Kıbrıs Rum Gazetelerinden 26.06.2026

Filelefteros gazetesinin ana haberi, sağlık sistemindeki hemşire eksikliğinin yasal düzenlemelerin uygulanmasını nasıl engellediğini ve bunun hastalara yansımalarını ele alıyor.

Başlıklar

Hemşire açmazı derinleşiyor

Personel eksikliği, önemli sağlık hizmetlerinin sunulmasını engelliyor

Sorun kronikleşiyor, yük bir kurumdan diğerine devrediliyor şeklinde. Habere göre;

Sağlık Bakanı Neofitos Haralambidis, rehabilitasyon, palyatif bakım ve toplum hemşireliğiyle ilgili üç yasanın, ülkedeki hemşire yetersizliği nedeniyle uygulanamadığını açıkladı.

Haralambidis, Avrupa'nın birçok ülkesinde olduğu gibi Kıbrıs'ta da ciddi hemşire açığı yaşandığını belirterek, sorunun çözümüne yönelik yasal düzenlemelerin Meclis'te beklediğini söyledi. Hükümetin çalışanların haklarını zedeleyecek herhangi bir adım atmayı düşünmediğini de vurguladı.

Hemşire açığı nedeniyle rehabilitasyon merkezlerinin de yasada öngörülen personel şartlarını yerine getiremediği belirtilirken, özel hastanelerde yabancı hemşire istihdamını kolaylaştıracak düzenlemelerin oylaması ertelendi. Sendikalar ise hemşire-yatak oranını değiştirecek yasa tasarısına tepki gösterdi.

Sağlık Sigortası Kurumu, YESİ'nin 2033 yılına kadar mali açıdan sürdürülebilir olduğunu ve fon rezervlerinin uluslararası ölçütlerin üzerinde bulunduğunu açıkladı.

Buna karşın nüfusun yaşlanması, kronik hastalıkların artması ve yüksek maliyetli yeni tedavilerin sisteme eklenmesi, YESİ üzerindeki mali baskıyı artırıyor. Kuruma bugüne kadar 4 bin bireysel ilaç başvurusu yapılırken, bu sayı Avrupa'daki benzer sağlık sistemlerinin yaklaşık dört katına ulaştı. Kurum, bu tedavileri kademeli olarak YESİ kapsamına almayı, bireysel başvuru uygulamasını ise yalnızca gerçekten yeni ve yenilikçi ilaçlarla sınırlamayı hedefliyor.

*

Emeklilik reformu tartışmaları başladı. Emeklilik reformu tartışmaları başladı. Çalışma ve Sosyal Sigortalar Bakanı Marinos Muşuttas, işe üç "hayır"la başladı. Politis’in ana haberi:

Emekliliklerle ilgili üç "hayır"

Çalışma ve Sosyal Sigortalar Bakanı kartlarını açtı

Çalışma ve Sosyal Sigortalar Bakanı Marinos Muşuttas, Politis Radyosu'na yaptığı açıklamada emeklilik sistemine yapılacak müdahalenin sınırlarını ortaya koydu.

Bakan, yüzde 12'lik aktüeryal kesintinin kaldırılmayacağını, en düşük emekli maaşının asgari ücret düzeyine çıkarılamayacağını ve ihtiyat sandıklarında değişikliklerin hemen uygulanmayacağını söyledi.

İhtiyat sandıkları konusunda ise önemli görüş ayrılıklarının sürdüğünü belirten Muşuttas, işveren örgütlerinin uygulamanın gönüllü olmasından yana olduğunu, sendikaların ise uygulamanın zorunlu hale getirilmesini talep ettiğini ifade etti.

Çalışma Bakanlığı önümüzdeki günlerde Çalışma Danışma Kurulu üyelerine reformu içeren kapsamlı yasa tasarısını ve reformun öngördüğü temel değişiklikleri özetleyen bir belge gönderecek.

*

Mafya Devletle ilgili yolsuzluk dosyasında Anastasiadis dönemine yönelik iddialar gündemde kalmaya devam ediyor. Haravgi ana haberinde konuyu ele alıyor.

Zirvede “mafya-devlet” iddialarıyla ilgili Sessizlik - Kurumsal boşluklar üzerinden örtbas endişesi – sorumluluğu kim üstlenecek?

Kıbrıs’taki en ciddi yolsuzluk dosyalarından biri olarak değerlendirilen soruşturmada, AKEL Milletvekili Andreas Paşurtidis, “zirvede sessizlik” olduğunu belirterek kurumsal bir çıkmaz ve olası bir örtbas riskine dikkat çekti.

Dün ASTRA Radyosu’nun sabah programında konuşan Paşurtidis, Hukuk Dairesi’nin süreçten tamamen uzak durduğunu söyledi ve bunun, Nikos Anastasiadis döneminde yapılan atamalarla bağlantılı kurumsal sorunlardan kaynaklandığını savundu.

Milletvekili, Savcılık Kurulu’nun Yolsuzlukla Mücadele Kurumu’nun raporunu incelemek yerine Bakanlar Kurulu’na yönlendirdiğini, bunun da dosyanın ele alınış biçimine ilişkin ciddi soru işaretlerine yol açtığını ifade etti.

Paşurtidis, raporda Bakanlar Kurulu’nun kararlarına ilişkin bulgular bulunduğunu, o dönemde Başsavcı ve Yardımcı Başsavcı’nın da hükümette bakanlık görevlerinde yer aldığını belirtti.

Söz konusu kişilerin görevlerini yerine getiremediklerini kabul etmelerine rağmen hâlâ görevde kalmalarını eleştirdi.

Paşurtidis ayrıca Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis’in, kendisinin de ilgili hükümetin bir parçası olduğu halde Yolsuzlukla Mücadele Kurumu’nun raporuna ilişkin henüz bir açıklama yapmadığını ifade etti.

*

Alithia gazetesinin ana haberi:

100 bin ölü korkusu: felaket senaryosu gündemde

İki yıkıcı depremin ardından Venezuela’da büyük felaket

Yüzlerce ölü, binlerce yaralı, on binlerce kayıp

Venezuela’da meydana gelen şiddetli çifte deprem büyük felakete yol açtı.

Felaket sadece 30 saniye içinde gerçekleştii ve ülkeyi adeta yerle bir etti.

İlk belirlemelere göre yüzlerce kişi hayatını kaybetti.

Binlerce kişinin yaralandı, on binlerce kişi kayıp.

Şu ana kadar 154 ölü, 971 yaralı ve 21.000 kayıp kayıtlara geçti.

Depremlerin 7.2 ve 7.5 büyüklüğünde olduğu açıklandı.

Son yüzyılın en güçlü depremi olduğu, enerjisi yaklaşık 100 milyon ton TNT’ye eşdeğer olduğu ifade edildi.

Uzmanlar tarafından 100 bin ölüye ulaşabilecek bir felaket senaryosundan söz ediliyor.

Arama kurtarma ekipleri bölgede çalışmalarını aralıksız sürdürüyor.

Yıkıcı deprem, Venezuela’nın ABD yaptırımları, yüksek enflasyon ve petrol sektöründeki kötü yönetim sorunlarının ülkeyi zaten zor durumda bıraktığı ekonomik krizle mücadele edilen bir dönemde meydana geldi.

*

Haravgi’den:

Yorgos Stefanu’ya son veda

AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanu’nun babası Yorgos Stefanu bugün son yolculuğuna uğurlanıyor.

Cenaze töreni, saat 17.30’da Pano Deftera, Yukarı Deftera’daki Aya Yorgi Metropolit Kilisesi’nde gerçekleştirilecek.

Aile, saat 16.30’dan itibaren kilisede taziyeleri kabul edecek. Aile ayrıca çelenk gönderilmesi yerine Lefkoşa–Girne Sosyal Dayanışma Halk Ağı’na bağış yapılmasını rica etti. Cenaze töreninin ardından “Doxa Defteras” kulübünde katılımcılara kahve ikram edilecek.

Yorgos Stefanu dün 90 yaşında hayata veda etti.

*

Dışişleri Bakanı Kombos: “Maraş ve Omorfo formülü” iddialarına yorum yok

Dışişleri Bakanı Konstandinos Kombos, Maraş ve Omorfo’nun iade edilmesini içerdiği öne sürülen Kıbrıs sorununa ilişkin yeni “formül” haberlerini değerlendirmedi. Kombos, ortak bir uzlaşıya dayanmayan fikir ve yaklaşımların önemli olmadığını söyledi.

Bakan, sürecin Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ve Kıbrıs Özel Temsilcisi arasındaki temaslarla şekilleneceğini belirtti. Rum tarafının sürece katkı koyma iradesinin sürdüğünü, Avrupa Birliği’nin de daha aktif rol üstlenmesi için çaba gösterildiğini ifade etti.

Türk gazetesi Sözcü, yeni bir Kıbrıs planının Maraş ve Omorfo’nun Kıbrıslı Rumlara iadesini içerdiğini öne sürdü. Haberde bunun BM Özel Temsilcisi Maria Angela Holgin’e atfedildiği, karşılığında ise dönüşümlü başkanlık ve federal yönetim yapısının yer aldığı iddia edildi.

Sözcü ayrıca Kıbrıslı Türklere AB entegrasyonu, doğrudan temas ve enerji kaynaklarına erişim gibi bazı açılımların gündeme geldiğini yazdı. Haberde plan “ikinci Annan Planı” olarak nitelendirildi.

*

Filelefteros gazetesinden…

Kıbrıs’ta uyuşturucu kullanımı artıyor – genç yaşta kullanım dikkat çekiyor

Kıbrıs Uyuşturucuyla Mücadele ve Bağımlı Kişilerin Tedavisi Merkezi KENTHEA Direktörü Elena Zaruna, ülkede uyuşturucu kullanımında belirgin bir artış yaşandığını ve özellikle gençler arasında kullanımın hızlandığını açıkladı. Zaruna, 14–15 yaşındaki çocukların bile tedavi programlarına başvurduğunu söyledi.

Son yıllarda esrar kullanımında ciddi artış olduğunu belirten Zaruna, “ekstazi”, kokain, LSD ve amfetamin gibi maddelerde de yükseliş görüldüğünü ifade etti. Bazı bölgelerde sentetik uyuşturucu kullanımında dikkat çekici artışlar tespit edildiğini kaydetti.

Ele geçirilen yüksek miktardaki opioidlerin önümüzdeki dönemde kullanıcı sayısında artışa işaret edebileceğini söyleyen Zaruna, uyuşturucu piyasasının arz-talep dengesiyle hareket ettiğini vurguladı.

Zaruna ayrıca uyuşturucuya ek olarak kumar ve çevrim içi oyun bağımlılığında da artış yaşandığını, elektronik sigara kullanımının özellikle gençler ve kız çocukları arasında yayıldığını belirtti.

Bağımlılıkla mücadelede erken yaşta önleme çalışmalarının kritik olduğunu ifade eden Zaruna, aileler ve okullara yönelik eğitim ve farkındalık programlarının güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

*

DİSİ “Mafya Devlet” soruşturmasının tam incelenmesi ve suç sorumluluğunun atfedilmesi çağrısını “zehirli” olarak nitelendirildi

DİSİ, Yolsuzlukla Mücadele Kurumu’nun “Mafya Devlet” kitabına ilişkin raporu sonrası oluşan tepkilere, AKEL’e yönelik sert bir açıklamayla karşılık verdi. Parti, kamu tartışmasının bulguların özünden siyasi polemiğe kaydırıldığını savundu.

DİSİ açıklamasında AKEL’i “zehirli, aşırı ve ekstremist söylem” kullanmakla suçladı ve bu yaklaşımın toplumda kutuplaşma ve korku ortamı yaratmayı amaçladığını ileri sürdü.

Söz konusu açıklama, rapordaki bulguların tam olarak araştırılması, sorumluların ortaya çıkarılması ve kurumsal güvenilirliğin sağlanması yönündeki çağrıların sürdüğü bir dönemde geldi.

DİSİ, Anastasiadis dönemine ilişkin bulguların özüne girilmesi yerine tartışmanın AKEL ile siyasi çatışma eksenine çekildiğini savundu.

Açıklamada ayrıca AKEL’in 2028 Cumhurbaşkanlığı seçimlerini hedeflediği öne sürülerek, “tehlikeli ve acımasız bir siyasi taktik” izlendiği ifade edildi.

DİSİ, kendisini hukuk devleti ve kurumsal sorumluluk ilkelerini savunan bir siyasi güç olarak tanımladı ve Yolsuzlukla Mücadele Kurumu raporuna yönelik eleştirileri reddetti.

*

Politis gazetesinden:

Guterres–Holgin, Kıbrıs konusunda sonraki adımları New York’ta görüşüyor

BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ile Kıbrıs Kişisel Temsilcisi Maria Angela Holgin, Kıbrıs meselesinde sonraki adımları belirlemek üzere bugün New York’ta bir araya geliyor. Görüşmede Holgin’in Kıbrıs, Yunanistan, Türkiye ve Brüksel temaslarından elde ettiği sonuçlar değerlendirilecek.

Öte yandan, Temmuz sonunda gayri resmi beşli konferans için hazırlıkların da gündemde olduğu bildirildi.

Aynı süreçte, Kıbrıs Türk lideri Tufan Erhürman, kamuoyunda yer alan çözüm planı iddialarına ilişkin yaptığı açıklamada, “Kıbrıs Türk tarafının ve Türkiye’nin onayı olmadan hiçbir adım atılamaz” dedi. Erhürman ayrıca, müzakerelerin manipülasyon ve sızıntılar üzerinden yürütülmemesi gerektiğini vurguladı.

*

Uluslararası Genç Besteciler Akademisi Lefkoşa’da

Lefkoşa, 26 Haziran – 1 Temmuz tarihleri arasında Kıbrıs Uluslararası Genç Besteciler Akademisi’ne ev sahipliği yapacak. Etkinlik, Kıbrıs ve yurt dışından genç bestecileri, sanatçıları ve müzik alanında uzman isimleri bir araya getiriyor.

Sanat yönetmenliğini Andreas Kameris’in üstlendiği akademi, çağdaş müzik alanında yeni eserlerin üretilmesini, sanatçılar arası iş birliğini ve kültürel etkileşimi teşvik etmeyi hedefliyor.

Festival kapsamında Lefkoşa’nın çeşitli kültür mekânlarında konserler, atölyeler, dersler ve performanslar düzenlenecek. Programda çağdaş oda müziği, deneysel çalışmalar ve ilk kez seslendirilecek eserler de yer alıyor.

Katılımcılar arasında Chronos Contemporary Music Ensemble ve Lyrical Noise Ensemble yer alırken, İsviçreli doğaçlama sanatçıları Kristiyan Kobi ve Tomas Korber, Kıbrıslı flüt sanatçısı Eva Stavru ile uluslararası alanda tanınan İsviçre–İsveçli çellist Karolina Öhman da bulunuyor.

Akademi ayrıca dünya çapında önemli besteci ve mentorlara da ev sahipliği yapıyor. Bunlar arasında Mark Andre (Almanya/Fransa), Kristina Atinodoru (Kıbrıs), Oskar Bianchi (İsviçre), Mehdi Hoseyni (İran), Klaus Lang (Avusturya), Andreas Tsiartas (Kıbrıs) ve Deqing Wen (İsviçre/Çin) gibi isimler yer alıyor.

MAKALE

Politis

Ukrayna Aynası ve Kıbrıs’ın “Yön Değişikliği”

İoannis Tirkidis, İktisatçı ve Kıbrıs Ekonomik Araştırmalar Derneği Başkanı

Lefkoşa’nın bugün karşı karşıya bulunduğu riski anlayabilmek için, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşa ahlaki boyutuyla değil, çıplak gerçekliğiyle bakmak gerekir. Bu savaş, 21. yüzyılın canlı bir aynasıdır.

Doğu Akdeniz’in jeopolitik satranç tahtası, küçük devletlerin hayatta kalmasının neredeyse tamamen bölgesel güç dengelerinin soğukkanlı ve gerçekçi bir değerlendirmesine bağlı olduğu sert ve acımasız bir arenadır. Kıbrıs Cumhuriyeti açısından hata payı yarım yüzyıl önce tükendi. 1974’teki Türk müdahalesine yol açan yıkıcı darbe, adanın yapısal gerçekliğini kökten değiştirdi.

Aradan geçen elli iki yılda, uluslararası ilişkiler literatüründe “saldırgan realizm” olarak tanımlanan yaklaşımın temel gerçeği değişmedi: Uluslararası sistem anarşiktir; yani uluslararası hukuku uygulayacak ya da küçük bir devletin bölgesel bir güç karşısındaki varlığını güvence altına alacak güvenilir bir üst otorite yoktur.

Türkiye ile arasındaki belirgin demografik, coğrafi ve ekonomik asimetriler karşısında geleceğini güvence altına almak isteyen Kıbrıs’ın son derece ölçülü, rasyonel ve soğukkanlı bir dış politikaya ihtiyacı vardır. Sürdürülebilir bir yol çizebilmek için Kıbrıs, yapay askerî ittifakların sağladığı sahte rahatlığı geride bırakmalı, mevcut diplomatik çıkmazdaki kendi rolünü doğru bir çerçeveye oturtmalı ve Ukrayna’nın çağdaş trajedisinden önemli dersler çıkarmalıdır.

Büyük Güçlerin Gerçekliği

Büyük güçler, gücün çoğu zaman neyin haklı olduğunu belirlediği bir öz-yardım sistemi içinde hareket eder. Bir küçük devlet, nüfusu, toprağı ve ekonomisi kendisinden neredeyse yüz kat büyük, askeri açıdan son derece güçlü bir devletin hemen yanı başında bulunuyorsa, onun varlığını sürdürebilmesi duygusal yaklaşımlarla değil, mutlak bir gerçekçilikle yönetilmek zorundadır.

Türkiye, kendi bakış açısına göre hassas ve hayati öneme sahip bir bölgede, ister tek başına hareket etsin ister Batı ile ittifak içinde olsun, kendisine düşman bir adayı ya da bir tehdit unsurunu hiçbir zaman kabul etmeyecektir. Ayrıca Ankara, bugün sahada fiilen var olan iki bölgeli yapıyı ortadan kaldıracak ve Kıbrıs’ı yeniden tek merkezli bir devlet çatısı altında birleştirecek bir dönüşüme de asla razı olmayacaktır. Bunun yanında, Kıbrıslı Türklerin güvenliğinin tamamen Avrupa Birliği’nin hukuki ve kurumsal mekanizmalarına bırakılmasını da kabul etmeyecektir.

Kıbrıs Cumhuriyeti, kendi içindeki ikili yapıyı yönetebilmek amacıyla hassas anayasal dengeler üzerine inşa edilmişti. Ancak 1974’teki müdahale, yönetim yapısını kalıcı biçimde değiştirdi; üniter fakat iki toplumlu bir yapıdan, iki bölgeli ve toplumlararası bir çerçeveye geçildi. Bu iki bölgelilik, ideolojik bir tercih değil, tarihsel bir travmanın kaçınılmaz sonucudur. Darbe ile müdahalenin oluşturduğu aynı madalyonun diğer yüzüdür.

Belki de Kıbrıs’taki herkesten daha fazla gerçekçi bir siyasetçi olan Glafkos Kliridis, bu dönüşümü müdahalenin hemen ardından fark etmişti. Ancak aradan geçen onlarca yıla rağmen ülkenin geniş siyasi liderliği bu zorunluluğu tam anlamıyla içselleştirebilmiş değildir. Kıbrıs hâlâ, bir yanda tek devlet idealinin gerçekleşmesi güç hedefi, diğer yanda ise bölünmenin ve iki ayrı devletli yapının doğuracağı varoluşsal riskler arasında sıkışmış durumdadır.

Yanlış İkilem

Kıbrıs kamuoyu, bir federasyonun acı verici tavizler gerektirdiğini çok iyi bilmesine rağmen, birçok kişi hâlâ yanlış bir şekilde “iki devletli çözümün” daha net avantajlar sağlayacağına inanıyor. Ancak bu, daha önce değinilen jeopolitik çıkmazlar ve güç asimetrileri göz önüne alındığında bir ütopyadan ibarettir.

Gerçekte, Türkiye’nin hegemonik konumu altında şekillenecek iki devletli bir ayrılık, düşünüldüğü gibi temiz ve kesin bir kopuş anlamına gelmeyecektir. Ayrıca ne güvenliği ne de tam egemenliği garanti altına alacaktır. Türkiye, fiili gücüne dayanarak ciddi kısıtlamalar dayatacaktır. Kıbrıs, Münhasır Ekonomik Bölgesi üzerindeki haklarını kaybedebilir; askeri ve savunma altyapısı da çeşitli sınırlamalara tabi tutulabilir.

Öte yandan olası bir askeri tırmanma, altyapıyı tahrip edecek, ekonomiyi çöküşe sürükleyecek ve Kıbrıslı Rumları kitlesel göçe zorlayacaktır. Bu, gerçek anlamda varoluşsal bir çıkmazdır.

Ukrayna Benzerliği

Lefkoşa’nın bugün karşı karşıya bulunduğu riski anlayabilmek için, Rusya-Ukrayna savaşına ahlaki boyutundan değil, çıplak gerçekliği içinden bakmak gerekir. Bu savaş, 21. yüzyılın canlı bir aynası niteliğindedir.

Tarihsel nedenler ve karşılıklı suçlamalar bir yana bırakıldığında, bu çatışma daha küçük bir devletin, komşusundaki büyük gücün kararlılığını ve “kırmızı çizgilerini” yanlış hesaplamasının ne gibi sonuçlar doğurabileceğine dair ciddi bir uyarı sunyor. Ukrayna ile Kıbrıs arasındaki yapısal benzerlikler de dikkat çekicidir. Burada ahlaki değerlendirmelerden değil, olayların somut gerçeklerinden söz ediyoruz. Her iki ülkede de toplumlar arası çatışmalar yaşanmış, her ikisi de dış müdahalenin önünü açan siyasi darbeler görmüş ve her iki durumda da daha büyük bir güç, kendi çıkarları açısından varoluşsal bir kırmızı çizgi olarak gördüğü bölgede düşmanca bir askeri genişleme ihtimaline sert tepki vermiştir.

2014 Minsk Anlaşmalarının çökmesinin ardından Ukrayna, güvenliğini Batılı askeri yapılarla bütünleşerek sağlamaya çalıştı. Kiev, Amerika Birleşik Devletleri ile bir savunma yol haritası imzaladı, silahlı kuvvetlerini NATO standartlarına göre yeniden yapılandırdı ve operasyonel uyumluluk sağladı. Ayrıca Batı’dan askeri teçhizat ve lojistik destek aldı. Böylece Rusya ile Batı arasında tarafsız bir tampon ülke olmaktan çıkarak ön cephede yer alan bir ülkeye dönüştü.

Bu tercihin ağır sonuçları bugün açıkça görülüyor. Ukrayna, geri alması gerçekçi görünmeyen büyük toprak kayıpları yaşadı. Nüfusunun yaklaşık üçte biri ülkeyi terk etti. Genç kuşaklarının önemli bir bölümü savaş meydanlarında yok oldu. Uluslararası hukuk ise büyük güçlerin sert jeopolitik hesapları karşısında herhangi bir koruma sağlayamadı.

Üstelik bugün barışın şartlarını belirleyen taraf Rusya’dır. Moskova, ilhak edilen bölgelerin tanınmasını, ayrıca Ukrayna’nın egemenliği, askeri kapasitesi ve silah sistemleri üzerinde ciddi kısıtlamalar getirilmesini talep ediyor.

Aynı Senaryo Levant’ta

Lefkoşa bugün Levant’ta benzer bir senaryoyu yeniden sahneliyor. Federal çözüm temelinde normalleşmeyi hedefleyen müzakerelerin onlarca yıl boyunca sonuçsuz kalmasının ardından, Kıbrıs hükümeti fiilen tutarlı ve temkinli bir siyaset izleme çizgisinden uzaklaşmış durumda. Bunun yerine, güç dengelerini değiştirmek amacıyla riskli bir askeri kart oynamaya yöneliyor.

Hükümet, Amerika Birleşik Devletleri ile imzaladığı 2024–2029 Savunma Yol Haritası ve Fransa ile yaptığı 2026 Kuvvetlerin Statüsü Anlaşması aracılığıyla Kıbrıs savunmasını kurumsal olarak Batı güvenlik yapılarıyla bütünleştirmeyi hedefliyor. Bu yönelim; ortak eğitim faaliyetlerini, Batılı savunma tedarik sistemlerine geçişi ve operasyonel uyumluluğu beraberinde getiriyor.

Yazara göre bu yalnızca riskli değil, aynı zamanda varoluşsal sonuçlar doğurabilecek bir tercihtir. Türkiye, “Mavi Vatan” doktrini çerçevesinde hak iddia ettiği bölgelerde artan Batı askeri varlığını kendi çıkarları ve güvenliği açısından kabul edilemez bir tehdit olarak değerlendiriyor. Ankara da buna karşılık olarak askerî hazırlıklarını hızlandırmakta ve Kuzey Kıbrıs’taki kalıcı lojistik ve askerî altyapısını güçlendiriyorr.

Bu güvenlik ikilemi, Kıbrıs’ı daha güvenli kılmak yerine daha kırılgan bir konuma sürüklüyor. Koruma yükümlülüğü içermeyen idari ve savunma anlaşmalarına dayanmak ciddi bir risk taşıyor. Çok daha büyük ve ağır silahlı bir komşu karşısında bu stratejinin ortaya çıkaracağı sonuç, neredeyse matematiksel bir kesinlik taşıyor.

Sonuç

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin varlığı bugün ince bir denge üzerinde duruyor. Kuşkusuz, eğer ideal ve tamamen adil bir alternatif mevcut olsaydı, iki bölgeli ve iki toplumlu bir federasyon ilk tercih olmazdı. Ancak uluslararası ilişkilerin katı gerçekçiliği, dünyayı olması gerektiği gibi değil, olduğu haliyle değerlendirmeyi zorunlu kılar.

Bu çerçevede, Lefkoşa’nın bağlayıcı nitelik taşımayan Batılı askerî anlaşmalar aracılığıyla yapay bir güvenlik şemsiyesi oluşturma çabası, ciddi bir stratejik yanılgıdır. Kıbrıs liderliği, soğukkanlı ve gerçekçi diplomasinin yerine maliyetli ve tehlikeli güvenlik hayallerini koyarak kendisini giderek daha riskli bir çıkmaza sürüklüyor.

Yazarın Ukrayna’dan çıkardığı temel ders ise şudur: Açık ve bağlayıcı karşılıklı savunma garantileri olmaksızın yürütülen askerî entegrasyon politikaları, bölgesel güçleri caydırmak yerine onları daha da tahrik edebilir.

Son Güncelleme: 26 Haziran 2026 - 16:30

Son Haberler

26 Haziran
Kıbrıs Rum Gazetelerinden 26.06.2026
16:22
Akaryakıtlarına uygulanan indirimli tüketim vergisi oranı yürürlükte kalacak
14:43
Cumhurbaşkanı Hristodoulidis, adalar ve kıyı bölgeleri için stratejileri sundu
14:41
Kıbrıs'taki binaların iyileştirilmesi gerekiyor
14:40
Venezuela'daki depremlerde en az 235 kişi hayatını kaybetti
14:39
Guterres ve Holguin, Kıbrıs sorununun geleceği hakkında belirleyici bir görüşme gerçekleştiriyor
14:36
25 Haziran
Venezuela’da akıl almaz bir trajedi yaşanıyor: ilk verilere göre 164 kişi hayatını kaybetti
16:52
Andreu: “Kıbrıs, uyuşturucu şebekelerinin çökertilmesinde iletişim takibi aracına sahip olmayan tek Avrupa ülkesidir”
16:51
Mart-Mayıs döneminde Türkiye tarafından Kıbrıs’a yönelik toplam 520 hava ve 23 deniz ihlali kaydedildi.
16:48
Cumhurbaşkanı Hristodulidis, Bahreyn Ulaştırma ve Telekomünikasyon Bakanı ile görüşme gerçekleştirdi
16:46
Türkiye Savunma Bakanlığı iki devletli çözüm fikrini yeniden dile getirdi
16:45
Kıbrıs Rum Gazetelerinden 25.06.2026
13:37
Tüm haberler

Video on Demand

Η υπηρεσία ΡΙΚFLIX δίνει την ευκαιρία στους τηλεθεατές που κατέχουν έξυπνες τηλεοράσεις οι οποίες υποστηρίζουν την εφαρμογή της υβριδικής τηλεόρασης (HbbTV) με τη χρήση του κόκκινου κουμπιού -που βρίσκεται στο κάτω μέρος του τηλεκοντρόλ- να μεταφέρονται σε διαδικτυακό περιβάλλον από όπου μπορούν να παρακολουθήσουν ετεροχρονισμένα τα προγράμματα του ΡΙΚ.

Όταν κάποιος τηλεθεατής είναι συντονισμένος στις συχνότητες της Επίγειας Ψηφιακής Πλατφόρμας (DVB-T) του ΡΙΚ και παρακολουθεί ΡΙΚ 1, ΡΙΚ 2 ή ΡΙΚ HD και ο δέκτης του υποστηρίζει την εν λόγω εφαρμογή, στο κάτω μέρος της οθόνης του θα παρουσιαστεί για λίγα δευτερόλεπτα ένα εικονίδιο που θα τον καλεί να πατήσει το κόκκινο κουμπί. Πατώντας το κόκκινο κουμπί, εισέρχεται στην πλατφόρμα ΡΙΚFLIX. Σε περίπτωση που ο τηλεθεατής θέλει να επανέλθει στη ζωντανή ροή εκπομπής θα πρέπει να ξαναπατήσει το κόκκινο κουμπί.