Filelefteros gazetesinin ana haberi:
Guteres Müzakerelerin Yeniden Başlamasını İstiyor
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in hedefi, temmuz sonunda Cenevre’de yapılması beklenen 5+1 gayriresmî konferansta Kıbrıs sorununa ilişkin müzakerelerin yeniden başladığını duyurmak.
Bu süreçte Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin kişisel temsilcisi Maria Angela Olgin’in temasları belirleyici olacak. Olgin bu hafta New York’ta Guterres ile görüşecek, gelecek hafta ise Brüksel’de Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Kosta ve muhtemelen Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula fon der Leyen ile bir araya gelecek.
Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis’in Ulusal Konsey’de yaptığı bilgilendirmeye göre, Birleşmiş Milletler tarafında yoğun diplomatik hareketlilik yaşanıyor. Birleşmiş Milletler’in, daha önce hazırlanan Guterres Çerçevesi’ne benzer yeni bir belge hazırlamayı değerlendirdiği, ayrıca müzakerelerin yeniden başlamasının ilan edileceği genişletilmiş bir konferans hedeflediği belirtiliyor.
Habere göre Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ve çalışma arkadaşları, Avrupa Birliği’nin süreçte oynayacağı role özel önem veriyor. Olgin de temaslarında, Avrupa Birliği’nin bir sonraki uluslararası konferansta hazır bulunmasının istendiği mesajını iletti.
Guterres’in Türk tarafına yönelik mesajında ise temsilcisine verdiği görevin Güven Artırıcı Önlemler üzerinde çalışmak değil, uluslararası bir konferansın gerçekleştirilmesi için çalışmak olduğu vurgulandı.
Habere göre Türkiye'nin Avrupa Birliği ile ilişkilerdeki üç önceliği vize uygulamaları, Gümrük Birliği'nin güncellenmesi ile SAFE ve Avrupa Birliği savunma programlarına katılım olarak öne çıkıyor. Lefkoşa ise Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ne yönelik yükümlülüklerini yerine getirmediğini belirterek Gümrük Birliği konusunda güçlü bir pozisyonda bulunuyor.
Kıbrıs sorunu bağlamında Türk tarafının, Kran Montana'ya kadar olan tüm yakınlaşmaların kayda geçirilmesine engel çıkardığı, yalnızca 2017 konferansı öncesindeki yakınlaşmaların kayda geçirilmesini kabul ettiği belirtilirken, Kıbrıs Rum tarafı tüm yakınlaşmaların kayıt altına alınmasını istiyor.
Hükümet Sözcüsü Konstantinos Letimbiotis Birleşmiş Milletler ile yoğun temasların sürdüğünü, hedefin müzakerelerin yeniden başlamasına zemin hazırlayacak gayriresmî genişletilmiş bir toplantının en kısa sürede gerçekleştirilmesi olduğunu söyledi. Letimbiotis, müzakere kazanımlarının korunmasının ve ülkenin yeniden birleşmesinin temel hedef olmaya devam ettiğini vurguladı.
Parti liderleri ise Ulusal Konsey toplantısı sonrasında şu açıklamaları yaptılar:
DİSİ Başkanı Anita Dimitriu, ortaya çıkan yeni fırsatların ciddiyet ve stratejiyle değerlendirilmesi gerektiğini, bunun yapılırken bölgesel ve uluslararası gelişmelerin göz önünde bulundurulmasının önem taşıdığını söyledi.
AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanu, Kıbrıs Rum tarafının müzakere iradesini sürekli ortaya koyması gerektiğini belirterek, hedefin stratejik bir ortak anlayışa ve ardından Kıbrıs sorununda kapsamlı çözüme ulaşmak olduğunu ifade etti.
Elam Başkanı Hristos Hristu, partisinin iki bölgeli, iki toplumlu federasyon çözümüne karşı olduğunu yineleyerek, yeni müzakereler öncesinde Kıbrıs Cumhuriyeti'nin hedef ve ön koşullarının netleştirilmesini istedi.
DİKO Başkanı Nikolas Papadopulos, Cumhurbaşkanı'nın girişimlerini desteklediklerini ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin en kısa sürede genişletilmiş uluslararası bir konferans toplamasını beklediklerini söyledi.
Alma Hareketi Başkanı Odisseas Mihailidis, Antonio Guterres'in görev süresi sona ermeden önce ortaya çıkan fırsat penceresini olumlu değerlendirdiklerini belirtti.
Doğrudan Demokrasi Hareketi temsilcisi Fidias Panayotu ise hareketlerinin henüz Kıbrıs sorununa ilişkin bir pozisyonu bulunmadığını, süreçte daha fazla hareketlilik olması halinde karar vereceklerini açıkladı.
*
Haravgi gazetesinin ana haberi
KIBRIS SORUNUNDA TEMASLAR VE KRİTİK DÖNEM - Ulusal Konsey dün Cumhurbaşkanı tarafından bilgilendirildi - Yakınlaşmaların korunması gereği
Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, yeni Ulusal Konsey’i Kıbrıs sorunundaki son gelişmeleri ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin en kısa sürede gayriresmî genişletilmiş bir toplantı düzenlenmesine yönelik yeni girişimi konusunda bilgilendirdi.
Hedefin, müzakerelerin yeniden başlaması için gerekli zeminin oluşturulması olduğu belirtildi.
Kıbrıs sorunundaki hareketlilik ışığında AKEL Genel Sekreteri Stefanos Stefanu, sürece yaklaşım konusunda net tutumların bulunması gerektiğini vurguladı. Stefanu, aynı zamanda yakınlaşmaların korunmasının ve Guterres Çerçevesi'nin değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kişisel Temsilcisi Maria Angela Olgin, hafta içerisinde New York’ta Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri ile görüşecek.
Olgin, gelecek haftanın başında Brüksel’e gidecek ve ardından temmuz ayının ilk haftasında iki tarafla yeni ve kritik bir istişare turu gerçekleştirmek üzere Kıbrıs’a dönecek.
*
Alithia gazetesinin de ana haberi:
Başlıkların KIBRIS SORUNUNDA KRİTİK TEMASLAR – GUTERRES GİRİŞİMİ
Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, Ulusal Konsey’e Kıbrıs sorununa ilişkin Guterres’in kritik girişimi hakkında bilgi vererek, sürecin anahtarının Ankara’da olduğunu ifade etti.
Hükümet, gayriresmî genişletilmiş konferansın bir amaç olmadığını, yalnızca müzakerelerin yeniden başlaması için bir zemin oluşturması gerektiğini belirtiyor.
Olgin’in Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Guterres ile New York’ta görüşeceği, ardından Brüksel’e gideceği ve daha sonra Kıbrıs’a döneceği; bu süreçte ağırlığın artık Ankara’da yaptığı temaslarda duyduklarına kaydığı ifade ediliyor.
Siyasi partiler, yaşanan hareketliliği genel olarak kabul ederken DİSİ, AKEL ve DİKO, sürecin üzerinde uzlaşılan çerçeve içinde ve esaslı bir müzakere süreci olarak ilerlemesi gerektiğini vurguluyor.
Metinde yer alan “Erhürman noktaları” olarak geçen hususların, Rum tarafının uzun süredir ortaya koyduğu “müzakerenin Kran Montana’dan devam etmesi” yönündeki temel şartları karşıladığı belirtiliyor.
Bununla birlikte, Rum tarafının müzakere edebileceği dördüncü bir noktanın hâlâ “pürüz” olarak kaldığı ifade ediliyor.
*
Politis gazetesinin ana haberi
Emekli maaşlarında hükümetten geri adım - Kapsamlı bir reform için baskı artıyor
İlerletilmekte olan emeklilik reformunun yalnızca Sosyal Sigortalar Fonu’nun reformuyla sınırlı kalmamasını talep eden sosyal tarafların baskısı altında bulunan hükümet, ilgili yasa tasarısının sunulmasını eylül ayına erteliyor.
Çalışma ve Sosyal Sigortalar Bakanı, herhangi bir düzenlemenin Bakanlar Kurulu kararıyla resmileştirilmesinden önce diyalog sürecine daha fazla zaman verilmesinin tercih edildiğini açıkladı.
Bakan, konuyla ilgili açıklamasında, “Yol değiştirdik” ifadesini kullandı.
Masada ayrıca, ihtiyat sandıklarında yapılacak değişiklikler üzerinde de uzlaşmaya varılması ve bu değişikliklerin daha sonraki bir tarihte yürürlüğe girmesi perspektifi de bulunuyor.
Sosyal tarafların kapsamlı bir reform yapılması yönündeki talebi, dün DİSİ Başkanı Anita Dimitriu’dan da siyasi destek gördü.
Anita Dimitriu, SEK yönetimiyle gerçekleştirdiği görüşmenin ardından, ikinci ayağı da kapsayacak bütünlüklü bir reformdan yana tavır koydu.
*
MAKALE
BU ADADA SADECE BİZ YAŞAMIYORUZ
MİHALİS STAVRU
POLİTİS
“Politis” gazetesinin birkaç gün önceki manşeti, bazılarının yaşadığı yanılsamayı bir kez daha gün yüzüne çıkardı. Hâlâ Yunanistan’la birleşmeye gidileceğini ya da Kıbrıs sorununu çözmek için savaşa gidileceğini hayal edenler var. Emin olun ki bunların en azından yarısı askerlik bile yapmamıştır. Bunlar Kıbrıs Cumhuriyeti’ni Kıbrıslı Türklerin katılımı olmadan sonsuza kadar kendi çiftlikleriymiş gibi yönetebileceklerini sanıyorlar, ve anlamıyorlar ki geçen zaman Kıbrıs'ın aleyhine işliyor. Kıbrıslı Türkleri Kıbrıs devletinin kuruluşunda hiçbir rolü olmayan bir dipnotmuş gibi görüyorlar. Çözüm, vatan ve adalet hakkında konuşan ama basit bir gerçeği kabul etmekte zorlanan insanlar bunlar: bu adada yalnız yaşamıyoruz.
“Politis”in analiz ettiği araştırma, Kıbrıs sorununa kapsamlı bir çözümün büyük başlıklarını, yani liderlerin zaman zaman haritalar, garantiler veya anayasal düzenlemeler üzerinde konuşarak ele aldıkları meseleleri konu almıyordu. Tersine çok daha basit ve belki de çok daha önemli bir şeyi kayda geçiriyordu: yurttaşların iki toplumu birbirine yakınlaştırabilecek şeyin ne olduğuna inandıklarını.
Kıbrıslı Rum ve Kıbrıslı Türklerden oluşan çalışma grupları, ayrı ayrı yaptıkları tespitlerin ardından, gerginlikleri azaltabilecek, günlük yaşamı iyileştirebilecek ve müzakerelerin gidişatından bağımsız olarak iki toplum arasındaki güveni güçlendirebilecek pratik önlemlerden oluşan ortak bir listeye ulaştı. En basiti olan Beşparmaklar’daki bayrağın kaldırılması gibi sembolik adımlardan tutun da 1974’e kadar olan dönem de dahil olmak üzere Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren yaşanan olayların okullarda nasıl ele alınması gerektiği gibi daha derin ve zor tartışmalara kadar.
Çünkü esasen Kıbrıs sorununun çözümünün özü budur. Onlarca yıldır meseleyi, sanki imzaları bekleyen teknik bir el kitabıymış gibi tartışıyoruz. Sanki iki lider arasında yapılacak bir anlaşma, yarım yüzyıldır biriken güvensizliği, korkuları ve stereotipleri bir anda ortadan kaldırmaya yetecekmiş gibi.
Η λύση του Κυπριακού δεν θα έρθει μόνο από τα τραπέζια των διαπραγματεύσεων, αλλά θα έρθει, όταν οι δύο κοινότητες αρχίσουν ξανά να βλέπουν η μία την άλλη ως συμπολίτες και όχι ως απειλή. Μέχρι τότε, κάθε φορά που κάποιος εξοργίζεται ακόμη και με την ιδέα να έρθουν πιο κοντά Ελληνοκύπριοι και Τουρκοκύπριοι, απλώς αποδεικνύει πόσο μακριά βρισκόμαστε από τη λύση που δηλώνουμε ότι επιθυμούμε.
Farz edin ki yarın sabah “kusursuz bir anlaşma” imzalandı; birbirine güvenmeyen, birbirini tanımayan, ayrı dünyalarda büyümüş, ayrı okullara gitmiş, ayrı yaşanmışlıkları olan insanlar onu hayata geçirebilir mi? Birbirini hâlâ “öteki” olarak gören insanlar! Birbirini bir barikatın öteki tarafında bulunan soyut bir kavram gibi gören insanlar!
Kıbrıs sorununun çözümü sadece müzakere masasında yazılamaz. Çözüm, iki toplum birbirine yeniden “tehdit” olarak değil de "aynı yurdun insanı" olarak bakmaya başladığında mümkündür.
O zamana kadar, Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türklerin birbirine yakınlaşması fikrine dahi tahammül edemeyenler var olmaya ve istediğimizi söylediğimiz çözümden ne kadar uzak olduğumuzu tekrar tekrar kanıtlamaya devam edecekler.
*
MAKALE
Haravgi gazetesinden
Neofitos Neofitu
“İstedikleri kurumlara saygı değil konuşmamak”
“Mafya Devlet” skandalına ilişkin olarak eski Cumhurbaşkanı ve partinin onursal başkanı Nikos Anastasiadis’in yanı sıra eski bakanlar ve diğer kurum ve kuruluş yetkililerinin de adı geçerken, DİSİ’nin sürekli olarak “kurumlara saygı ve hesap verebilirliğe bağlılık” vurgusu yapması, vatandaşların zekâsını küçümsemek ve şeffaflığı zedelemek olarak değerlendirilebilir. Bana sorarsanız ben DİSİ’nin bu söylemiyle aslında ne kastettiğini, neyi amaçladığını sorgularım. Çünkü güvenilirlik ve itibar üretmeyen kurumlara saygı çağrısı yapmak birbiriyle çelişkili bir durumdur.
DİSİ, her gün kurumların soruşturmayı yürütmesine ve karar vermesine izin verilmesi gerektiğini, “Mafya Devlet” skandalının da bu çerçevede ele alınması gerektiğini savunuyor. Bu yaklaşım, Başsavcı ve Başsavcı Yardımcılığı makamlarına tam güven duyulması gerektiği anlamına geliyor: kamuoyuna yansıyan tüm bilgilere rağmen, davanın nasıl ilerleyeceğine, kovuşturma açılıp açılmayacağına veya kamu yararı gerekçesiyle bu davanın durdurulup durdurulmayacağına onların karar vermesi gerektiğini savunuyor.
Bu, Başsavcılık makamını temsil eden kişilerin tamamen objektif hareket edebileceği yönünde bir güveni ifade ediyor.
Ancak DİSİ liderliği, Başsavcı ve Başsavcı Yardımcısı makamlarının tarafsızlık ve bağımsızlık açısından ciddi bir sorun taşıdığını göz ardı ediyor. Çünkü Başsavcı Yorgos Savvidis ve Başsavcı Yardımcısı Savvas Angelidis Nikos Anastasiadis hükümetinde bakan olarak görev yapmış ve daha sonra yine Anastasiadis tarafından Başsavcılık yönetimine atanmış kişilerdir.
Eğer DİSİ liderliği bunun ciddi bir tarafsızlık sorunu doğurduğunu anlamıyorsa ya bu gerçeği görmezden geliyordur ya da Anastasiadis’e karşı olası suçlamalarda nihai kararın bu kişiler tarafından verilmesini bilinçli olarak tercih ediyordur.
Açıkçası AKEL’in yanı sıra diğer partiler, hukukçular, siyasi analistler ve toplumun büyük bir kesimi bu yaklaşıma katılmıyor. Bu tutumun vatandaşların zekâsını küçümsediği ve temel bir ilkeyi göz ardı ettiği ifade ediliyor: “Sezar’ın eşinin yalnızca dürüst olması yetmez, dürüst görünmesi de gerekir.”
Dolayısıyla mesele kurumlara saygı duyup duymamak değildir—AKEL de geçmişte birileri kurumları zayıflatmaya çalıştığında hukuku ve kurumları savunmuştur. Asıl mesele, güvenilir ve tarafsız bir soruşturmanın nasıl sağlanacağıdır.
Bunun yolları vardır; yeter ki niyet siyasi irade ve gerçek temizlik olsun. Ama bana sorarsanız, bu unsurlar ne yazık ki DİSİ’de bulunmamaktadır.
*
MAKALE
Küçük bir yürüyüş macerası
Marios Dimitriu
Filelefteros
Arabam yine tamirciye kaldı ve ben sabahın erken saatlerinde, evimden spor salonuna kadar olan iki kilometrelik yolu yürümek zorunda kaldım.
Ve gördüm ki yürümek de tıpkı yazmak gibi yalnız bir süreçmiş. Hatta aynı derecede yaratıcı, diyebilirim. Keşke yürürken yazabilsem. Daha üretken düşünceler gelirdi diye tahmin ediyorum; çünkü yürürken etrafındaki gerçek hayatı görür ve duyarsın, bilgisayarın sanal dünyasını değil.
Şehirde bu kadar erken saatlerde yürüyen başka kimseyi görmedim; sadece köpeklerini gezdirip tuvalete çıkaranlar vardı. Geri kalanlar ise araç sürücüleri ya da yolculardı — kısa bir bakışta kaybolan, tekerleklerin, metal ve motorların arasına bir yerde “paketlenmiş” silik figürler. Anlıyorum ki yayanın bakışı, araç içindekinden farklı — daha… yere basan, daha sabit, daha gerçekçi, daha güvenilir. Detayları ve ton farklarını yakalar; sürücünün gözünden kaçan şeyleri görür.
Şehirde birkaç kilometre yürümek, spor salonundaki koşu bandında yürümekle aynı şey değil; orada önünde yalnızca televizyon ekranları var. Şehrin sokaklarında yürürken insanları net ve yavaş görürsün; sana doğru ya da senden uzaklaşırken, adımlarının ritmiyle hareket ederler. Onları direksiyon başındayken yaptığın gibi alelacele ve kayıtsızca geçip gitmezsin.
İki saat kadar sonra spor salonundan dönerken, büyük bulvarın ve ara sokakların kaldırımlarında adımlarım, Asya ve Orta Doğu ülkelerinden gelmiş olan yabancı gençlerle kesişti. Onların yürümekten başka hiçbir şeyleri yok diye düşündüm; bir geleceğe doğru yön bulmak için sadece ayaklarına sahipler. Yürüyorlar ya da ağaçların gölgesindeki alçak duvarların üstüne, otobüs duraklarına, yan yana tüneyip durmaksızın telefonda konuşuyorlar; ama aynı zamanda etraflarını da yoğun biçimde izliyorlar — kimsenin onları fark etmediği ama onların her şeyi dikkatle izlediği o tuhaf “görünmez tanık” hâlinde.
O an, yalnızca kendine sahip olmanın ne demek olduğunu hissettim; her sabah kendini yüklenip, gün ilerledikçe onu ileriye taşımanın… Tavsiyem, sevgili okuyucu, zaman zaman böyle bir “yürüyüşlü temas” yaşaman zihnindeki bulanıklığı temizler. Ve sana net bir şekilde şunu gösterir ki otomobilinin ve tüm maddi varlığının koruyucu zırhı olmadan, bu dünyanın daha az ayrıcalıklı insanlarından, yabancılarından ve oyunu baştan kaybetmiş gibi görünenlerden çok da farklı değilsin.
Son Güncelleme: 23 Haziran 2026 - 16:33
https://tr.news.rik.cy/tr/article/2026/6/23/kibris-rum-gazetelerinden-23062026/