Haravgi gazetesi
Anastasiadis sisteminden kalma yozlaşmış kurumlar - Başsavcı ve Yardımcısı derhal istifa etsin
Genel ve Yardımcı Başsavcı derhal istifa etsin
AKEL, yolsuzlukla mücadele makamının raporunun Nikos Anastasiadis dönemine ilişkin iddiaları doğruladığını belirterek, siyasi sorumluluğun DİSİ ve Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis’e uzandığını vurguladı. Parti, Anastasiadis ve çevresinin adaletten kaçmaması için toplumla birlikte baskıyı sürdüreceğini açıkladı.
AKEL Sözcüsü Yorgos Kukumas, söz konusu dönemin çıkar ilişkileri, devletin itibarsızlaştırılması, kurumlara müdahale ve yetki suistimaliyle anıldığını ifade ederek, on yıllık yönetimin ülke için utanç kaynağı olduğunu söyledi. Kukumas, yalnızca Anastasiadis’in değil, onunla birlikte hareket edenlerin de ortaya çıktığını belirtti.
AKEL üç başlıkta çağrı yaptı. İlk olarak, Genel Başsavcı ile Yardımcısının sadece soruşturmadan çekilmesinin yeterli olmayacağı, derhal istifa etmeleri gerektiği vurgulandı; mevcut yapının tarafsız bir süreç yürütmeyeceği dile getirildi.
İkinci olarak DİSİ yönetimi eleştirildi ve partinin soruşturma çağrılarının inandırıcı olmadığı ifade edildi.
Üçüncü olarak, Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis’in de siyasi sorumluluğu gündeme getirildi.
AKEL, sonuçta Anastasiadis ve çevresinin mutlaka yargı önüne çıkarılması gerektiğini vurgulayarak, ekonomik zorluklar yaşayan halk karşısında bazı kesimlerin büyük servetler edinmesinin kabul edilemez olduğunu belirtti.
*
Filelefteros gazetesi ana haberinde şöyle yazıyor:
Bir sonraki aşama baş ağrısı – Dosyadan geri çekilme olmasına rağmen tarafsızlık konusunda çekinceler var – 2017’de Rikkos Erotokritu davasını özel ceza soruşturmacısı ve özel savcı yürütmüştü
Yolsuzlukla Mücadele Makamı’nın geniş yankı uyandıran soruşturmasına ilişkin raporun ele alınması konusundaki dünkü gelişmeler, tartışmaları ortadan kaldırmadı.
Başsavcı Savvidis, Başsavcı Yardımısı Angelidis ve Kleopa’nın, 15 gerçek ve tüzel kişi aleyhindeki tanık ifadelerinin değerlendirilmesinden çekilmelerine rağmen, sürecin tarafsızlığı konusunda ciddi çekinceler dile getiriliyor.
Raporu inceleyecek olan savcılık ekibi, aynı hizmet ortamında görev yapmış iki eski Hukuk Dairesi yetkilisini, Rikkos Erotokritu ile Efi Rosidu Papakiryaku’yu denetlemek durumunda kalacak.
Öte yandan, olası ceza suçlarına karıştıkları değerlendirilen yedi yetkili açısından vergi denetimi yapılması şu aşamada mümkün görünmüyor.
Vergi denetimlerinin en fazla 12 yıl geriye gidebildiği, buna karşın dosyaların büyük çoğunluğunun 2014 yılına ait olaylarla ilgili olduğu belirtiliyor.
*
Politis gazetesi ana haberini Dosyadan çekilme ve ceza soruşturmacıları – Rapor bulgularının genişletilmesi için süreçler başlatılıyor başlıklarıyla veriyor.
Gelelim son olarak Alithia’ya… Gazete ana haberini Savcılar dosyadan çekiliyor, bağımsız soruşturmacılar devreye giriyor – Hukukçular, “Mafya Devlet” için bağımsız bir kamu savcısının atanması gereğini gündeme getiriyor başlıkları altında veriyor.
*
Politis’ten bazı haberlerle devam ediyoruz:
Okul servis otobüslerinin %35’i teknik kontrolden kaldı – Uygun olmayan araçlar öğrenci taşımaya devam etti
Sayıştay’ın 18 Haziran 2026 tarihli raporu, okul otobüslerinde ciddi güvenlik ve denetim eksiklikleri bulunduğunu ortaya koydu. Ülke genelindeki teknik kontrollerde otobüslerin %35’i uygunsuz bulunurken, toplamın %53’ü zorunlu kontrole süresinde gitmedi.
Kontrollerde, daha önce uygunsuz ilan edilmesine rağmen 5 okul otobüsünün öğrenci taşımaya devam ettiği belirlendi. Bu araçların geçerli uygunluk sertifikası bulunmaması ciddi yasal ihlal olarak değerlendirildi.
Ayrıca, uygunsuz bulunan otobüslerin %19’unun kısa süre önce özel muayene merkezlerinden geçmiş olması, bu kontrollerin güvenilirliği konusunda soru işareti yarattı.
Bölgelere göre en yüksek uygunsuzluk oranı Mağusa’da %76 olarak kaydedildi. Katılım oranlarının da genel olarak düşük olduğu, hiçbir kazada tam uyum sağlanmadığı belirtildi.
Sayıştay, özel muayene merkezlerine ve yüklenici şirketlere yaptırım uygulanmasını, ayrıca uygunsuz araçların derhal trafikten çekilmesini talep etti.
Ulaştırma Bakanlığı ise tüm araçların aynı anda devre dışı bırakılmasının öğrenci taşımacılığında ciddi aksamalara yol açabileceği uyarısında bulundu.
*
Fiyat artışları devam ediyor: Şarküteri, dondurulmuş balık, yağ ve kahve öne çıkıyor
Tüketici Koruma Hizmetleri’nin Mayıs ayı verilerine göre birçok temel üründe fiyat artışı sürüyor. En yüksek artışlar şarküteri ürünlerinde %6,4, dondurulmuş balıkta yaklaşık %6, yağda %5,8 ve Kıbrıs kahvesinde %5,1 olarak kaydedildi. Ayrıca bebek mamaları, yumurta, un ve temizlik ürünlerinde de artışlar görüldü.
Buna karşılık taze sebzelerde %24,3, taze balıkta %6,8 ve ette %1,6 oranında düşüş yaşandı.
“e-kalathi” verilerine göre 253 ortak üründen oluşan sepetin fiyatı en pahalı süpermarkette 1.080,72 euro, en ucuzda 972,10 euro olarak hesaplandı. Aradaki fark 108,62 euro, yani %11,2 oldu.
Yetkililer, tüketicilere platformu kullanarak fiyat karşılaştırması yapmaları çağrısında bulunurken, yayımlanan verilerin yalnızca bilgilendirme amaçlı olduğunu ve kişisel alışveriş tercihlerini dikkate almadığını vurguladı.
*
Filelefteros’tan…
Fidias Panayotu: Türkiye raporuna neden karşı oy verdi – Avrupa Parlamenterinin sıra dışı benzetme
Avrupa Parlamentosu üyesi Fidias Panayotu, Kıbrıs meselesinde çözüm olmadan Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesine karşı olduğu için rapora karşı oy verdiğini açıkladı. Diğer birçok üyenin çekimser kalmasına rağmen, çekimserliğin her zaman doğru bir tutum olmadığını belirterek açık bir duruş sergilemeyi tercih ettiğini söyledi.
Panayotu, tutumunu dikkat çekici bir benzetmeyle anlatarak, mevcut yaklaşımın sorunlu bir evliliğin sürdürülmek istenmesine benzediğini ifade etti.
Avrupa Birliği’nin Rusya’ya yönelik 20 yaptırım paketine karşılık Türkiye ile iş birliğini geliştirmeye çalışmasını “çifte standart” olarak değerlendiren Panayotu, bu yaklaşımın kabul edilemez olduğunu vurguladı.
Raporda olumlu unsurlar bulunduğunu kabul eden Kıbrıslı Avrupa Parlamenteri, Ankara ile ilişkilerin güçlendirilmesini öngören bölüme katılmadığı için ne destek verebildiğini ne de çekimser kaldığını belirtti.
Son olarak, Kıbrıs meselesinin Avrupa Birliği ile Türkiye ilişkilerine doğrudan bağlı olması gerektiğini vurgulayan Panayotu, Türkiye ile daha ileri düzeyde bir iş birliğinin ancak çözüm sonrasında gündeme gelebileceğini dile getirdi.
MAKALE
Politis 13.06.2026
Guterres’in sihirli değneği mi var?
Kıryakos Pieridis
Kıbrıs, giderek bölünmenin eşiğine sürükleniyor. Antonio Guterres yaklaşık 10 yıldır Kıbrıs sorunuyla ilgileniyor ama bugüne kadar en kritik adımı atmadı: gerçek anlamda bir arabulucu gibi hareket etmek. Şimdi ise aynı sorunu aşmaya çalıştığı konuşuluyor. Sorun şu: Tarafları bağlayacak 3-4 sayfalık bir metni, masayı devirmeden nasıl ortaya koyacak?
7 Temmuz 2017 sabahının ilk saatlerinde, Crans-Montana’daki son akşam yemeğinde Guterres, Kıbrıs sorununun çözümü için stratejik bir belge sunmaya hazırlanıyordu. Ancak son anda, Rum lider Nikos Anastasiadis ve Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu tarafından durduruldu. Guterres, çözüm için tarihi bir fırsat gördü ve bunu bir çerçeve anlaşmayla güvence altına almak istedi. Üstelik tarafların sınırlarını önceden yoklamıştı. Ama o anda ortam birden değişti — çözüm arayanların masasına yakışmayacak bir atmosfer oluştu. Böylece süreç şaşırtıcı bir şekilde çöktü. Guterres ne olduğunu anlayamadı, deneyimsizlikle süreci tıkandı ilan etti. Herkes aceleyle dağıldı. Boş salonda geriye kalan tek kişi ise Mustafa Akıncı oldu.
Bugün gelinen noktada Kıbrıs yeniden bölünmenin kıyısında. Guterres yıllardır bu dosyayla uğraşıyor ama arabulucu olarak inisiyatif alma konusunda hâlâ çekingen. Şimdi aynı engeli aşmaya çalıştığı söyleniyor: Tarafların önceden onayı olmadan bağlayıcı bir metin nasıl ortaya konur?
Çünkü süreç “Kıbrıslıların sahipliğinde” yürütülüyor. Yani Guterres’in adım atabilmesi için tarafların rızası şart. Ancak BM’nin bu rızayı oluşturmak için kullanabileceği araçlar oldukça sınırlı.
Bu çerçevede, Guterres’in kişisel temsilcisi Maria Angela Holguín sahada temaslarını sürdürüyor. Nikos Hristodulidis ve Tufan Erhürman’la ayrı ayrı, üstelik iki kez görüştü. Sırada Yunanistan ve Türkiye var; ardından Londra ve Brüksel temasları gelecek.
Guterres, tarafların “Crans-Montana’da kalınan yerden görüşmelere başlanabilir” yönündeki açıklamalarını bir fırsat olarak görüyor. Ancak ortada ciddi belirsizlikler var. Hristodulidis, görüşmelerin tam olarak nerede kesildiğini hiçbir zaman netleştirmedi ve takvimsiz müzakereler istiyor. Erhürman ise bu kez de başarısızlık olursa, sorumluluğu olan tarafın bir bedel ödemesi gerektiğini söylüyor.
Bu denklemde Türkiye’nin rolü belirleyici. Hristodulidis’in de ifade ettiği gibi —biraz da paradoksal biçimde— Erdoğan’ın Guterres’e yeni bir gayriresmî beşli konferans için yeşil ışık yaktığı öne sürülüyor. Amaç, çözümün temelini oluşturmak.
Bu çözümün çerçevesi biliniyor: İki bölgeli, iki toplumlu federasyon. Yani tek bir devlet, ama iki kurucu yapı (eyalet), güçlü yerel yönetimler ve tüm Kıbrıs’ın AB içinde yer alması.
Ancak Erdoğan’ın beklentisi net: Süreç sonuç üretmeli. Aksi halde Türkiye, Kıbrıs başlığını gündeminden çıkarmak istiyor.
Dünya savaşlar, krizler ve istikrarsızlıklarla sarsılırken, Guterres BM Güvenlik Konseyi’ne sunduğu raporlarda Kıbrıslıların yıllardır sonuç üretmeden aynı yerde döndüğünü vurguluyor. Ona göre taraflar, anlaşmaya varmamak için sürekli yeni gerekçeler üretiyor. Oysa Crans-Montana’da bir çözümün temel unsurları zaten masadaydı.
O toplantının önemli isimlerinden biri de Hristodulidis’ti. Nitekim kendisi, Financial Times’a verdiği röportajda (11 Kasım 2025) şu ifadeyi kullandı:
“Çok yaklaşmıştık. Kaldığımız yerden başlarsak, anlaşma mümkün.”
Bu sözler, ona aynı zamanda ciddi bir sorumluluk yüklüyor.
Guterres’in taraflara yönelttiği temel sorular aslında oldukça net:
Var olan uzlaşı birikimine bağlı kalınacak mı? (BM tarafından kayda geçirilmiş bu uzlaşıların yeniden tartışılmasına gerek var mı?)
Kendisine, süreci sonuca götürecek bir çerçeve sunma yetkisi verilecek mi?
Stratejik bir anlaşmaya ulaşmak ve ardından referanduma gitmek için bir yol haritası oluşturulacak mı?
Eğer Guterres bu yönde ilerlemeye karar verirse, çok kısa sürede kaybedilen zamanı telafi etmeye çalışacak. Ama bunun bir “sihirli değnekle” olması mümkün değil — hele ki taraflar direnmeye devam ederse.
Son yıllarda Kıbrıs meselesinde bazı önemli başlıkların bilinçli şekilde geri plana atıldığı görülüyor. Örneğin güvenlik konusu —Türkiye’nin tek taraflı müdahale hakkının kaldırılması gibi kritik meseleler— Crans-Montana’da merkezi bir yer tutuyordu. Peki neden bu başlıklar yıllardır rafa kaldırıldı?
Bunun yerine neden, güç paylaşımı gibi konularda kafa karıştırıcı ve temelsiz “alternatif öneriler” gündeme getiriliyor?
Bugün birçok kişi, Rum liderliğinin çözümün sağlayacağı somut faydaları dile getirmemesinden şüphe duyuyor: toprak iadesi, mülklerin geri kazanımı, AB’nin yeniden birleşmeye sağlayacağı finansman…
Bunların yerine, gerçekçi olmayan enerji projeleri ve yeni “koruyucular” (örneğin Netanyahu) üzerinden farklı bir gündem yaratılıyor.
Oysa önemli bir kaldıraç da mevcut: Türkiye’nin AB ile ilişkilerini yeniden yapılandırma isteği. Gümrük Birliği, vize serbestisi, üyelik perspektifi ve savunma iş birliği gibi başlıklar yeniden gündemde.
Kıbrıs, AB’nin Türkiye’ye sunabileceği bu araçlardan ciddi fayda sağlayabilir. Ama bunun nasıl bir stratejiyle kullanılacağı belirsiz. Hristodulidis bu potansiyeli görüyor, ancak bunu çözüm için mi kullanacak yoksa süreci oyalamak için mi, bunu açıkça söylemiyor.
Bugün kamuoyu yeni bir girişimden söz edildiğini duyuyor. Ama kimse heyecanlanmıyor. Çünkü adanın güneyinde, hükümete yakın medya çok kolay şekilde “çözüm dayatılıyor” ya da “Türkiye’ye taviz veriliyor” gibi söylemlerle toplumu yönlendirebiliyor. Bu da sağlıklı bir tartışmanın daha başlamadan bitmesine yol açıyor.
*
MAKALE
Haravgi’den
Kalkınma vitrininin arka yüzü
Konstantinos Zahariu
Kıbrıs çoğu zaman yüksek istihdam, düşük işsizlik ve olumlu ekonomik göstergelerle bir başarı hikâyesi olarak anlatılıyor. Ama bu tabloya biraz daha yakından bakınca, büyümenin onu yaratanlara —yani çalışanlara— adil biçimde yansımadığı, ikiye bölünmüş bir işgücü piyasasıyla karşılaşıyoruz.
Avrupa Komisyonu’nun 2026 Avrupa Dönemi kapsamında hazırladığı Kıbrıs raporu da bunu açıkça ortaya koyuyor. Toplu sözleşmelerin kapsama oranı sadece %32,1. Yani Avrupa’da hedeflenen %80 seviyesinin oldukça altında. Başka bir deyişle, her üç çalışandan ikisi toplu sözleşme güvencesinin dışında kalıyor; işverenin inisiyatifine, düşük ücretlere ve güvencesiz koşullara terk ediliyor. Çoğu zaman da işverenle tek başına pazarlık yapmak zorunda bırakılıyor.
Bu durum kendiliğinden oluşmuş bir tablo değil. Tam tersine, siyasi tercihlerin sonucu. Hükümet ekonomik göstergelerle övünüyor ama işin niteliğine gelince sessiz kalıyor. Kalkınmadan söz ediyor ama binlerce çalışanın neden aldığı maaşla geçinemediğini açıklamıyor. Rekabet gücünden dem vuruluyor, ancak asıl sorun olan emeğin kuralsızlaştırılması ve toplu sözleşmelerin zayıflatılması gündeme getirilmiyor.
Geçici işler, istemeden yapılan yarı zamanlı çalışma ve düşük ücretler basit birer “istatistik sapması” değil. Bunlar özellikle kadınların, gençlerin ve kırılgan grupların gündelik gerçeği. “Esneklik” diye sunulan model, birçok çalışan için güvencesizlik tuzağına dönüşmüş durumda. Çalışandan her an hazır olması, düşük ücrete razı gelmesi, ses çıkarmaması ve gerektiğinde kolayca gözden çıkarılması bekleniyor.
Öte yandan hayat pahalılığı maaşların alım gücünü giderek eritiyor. Toplu sözleşme kapsamı dışında kalanlar ise hayat pahalılığı ödeneğinin (ATA) sağladığı korumadan da yararlanamıyor. Sonuçta yük yine çalışanların ve hane halklarının omuzlarına biniyor; ücretler, artan yaşam maliyetini karşılamaktan uzak kalıyor.
Artık hükümetin ortalamaların arkasına saklanmayı bırakması gerekiyor. Kıbrıs’ın; yeterli ücretlere ilişkin Avrupa Direktifi’ni uygulamaya koymaya, toplu sözleşme kapsamını genişletecek somut bir plana, sektörel anlaşmalara ve ücret artışlarına ihtiyacı var. Aynı zamanda ATA’nın korunması, işveren keyfiliğinin denetlenmesi ve iş yerlerinde gerçek bir güvenliğin sağlanması zorunlu.
Asıl soru şu: Bu büyüme kimin için? Azınlığın kârı için mi, yoksa çoğunluğun hayatı için mi?”
Son Güncelleme: 18 Haziran 2026 - 13:21
https://tr.news.rik.cy/tr/article/2026/6/18/kibris-rum-gazetelerinden-18062016/