Filelefteros gazetesinin ana haberi:
40 milyon euro tazminat – Şap hastalığında 80 milyonluk kâbus senaryosu, hükümetten dev seferberlik
Şap hastalığından etkilenen hayvancılar gözlerini tazminatlara çevirmiş durumda. Hayvanlar, süt üretimi ve yemler için tazminat ödemeleri yapılması öngörülüyor.
Krizin yönetim maliyeti şu ana kadar yaklaşık 30 milyon euroya ulaşmış durumda. Mevcut durumun aynı şekilde devam etmesi halinde toplam maliyetin 40 milyon euroyu aşmaması bekleniyor.
Ancak yetkili devlet kurumları alarm veriyor. Hastalığın ada geneline yayılması şeklinde tanımlanan kâbus senaryosunun gerçekleşmesi halinde, toplam maliyetin iki katına çıkarak 80 milyon euroya ulaşması öngörülüyor.
Hükümetin ise hastalığın yayılmasını durdurmak ve üreticileri desteklemek amacıyla geniş çaplı bir seferberlik içinde olduğu ifade ediliyor.
*
Haravgi gazetesi bu sabah toplanması beklenen Ulusal Konseyi ele alıyor ana haberinde.
Anastasiadis’siz Ulusal Konsey– Fidias ve Odiseas ilk kez katılıyor
Ulusal Konsey, Pazartesi sabahı eski Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis’in katılımı olmadan toplanıyor. Toplantıda Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi Maria Angela Olgin’in son ziyareti sonrasında Kıbrıs sorunundaki gelişmeler hakkında siyasi partileri bilgilendiriyor.
Ulusal Konsey, Kıbrıs sorununun ele alınmasında Cumhurbaşkanı’nın en üst düzey danışma organı konumunda bulunuyor. Bu organda parlamentoda temsil edilen partilerin liderleri veya temsilcileri ile birlikte Temsilciler Meclisi Başkanı da yer alıyor.
Eski Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis, Ulusal Konsey toplantılarına katılma hakkı bulunmasına rağmen bugünkü toplantıya katılmıyor. Cumhurbaşkanı Hristodulidis, Anastasiadis’in yokluğu hakkında önceden bilgilendirme yaptığını açıkladı. Bu yokluğun, Anastasiadis’in Gazeteciler Cemiyeti’nde “Mafya Devleti” olarak anılan konuyla ilgili düzenleyeceği basın toplantısıyla bağlantılı olduğu belirtildi.
Anastasiadis’in söz konusu basın toplantısında, gazeteci Makarios Druşotis’in kitabında yer almadığını savunduğu bazı konulara ilişkin kendi iddialarına göre bilgi ve belgeler sunması bekleniyor.
Bugünkü toplantı aynı zamanda iki yeni siyasi liderin Ulusal Konsey’deki ilk katılımına da sahne oluyor. Alma hareketi lideri Odiseas Mihailidis ile Doğrudan Demokrasi lideri Fidias Panayotu, son milletvekili seçimlerinde partilerinin Temsilciler Meclisi’ne girmesiyle birlikte ilk kez Ulusal Konsey toplantısına katılıyor.
Toplantı, Kıbrıs sorununda önemli gelişmelerin yaşandığı bir dönemde gerçekleştiriliyor. Dikkatler, Kıbrıs Cumhuriyeti tarafının atacağı bir sonraki adımlar ile Birleşmiş Milletler himayesinde müzakere sürecinin yeniden başlatılmasına yönelik çabalara odaklanmış durumda.
*
Politis gazetesinin ana haberi Mafya Devleti dosyasıyla ilgili
Mafya Devleti raporu sekiz savcıya gönderiliyor – Ceza soruşturması için bağımsız araştırmacılar aranıyor manşeti ve başlığı altında Politis gazetesi şöyle yazıyor:
Yolsuzlukla Mücadele Kurumu, “Mafya Devleti”ne ilişkin 3 bin sayfalık raporu ve dijital delilleri bugün öğle saatlerine kadar Hukuk Dairesi’ne iletecek. Değerlendirme, sekiz kadın savcıdan oluşan Savcılık Kurulu tarafından yapılacak.
Raporda yer alan ve yedi eski yetkiliye yönelik olası vergi kaçakçılığı suçlarını içeren bölüm ise Vergi Dairesi’ne gönderilecek.
Aynı zamanda, soruşturmanın yürütülmesi için ceza soruşturmacısı olarak atanacak saygın hukukçular aranıyor.
Soruşturmanın önemli parçalarından biri de binlerce SMS mesajı. Ancak bu mesajların hukuki geçerliliği, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından tartışmalı hale getirilmiş durumda.
Ceza soruşturmalarının başlamasıyla birlikte şüpheli sayısının artabileceği de ifade ediliyor. Tüm sürecin devlete maliyetinin ise 5,1 milyon euro olduğu hesaplanıyor.
*
Alithia gazetesinin ana haberi de Yenilenebilir enerji depolamasında 2026’yı da kaybettik – Hükümet istemeden bir başarısız dönüm noktasını daha doğruladı
başlıkları altında veriliyor. Haberde şöyle yazıyor:
Salı günü, Kıbrıs Elektrik İletim Sistemi Operatörü’nün merkezi depolama sistemi için sözleşmeler imzalanıyor.
Ancak Enerji Bakanı, sistemin devreye alınmasının ancak 2027 yazında mümkün olacağını ifade ediyor. Oysa bu projenin Haziran 2026’da hazır olması gerekiyordu.
Bu gecikme nedeniyle, fotovoltaik sistemlerden (güneş panelleri) kaynaklanan hızla artan üretim kesintileri, yılın geri kalanında da devam edecek.
Büyük ihtimalle bu durum önümüzdeki yılın ilk yarısında da sürecek.
Olumlu taraf ise, Kıbrıs Elektrik Kurumu (ΑΗΚ) ve özel şirketlerin bürokratik engelleri aşmaya başlayarak 2027 hedefli enerji depolama projelerini hayata geçirme sürecine girmiş olmalarıdır.
*
MAKALELER
Alithia gazetesi
Pambos Haralambus
İki devletli çözümden yana — Fidan’ı Kıbrıs sorununun en gerçekçi çözümü konusunda ikna ettik
Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, pazartesi günü Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kıbrıs konusundaki kişisel temsilcisi Maria Angela Holguin ile yaptığı görüşmede Ankara’nın iki devletli çözümden yana tutumunu yineledi. Bu haber resmi Kıbrıs haber ajansı tarafından duyuruldu ve tüm Rum medyası tarafından da aynen aktarıldı.
Ancak; Türk bakanın açıklamasının kelime kelime aktarımında “iki devletli çözümden yana” açık bir tutum tespiti yer almadı.
Hakan Fidan, “Türkiye, BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in çabalarını desteklemektedir” dedi; ancak —diye yineledi— “Kıbrıs sorunu için en gerçekçi çözüm adada iki devletin bir arada var olmasıdır”.
Ayrıca, “Kıbrıslı Türklerin egemen eşitliğini ve eşit uluslararası statüsünü tanımayan yaklaşımlar sonuç vermez” ifadesini kullanarak, “herhangi bir sürecin sahadaki gerçekler temelinde ilerlemesi gerektiğini” vurguladı.
Fidan’ın Ankara’nın tutumu olarak ortaya koyduğu şey aslında “BM Genel Sekreteri Antonio Guterres’in çabalarına destek verdiğidir”.
Oysa Antonio Guterres’in yürüttüğü çabalar ne iki devletli çözümü ne de egemen eşitliği konu edinmekte; bu çabalar sadece BM kararları doğrultusunda siyasi eşitliğe dayalı iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyonu hedeflemektedir.
Sahadaki gerçeklere gelince, hatırlatmak gerekir ki bunlar, Türk işgalinin hemen ertesi gününden itibaren Kıbrıs sorununa siyasi çözüm arayışlarının temelini oluşturmaktadır.
Fidan’ın iki devletli çözümden söz etmesi bir tutum değil, bir değerlendirmedir. Ankara bir yandan federasyon çözümüne yönelik çabaları desteklerken, diğer yandan “Kıbrıs sorunu için en gerçekçi çözümün adada iki devletin bir arada var olması olduğu” değerlendirmesini yapmaktadır.
Bu ise yalnızca Türk tarafının değil, pratikte Rumların da değerlendirmesidir. Rumlar olarak bizler, en şüpheci yabancıları bile tek gerçekçi çözümün bölünme olduğuna ikna etmiş bulunuyoruz.
Bunu “iki devlet” diye adlandırmaya cesaret edemiyoruz, ama “federasyona hayır” diyoruz, “onlar orada, biz burada” diyoruz, “ortaya bir duvar” koyuyoruz, “ikinci en iyi çözüm” diyoruz (tabi bunu da sadece İngilizce olarak ifade ettik: “the second best solution” dedik).
Öyleyse, Kıbrıs sorununda tek gerçekçi çözümün —ki bu çözüm 52 yıldır da tıkır tıkır işliyor— federasyon olmadığını söyleyen Türk bakanın bu değerlendirmesi bizi neden rahatsız ediyor?
Federasyon çözümünü asıl isteyen taraf Kıbrıslı Türkler: Talat, Akıncı ve Erhürman.
Gerçekçi ve uygulanabilir olan ise “ikinci en iyi çözüm”, yani ayrı ayrı var oluş —yan yana, iyi komşular olarak— çözümüdür. Denktaş bunu her zaman savunmuş, onun gerçek mirasçıları olan Eroğlu ve Tatar sürdürmüş, Kıbrıslı Rumların yüzde 76’sı da buna oy vermiş ve Rumların “yenilmez” liderleri de bunu desteklemiştir.
Yani Fidan’ı en gerçekçi çözüm konusunda ikna eden bizleriz — daha önce Çavuşoğlu’nu da ikna ettiğimiz gibi.
*
Filelefteros gazetesi
18 Haziran 2026
Hrisanthos Manoli,
Dünyanın gözünde itibarları zedelendi
Trump, nihai anlaşmayı beğenmezse ya da İran mutabakat zaptına uymazsa İran’ı yeniden bombalayacağını söylüyor.
Ancak CNN’de yer alan ve cuma günü imzalanması beklenen mutabakatın içeriğine ilişkin haberler doğruysa, İran’ın bu anlaşmayı imzalamaması ve uygulamaması için hiçbir —ama hiçbir— gerekçesi kalmıyor. Aynı şekilde ABD’nin de üzerinde uzlaşılan maddeleri uygulamaktan geri durması için bir sebep yok; zira bu anlaşma zaten Beyaz Saray tarafından ülke adına olumlu bir gelişme olarak sunulmuş durumda.
Anlaşmanın dünya açısından iyi olduğu tartışma götürmez.
Ama CNN’in ortaya koyduğu metni okuduğunuzda —eğer gerçekten söz konusu ön anlaşma buysa— insanın aklına çok temel bir soru geliyor:
Madem sonuçta büyük ölçüde savaş öncesi koşullara geri dönülecekti, o halde tüm dünyayı ekonomik olarak sarsan, son derece yıkıcı ve ölümcül bir savaşı yaşamak gerçekten gerekli miydi?
Çünkü mutabakatın bel kemiğini oluşturan ve Trump’ın özellikle öne çıkardığı unsurlar şunlar: Hürmüz Boğazı’nda deniz trafiğinin normale dönmesi ve İran limanlarına yönelik Amerikan savaş gemilerinin uyguladığı ablukanın kaldırılması.
Yani kısacası, ABD-İsrail saldırısının yol açtığı sorunları ortadan kaldıran bir anlaşma alkışlanıyor. Ve Trump bunu bir “zafer” olarak sunmak istiyor.
Bu iddiayla kaç Amerikalıyı ikna edebilir, doğrusu merak konusu.
CNN’e göre mutabakat bununla da sınırlı değil. ABD dış politikası adına “gurur verici” sayılabilecek (!) başka başlıklar da var: Washington, yıllardır İran’ı diz çöktürmek için uyguladığı sert yaptırımları aşamalı olarak kaldırmayı kabul etmiş durumda.
Bu gelişme elbette tüm dünya için olumlu.
Ama şu soru ortada duruyor: Bunun için dört ay süren bir kan dökülmesi şart mıydı?
Üstelik Trump yönetimi, bölgede başka bir sorunlu rejimle kurduğu ittifakın stratejik ve taktik bir hata olduğunu kabul etmeyi reddederken, İran’ın bu anlaşmayı kendi çıkarlarına hizmet eden büyük bir fırsat olarak sunmasına kim ne diyebilir?
Dahası da var.
Mutabakatta, büyük ölçüde yıkıma uğramış İran’ın yeniden inşası için yaklaşık 300 milyar dolarlık bir yatırım fonu oluşturulması da öngörülüyor. CNN bunu yazdı, Reuters da doğruladı; hatta 150 milyar dolarlık kısmının şimdiden şirketler tarafından taahhüt edildiğini belirtti.
Trump ise dün bu iddiaları yalanlamaya çalıştı ve İran’a “bir cent bile ödemeyeceğini” söyledi.
Ancak Reuters tekrar devreye girerek 300 milyar dolarlık kaynağın mutabakat kapsamında teminat altına alındığını, yalnızca bunun devlet bütçesinden değil; özel şirketler, Körfez ülkeleri ve diğer kaynaklardan sağlanacağını yazdı.
Peki İran için bunun ne önemi var?
Para devlet kasasından mı gelir, özel sektörden mi… Sonuçta ülkeye girecek. İster tazminat deyin ister yeniden inşa yardımı — sonuç değişmez. Bu da İran açısından açık bir kazançtır.
Üstelik buna, İran’ın yurt dışındaki bankalarda dondurulmuş dev varlıklarının serbest bırakılacağına dair ABD taahhüdünü de eklediğinizde…
Trump’ın bu süreci başarı olarak sunabileceği belki de tek nokta şu ifade:
“İran İslam Cumhuriyeti, nükleer silah üretmeyeceğini bir kez daha teyit etmektedir.”
Ancak burada bile dikkat çekici bir ayrıntı var: “yeniden teyit etmektedir” ifadesi.
Ayrıca şu cümle de anlaşmada yer alıyor:
“İran İslam Cumhuriyeti ile ABD, zenginleştirilmiş materyalin akıbeti ve nükleer alanla ilgili karşılıklı mutabakata varılan diğer tüm konuların, İran’ın nükleer ihtiyaçları da dahil olmak üzere, nihai anlaşmada ele alınacağı konusunda anlaşmıştır.”
Özellikle “İran’ın nükleer ihtiyaçları” ifadesi oldukça dikkat çekici.
Elbette iki ülkenin uzlaşmaya varması olumlu bir gelişme. Umarım bu anlaşma imzalanır ve hayata geçirilir.
Ancak CNN’de ortaya konan çerçeveye bakıldığında, bu mutabakat Trump ve Netanyahu’nun ciddi şekilde itibarının zedelliyor.
Bu savaş, somut bir kazanım üretmemiş görünüyor.
Üstelik bu boşluğun içine; savaşta hayatını kaybedenler, bombardımanlarda ölen siviller ve insanlığın devasa kaynakları atıldı.
Dünya genelinde büyüme yavaşladı, enflasyon ve faizler yükseldi, tüketim düştü. Ve bunlar sadece görünen zararlar.
Öte yandan İran rejimi de tüm baskılara rağmen ayakta kalmayı başardı.
Hâlâ Trump ve Netanyahu’nun büyük bir başarısızlık yaşadığından şüphe eden varsa, birkaç ay önce İran’da yaşanan kitlesel protestoları, öldürülen göstericileri ve Trump’ın o dönemde verdiği “yardım geliyor” mesajlarını hatırlasın.
Bugün gelinen noktada, rejimin iktidarını sarsmayan bu mutabakat karşısında İranlı muhalifler Amerikan Başkanı hakkında ne düşünüyor, sizce?
Ne düşündükleri açık. Ama belli ki yazıya dökülecek türden değil.
Son Güncelleme: 22 Haziran 2026 - 16:22
https://tr.news.rik.cy/tr/article/2026/6/22/kibris-rum-gazetelerinden-22062026/