereceğiz, hem de bu sınırlı merkezi yapıda bile veto hakkı olacak. Böylece bütün Kıbrıs’ın – Kıbrıs Rum tarafının da – Ankara tarafından kontrol edilmesinin yolu açılacak.
Yani mesele Binbir Gece Masalları misali bir uydurmadan ibaret!
Ve bu masalların mutlu bir sonu olmayacak. Yani çözüm sağlamayacak. Çünkü “esnek model” adı altında ortaya atılan bu hayal ürünü fikirlerin dışında, bir noktada gerçek meseleler de masaya gelecek elbette.
Mesela:
Tek bir ekonomimiz olacak mı?
Tek bir Merkez Bankası olacak mı?
Tek bir FIR bölgesi olacak mı?
Tek bir Münhasır Ekonomik Bölge olacak mı?
Hangi topraklar iade edilecek?
İşgal ordusu ve garantiler ne zaman tarihin çöplüğüne gönderilecek? gibi.
Olguin’in ve İngilizlerin bunlar için de bir planı var mı?
Son Güncelleme: 14 Temmuz 2026 - 14:31
https://tr.news.rik.cy/tr/article/2026/7/14/basin-ozetleri-14072026/