Alithia Gazetesinin Ana Haberi
Yolsuzlukla Mücadele Kurumu’nun Bulguları Temelsiz ve Keyfi
Nikos Anastasiadis, Dinlenilme Hakkının İhlal Edildiğini Savundu
Bağımsız Bir Ceza Soruşturmacısı ve Savcı Atanmasını Talep Ediyor
Eski Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis, kendisine yöneltilen olası suçlamaların, kritik iddialar hakkında görüşü alınmadan ve kendisine söz hakkı verilmeden atfedildiğini savundu.
Anastasiadis, olasılıklar dengesi ile makul şüphenin ötesinde ceza hukuku kapsamında gerekli olan ispat standardı arasındaki farka dikkat çekti.
Olası bir dokunulmazlık konusu hakkında ise böyle bir durumun söz konusu olmadığıı düşündüğünü ifade etti. Ancak böyle bir durumun var olması halinde dokunulmazlığından feragat edeceğini de ekledi.
Anastasiadis, “Raporun yayımlanmasının ardından kamuoyu önünde adeta halk mahkemeleri kuruldu ve masumiyet karinesi ihlal edildi” görüşünü dile getirdi.
*
Haravgi Gazetesinin Ana Haberi
Nikos Anastasiadis: Ben Hiçbir Şey Yapmadım...
Eski Cumhurbaşkanı ve DİSİ Onursal Başkanı Hariç Herkes Yalan Söylüyor
Eski Cumhurbaşkanı ve DİSİ Onursal Başkanı Nikos Anastasiadis, avukatının eşliğinde dün düzenlediği uzun süreli basın toplantısında, Yolsuzlukla Mücadele Kurumu’nun raporunu ve kendisine yöneltilen suçlamaları itibarsızlaştırmaya çalıştı. Ama bu bağlamda pek başarılı olduğu söylenemez.
Anastasiadis, hukuki nitelikteki yazılı ve sözlü açıklamalarında kendisini kusursuz ve şaibesiz biri olarak göstermeye çalıştı. Raporda yer alan ve kendisini ilgilendiren tüm bulguların gerçeği yansıtmadığını savundu.
Aynı zamanda, görevde bulunduğu dönemde kurumsal çıkar ilişkilerinin ve kurumsal yolsuzluğun büyük ölçüde arttığını dile getirenlere yönelik rahatsızlığını da gizlemedi.
Yolsuzlukla Mücadele Kurumu’nun hazırladığı kapsamlı rapor hâlihazırda polisin ve Bakanlar Kurulu’nun elinde bulunuyor.
Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, olası ceza suçlarının araştırılması amacıyla güvenilir, şeffaf ve tartışmaya yer bırakmayacak cezai soruşturma süreçlerini başlatmaya çağrılıyor.
*
Politis Gazetesinin Ana Haberi
Temiz Olduğunda Israr Ediyor
Nikos Anastasiadis, Yolsuzlukla Mücadele Kurumu’nu Popülizme Boyun Eğmekle Suçluyor
Eski Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis, Yolsuzlukla Mücadele Kurumu’nun raporuna yanıt olarak kendi tezlerini ve savunmalarını ortaya koydu. Ancak yaptığı açıklamalar kamuoyunu ikna etmeye yetmedi.
Anastasiadis’in değerlendirmeleri, Yolsuzlukla Mücadele Kurumu’ndan ziyade büyük ölçüde Makarios Druşotis’e yönelik yanıt olarak görüldü. Ayrıca, raporun özüne ilişkin sorulara doğrudan cevap vermediği ve en azından siyasi sorumluluk taşıdığı yönünde bir kabulde bulunmadığı yönündeki eleştiriler yoğun şekilde dile getirildi.
Anastasiadis, Rus oligarklar Rybolovlev ve Lebedev’e ait uçaklarla gerçekleştirdiği yurt dışı seyahatleri konusunda yöneltilen sorular karşısında savunmada kaldı. Ancak bu konuda yaptığı açıklamalar da ikna edici bulunmadı.
Bağımsız ceza soruşturmacılarının atanması konusunda ise Başsavcılık Konseyi, Yolsuzlukla Mücadele Kurumu tarafından kendisine teslim edilen dosya ve materyalleri herhangi bir değerlendirme yapmadan Bakanlar Kurulu’na göndererek kararı hükümete bıraktı.
Eski Cumhurbaşkanı, güçlü bir kişiliğe ve kamuoyunda kabul görmüş saygınlığa sahip bağımsız bir ceza soruşturmacısı ile bağımsız bir savcının derhal dosyaya atanmasını talep etti. Bu kişilerin çalışmalarını belirli bir süre içinde tamamlamaları gerektiğini de ifade etti.
Anastasiadis ayrıca, kendi açısından herhangi bir dokunulmazlık meselesi bulunduğunu düşünmediğini belirtti. Ancak böyle bir durumun söz konusu olması halinde dokunulmazlığından feragat edeceği güvencesini verdi.
*
Fileleftheros Gazetesinin Ana Haber başlıkları
Yabancı Soruşturmacı Getiriliyor - Yolsuzlukla Mücadele Kurumu’nun raporunun ardından yeni gelişmeler - Bakanlar Kurulu, cezai soruşturmanın başlatılması konusunda karar vermeye hazırlanıyor - Anastasiadis Raporunun Ardından Siyasi Gerilim - Eski Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis ile ilgili raporun ardından siyasi tartışmalar yoğunlaştı. Anastasiadis’in dün rapora ilişkin verdiği yanıtlar yeni bir siyasi yankı yarattı ve DİSİ ile AKEL arasında sert bir siyasi polemiğe yol açtı.
*
MAKALE
Filelefteros
Yolsuzluk Tablosu Kapkara, Kolay Kolay Renk Değiştirmez
Aristos Mihailidis
Nikos Anastasiadis’in dün aslında vermek istediği temel mesaj büyük olasılıkla şuydu: “Yolsuzlukla Mücadele Kurumu, Mafya Devleti kitabının birçok bölümünde ve alt bölümünde yer alan iddiaları kabul etmedi, bunları dayanaksız ve kanıtlanmamış bularak reddetti.”
Anastasiadis, bunu gösterebilmek için söz konusu iddiaları neredeyse tek tek ele aldı. Makarios Druşotis’in yanıldığını, raporda kendisine atfedilen hususların eski çalışma arkadaşının kendisine yönelttiği ve iftira olarak nitelediği suçlamalarla ilgisi olmadığını savundu.
Ayrıca birçok kez, “Druşotis’in iddialarının en küçük ölçüde bile doğrulanmadığını”, söz konusu kişinin “güvenilir olmayan bir yazar olarak değerlendirilmesi gerektiğini”, raporun ardından ise “zehirli söylemlerin arttığını, insanların isimlerinin karalandığını, karakter suikastları yapıldığını ve hatta Sandi meselesindeki kurguların yaratıcısının kahramanlaştırıldığını” vurguladı.
Bu, taktik yapmayı seven bir siyasetçinin dikkatleri başka yöne çekme girişimi olabilir. Ya da eski çalışma arkadaşının kendisinde yarattığı rahatsızlığın bir sonucu olabilir. Ancak şu aşamada üzerinde durulması gereken nokta şudur: Druşotis’in kitabında ne yazdığı ve yazdıklarından hangilerinin doğrulanmadığı artık belirleyici değildir. Bu tartışma geride kalmıştır.
Çünkü mesele, iki yıl süren araştırmaların ardından hazırlanan raporla yeni bir aşamaya geçmiştir.
Söz konusu rapor, artık çokça tartışılan olasılıklar dengesi veya makul şüphe ölçütüne dayanarak yedi ayrı durumda Anastasiadis’e “nüfuz ticareti”, “görevi kötüye kullanma” ya da “ceza suçu işleme girişimi” isnat etmektedir. Ancak Anastasiadis’in bu suçlamalara verdiği yanıtlar, gereksiz yere uzun ve yorucu basın toplantısının içinde kaybolup gitti.
Örneğin, raporda açıkça yer alan şu noktayı öne çıkarsaydı kamuoyunda çok daha kolay karşılık bulabilirdi: Görevi kötüye kullanma fiiline ilişkin bir olayda rapor, “Eski Cumhurbaşkanı’nın müdahalelerinin ekonomik kriz döneminde iyi niyetli göründüğünü ve kişisel çıkar sağlama amacı taşımadığını” açıkça belirtmektedir.
Peki o zaman neden eleştiriliyor?
Çünkü rapora göre, ekonomik kriz nedeniyle iyi niyetle yaptığı bu müdahaleler anayasanın 47. ve 48.’inci maddelerinde öngörülen görev ve yetkileri kapsamında değildi.
İnsan şu soruyu sormadan edemiyor: Devletin başındaki kişinin ekonomik bir kriz yaşanırken duruma müdahale etmemesini mi bekliyoruz? Böyle örnekleri öne çıkarmış olsaydı bazı kesimlerin anlayışını kazanabilirdi. Ancak bunlara hiç değinmedi; bütün dikkatini eski çalışma arkadaşına yöneltmeyi tercih etti.
Gerçek şu ki, hem bu rapor hem de kamuoyuna yansıyan çok sayıda tanınmış kişinin değerlendirmeleri ve sosyal medyadaki halk yargıları, Anastasiadis’in on yıllık yönetim dönemine ilişkin ağır bir yolsuzluk tablosu ortaya koyuyor.
Bu tablo artık o kadar ağır ki, bir basın toplantısıyla da/ on basın toplantısıyla da değişmesi mümkün görünmüyor.
Nikos Anastasiadis ister on saat konuşsun, ister uzun uzun savunma yapsın, ister kamuoyunu ikna etsin ister edemesin; bu algıyı değiştirmesi ve siyasi mirasını koruması artık kolay gibi görünmüyor.
Belki tek ihtimal, bütün bu dosyaların cezai soruşturma sürecinin ardından mahkemelere taşınması, orada ayrıntılı biçimde incelenmesi ve makul şüphenin ötesinde yargı kararlarının verilmesidir.
Bunun dışındaki girişimlerin anlamı yoktur. Bu, Nikos Anastasiadis’in kendisini savunmaması gerektiği anlamına gelmez. Ancak kamuoyunda, onun on yıllık yönetim döneminin yolsuzluklarla anıldığı yönündeki kanaat artık derin biçimde yerleşmiş durumdadır.
*
MAKALE
Politis
Kıbrıs sorunu Fikir Eksikliğine Değil, Teşvik Eksikliğine Takılıyor
Dionisis Dionisiu
Kıbrıs sorunu konusunda her yeni tartışma penceresi açıldığında kamuoyunda aynı sorular gündeme geliyor: Siyasi irade var mı? Taraflar müzakere masasına dönmeye hazır mı? Yeni bir beşli konferans somut ilerleme sağlayabilir mi?
Bunlar elbette ki makul sorular. Ancak meselenin özüne tam olarak temas ettikleri söylenemez. Günümüzde temel soru, çözüm için fikirlerin bulunup bulunmadığı değil. Uluslararası arabulucuların yardımcı olmaya hazır olup olmadığı da değil. Asıl soru, tarafların mevcut durumu gerçekten değiştirmeyi istemelerini sağlayacak yeterli teşviklerin bulunup bulunmadığıdır.
Rum toplumu açısından bakıldığında, Kıbrıs Cumhuriyeti uluslararası tanınmışlığa sahip, Avrupa Birliği’nin tam üyesi, ekonomik büyüme kaydetmekte ve uluslararası sistem içerisinde normal bir devlet olarak faaliyet göstermektedir. Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğüne rağmen Rumlar, günlük yaşamlarında acil kararlar alınmasını gerektiren bir kriz duygusunu yaşamıyor.
Buna karşılık, toplumun önemli bir kesimi için çözüm, faydalardan çok risklerle ilişkilendiriliyor. Pek çok kişi, Türkiye’nin güçlü etkisi altında bulunan bir toplumla neden yönetimi, kaynakları ve egemenlik haklarını paylaşmaları gerektiğini sorguluyor. Olası bir çözümün uygulanması ve Ankara’nın bir anlaşmadan sonra da belirleyici rolünü sürdürmeye devam edeceği yönündeki kaygı, belki de en büyük psikolojik engeli oluşturuyor.
Öte yandansa Kıbrıs Türk toplumunun teorik olarak çözümden daha fazla kazanım elde edebileceği düşünülüyor. Uluslararası meşruiyet, Avrupa perspektifi, ekonomik gelişme ve uluslararası izolasyondan çıkış bunların başında geliyor. Ancak geçmiş dönemlerde görülen güçlü çözüm dinamizmi bugün artık aynı ölçüde gözlemlenemiyor.
Kıbrıs’ın kuzeyinin ekonomik ve idari açıdan Türkiye’ye giderek daha fazla entegre olması yeni bir gerçeklik yaratmıştır. Ankara’ya bağımlılık sürekli artarken, federal çözüm perspektifi de yirmi yıl önce olduğu gibi Kıbrıs Türk toplumunun geniş kesimlerini harekete geçirmemektedir. Peş peşe yaşanan başarısızlıkların yarattığı yorgunluk ve uluslararası toplumun gelişmeleri dayatamayacağı yönündeki kanaat, bekle-gör yaklaşımını güçlendirmiştir.
Bu koşullar altında gerçek oldukça net: Her iki taraf da statükoyla yaşamayı öğrenmiş görünüyor. Bu, statükoyu ideal gördükleri anlamına gelmese de birçok kişinin gözünde değişimin maliyeti, mevcut durumun sürdürülmesinin maliyetinden daha yüksek gibi görünüyor.
Eğer durum gerçekten böyleyse, çözümün anahtarı müzakere formüllerinde değil, yeni teşviklerin yaratılmasında yatmaktadır. Bugünkü zorlu jeopolitik ortamda bu teşviklerin ne olabileceği sorusu önem kazanıyor.
Birincisi enerji alanıyla ilgili.
Doğu Akdeniz önemli doğal gaz rezervlerine sahip olmasına rağmen, siyasi ve jeopolitik engeller nedeniyle bu kaynaklar tam anlamıyla değerlendirilememekte. Kıbrıs sorununda sağlanacak bir anlaşma, Kıbrıs’ı Avrupa Birliği, Türkiye ve bölge ülkeleri arasında bir iş birliği köprüsüne dönüştürebilir ve ilgili tüm taraflar için önemli ekonomik faydalar yaratabilir.
İkinci unsur Avrupa Birliği-Türkiye ilişkileri.
Ankara uzun yıllardır Gümrük Birliği’nin güncellenmesini, vize kolaylığı sağlanmasını ve Avrupa ile daha yakın ekonomik iş birliği kurulmasını hedefliyor. Avrupa Birliği, bu kazanımları Kıbrıs sorununda somut ilerlemeye bağlarsa, bugün var olandan daha güçlü bir teşvik çerçevesi oluşturulabilir.
Üçüncü unsur güvenlik.
Ukrayna’daki savaş, Orta Doğu’daki istikrarsızlık ve bölgedeki genel dönüşüm, Doğu Akdeniz’in Batı açısından taşıdığı önemi artırıyor. Yeniden birleşmiş bir Kıbrıs, son derece hassas bir coğrafyada istikrar unsuru olabilir ve bir anlaşmaya stratejik değer kazandırabilir.
Ancak daha az konuşulan ve belki de en belirleyici olan dördüncü bir unsur daha var: Zaman.
Yıllar geçtikçe bölünmüşlük daha da kalıcılaşıyor. Ekonomiler birbirinden uzaklaşıyor, nüfus yapıları değişiyor, yeni nesiller birlikte yaşama deneyimi olmadan büyüyor ve ortaya çıkan fiili durum giderek normalleşiyor.
Bunun sonucunda gelecekteki bir yeniden birleşmenin maliyeti artarken, çözüm yanlısı siyasi ve toplumsal dayanaklar da zayıflıyor.
Bu nedenle belki de çözüm için en güçlü teşvik ekonomik paketler veya diplomatik girişimler değil; fırsat penceresinin sonsuza kadar açık kalmayacağının fark edilmesidir.
Kıbrıs sorununun günümüzdeki paradoksu da budur. Herkes çözüm istediğini söylüyor. Ancak çok az kişi gerçekten çözüme ihtiyaç duyduğunu hissediyor.
Bu denklem değişmediği sürece, ne kadar iyi hazırlanmış olursa olsun hiçbir konferans tek başına taraflar arasındaki uçurumu kapatamayacaktır.
Bölgesel İstikrarsızlık Neden Teşvik Oluşturmuyor?
Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki artan istikrarsızlık; Gazze ve Ukrayna’daki savaşlardan bölgesel dengelerin yeniden şekillenmesine kadar uzanan gelişmeler nedeniyle teorik olarak Rumlar ve Kıbrıs Türk toplumu arasında daha fazla iş birliği için bir teşvik oluşturabilir.
Ancak çoğu zaman bunun tam tersi yaşanıyor. Her iki toplumda da güvensizlik duygusu güçleniyor. Kıbrıslı Rumlar daha fazla Yunanistan’a, Avrupa Birliği’ne ve İsrail ile kurulan yeni stratejik ortaklıklara yönelirken, Kıbrıs Türk toplumu da siyasi ve ekonomik bağımlılık nedeniyle Türkiye’ye daha fazla yaklaşıyor.
Bu nedenle bölgesel istikrarsızlık tarafları birleştiren ortak bir tehdit olarak değil, mevcut ayrışma çizgilerini derinleştiren bir unsur olarak işliyor.
Sonuç olarak güvenlik tartışmaları, “anavatanlar” eksenli ulusal anlatıların ve geçmişten gelen korkuların içinde sıkışıp kalıyor.
Buna karşın Avrupa Birliği ya da NATO çerçevesinde oluşturulacak ortak bir Kıbrıs güvenlik düzeninin, gelecekte Yunanistan ile Türkiye’yi de birbirine yakınlaştırabileceği değerlendirmesi mevcut. Bu açıdan bakıldığında, mevcut jeopolitik akışkanlık Kıbrıs sorununun çözümünü otomatikman yakınlaştırmıyor. Tam tersine, iki toplumu da Doğu Akdeniz’de rol oynamak isteyen ülkelerin jeopolitik rekabetine ve stratejik çıkarlarına daha bağımlı hale getirme riski taşıyor.
Belki de dönemin en büyük paradoksu şudur: Kıbrıs’ın etrafında süren savaşlar bölünmüşlüğün ve istikrarsızlığın bedelini her gün gözler önüne sermesine rağmen, iki toplum bu gelişmeleri farklı merceklerden okumaya devam ediyor ve güvenliklerinin nerede bulunduğuna dair farklı sonuçlar çıkarıyor.
Belki de önümüzdeki yıllarda Kıbrıs sorununun karşı karşıya kalacağı en derin siyasi meydan okuma tam olarak budur.
Hangi Çözüm Hayata Geçirilebilir?
Yaklaşık yarım asırlık bölünmüşlüğün ardından iki toplum farklı siyasi, ekonomik ve toplumsal gerçeklikler geliştirdi. Karşılıklı güvensizlik de güçlü şekilde varlığını sürdürüyor.
Bu durum çözümün imkânsız olduğu anlamına gelmiyor ama. Ama gerçekçi yaklaşımın, tüm başlıkları aynı anda çözecek kapsamlı bir anlaşmaya ulaşma girişiminden ziyade farklı bir modelde yatabileceğini gösteriyor.
Daha olası görünen model, tarafların önce ortak çıkarlar ve güven inşa edeceği, ardından nihai adıma yöneleceği kademeli bir yakınlaşma sürecidir.
Böyle bir süreç, her iki taraftaki vatandaşların günlük yaşamını iyileştirecek önlemleri, ekonomik iş birliğinin geliştirilmesini, ticaretin kolaylaştırılmasını, altyapıların ortak kullanımını ve enerji ile çevre alanlarında ortak projelerin teşvik edilmesini içerebilir.
Karşılıklı fayda üretmek, anayasal düzenlemeler üzerine yürütülen bitmek bilmeyen tartışmalardan daha etkili olabilir.
Siyasi düzeyde ise iki bölgeli, iki toplumlu federasyon modeli hâlâ en gerçekçi seçenek olarak görülüyor. Çünkü bu model uluslararası meşruiyete sahip tek çözüm çerçevesidir ve Birleşmiş Milletler kararlarının temelini oluşturuyor.
Ancak uygulanabilir hale gelebilmesi için çok daha güçlü güvenlik güvencelerine, etkili uygulama mekanizmalarına ve Rum toplumunun Türkiye’nin rolüne ilişkin kaygılarını giderecek bir çerçeveye ihtiyaç var. Aynı zamanda Kıbrıs Türk toplumuna gerçek anlamda siyasi eşitlik ve güvenlik hissi sağlaması da gerekir.
Sonuçta Kıbrıs sorununun gerçekçi çözümü, tarihi bir konferanstan çıkacak bir anlaşma olmayabilir. Belki de asıl çözüm, yeniden birleşmenin mevcut durumun sürmesinden daha fazla fayda sağlayacağına iki tarafı zaman içinde inandırabilecek çözümdür.
Son Güncelleme: 24 Haziran 2026 - 14:17
https://tr.news.rik.cy/tr/article/2026/6/24/kibris-rum-gazetelerinden-24062026/