FİLELEFTEROS GAZETESİNİN ANA HABERİ:
Sandi soruşturması için yurt dışından destek - FBI ekibiyle ilk toplantı yapıldı
Sandi soruşturması kapsamında delil toplamak amacıyla polis, Yunanistan, Fransa ve Almanya’ya başvuruyor. Soruşturmayı yürüten ekipler, kamuoyuna yansıyan iddiaların doğrulanması için bu üç ülkeden adli yardım talep edecek.
Dün, soruşturma ekipleri ile FBI’dan gelen heyet arasında ilk toplantı gerçekleştirildi. ABD’den iki ajan adaya gelirken, ekibe Lefkoşa’daki Amerikan Büyükelçiliği’nde görevli yetkililer de eşlik etti.
Mevcut veriler üzerinden kısa sürede bazı ilk bulguların ortaya çıkması bekleniyor. Uzman ekipler, eldeki bilgiler ışığında Sandi’nin profilini oluşturmayı ve soruşturmaya ilişkin genel değerlendirmelerini netleştirmeyi hedefliyor.
*
POLİTİS GAZETESİNİN ANA HABERİ:
Su kesintilerinden kurtuluyoruz – Yağışlar ve arıtma tesisleri sonrası su dağıtımı yeniden düzenleniyor
Yağışların beklentilerin üzerinde gerçekleşmesi ve yeni tuzdan arındırma tesislerinin devreye girmesiyle su dağıtım planı yeniden gözden geçirildi. Yeni önceliklendirme sistemi önümüzdeki günlerde Bakanlar Kurulu’nun onayına sunulacak.
Yeni düzenlemeye göre içme ve kullanım suyu öncelikli hale geliyor. Bu kapsamda Su Geliştirme Dairesi tarafından belediyelere ve yerel idarelere uygulanan yüzde 10’luk kesinti kaldırılıyor. Ayrıca bu kurumlara verilen su miktarında yüzde 5 ile yüzde 16 arasında artış sağlanarak yaz dönemi için daha güvenli bir su arzı hedefleniyor.
Buna karşılık tarım sektörü olumsuz etkilendi. Mağusa ve Baf bölgelerinde açık tarım alanlarına yönelik su temini yüzde 0 seviyesinde kalmaya devam ediyor.
Tarım örgütleri bu planı reddederek değişikliklerin son anda yapılmasını talep ediyorlar.
*
Haravgi gazetesinin ana haberi:
Yakıt krizi turizmi baskı altında bırakıyor – Artan maliyetler bilet fiyatlarına yansıyor, Turizm performansı düşecek gibi görünüyor
Turizm sektörünün üzerinde belirsizlik bulutları yoğunlaşıyor. İran’daki savaşın etkisiyle hava yakıtı fiyatlarının yükselmesi, yaz sezonu öncesinde endişeleri artırmış durumda.
Artan maliyetlerin doğrudan uçak biletlerine yansıması bekleniyor. Bu durumun, Kıbrıs’a ve Kıbrıs’tan yapılan seyahatleri daha pahalı hale getirerek turist akışını olumsuz etkileyeceği değerlendiriliyor.
Avrupa Birliği’nin yeni verilerine göre ekonomik güven endeksi son 3,5 yılın en düşük seviyesine geriledi. Bu düşüşte en büyük etkenin İran’daki savaş olduğu, özellikle hizmet sektörünün bundan ağır şekilde etkilendiği belirtiliyor.
Aynı dönemde enflasyonun yükseliş eğilimini sürdürdüğü, kredi alanında ise sınırlı bir dayanıklılık gözlendiği ifade ediliyor.
*
ALİTHİA GAZETESİNİN ANA HABERİ:
Çiftçiden Hristodulidis’e ültimatom – 48 saatlik süre verdiler
Kıbrıslı hayvancılar, hükümete 48 saatlik bir süre tanıyarak taleplerine yanıt beklediklerini açıkladı. Süre içinde kabul edilmemesi halinde yeni adımlar atılacağı mesajı verildi.
Çiftçilerin temsilcisi, taleplerinin sabit olduğunu belirterek özellikle hayvanların itlafının durdurulmasını, zararların tazmin edilmesini ve işletmelerin yeniden faaliyete geçmesini istediklerini söyledi.
Hayvancılar Birliği Başkanı Hristodulos Hristodulu “Hayvanlarımız hasta değil, bağışıklıkları var” ifadelerini kullandı.
Kıbrıs Veteriner Hekimler Birliği Başkanı ise bu iddiaya katılmadı ve bilimsel olarak böyle bir durumun kanıtlanamayacağını belirtti. Bağışıklık oluşabilmesi için virüsün önce organizmayı enfekte etmesi gerektiğini vurguladı.
Öte yandan Athienou bölgesinde toplam 2.500 koyun ve keçi kapasitesine sahip üç çiftlikte daha virüs tespit edildiği doğrulandı.
*
Kıbrıs Rum gazetelerinin diğer öne çıkan haberlerinden bazı seçmeler…
“Enerji planlarımız devam ediyor – ilgi var” | Hristodulidis’ten enerji ve Bayraktar açıklamaları
Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Hristodulidis, enerji planlamalarının uluslararası hukuk temelinde kesintisiz şekilde devam ettiğini söyledi. Aynı zamanda Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde yeni parseller için şirketlerden ilgi olduğunu belirtti.
Hristodulidis, Çarşamba günü öğleden sonra gazetecilere yaptığı açıklamada, Türk Enerji Bakanı’nın Kıbrıs açıklarındaki araştırmalarla ilgili ifadelerinin nedenine dair yorum yapamayacağını ifade etti.
Kıbrıs’ın enerji stratejisinin Chevron, ENI ve Total şirketleriyle birlikte aktif şekilde sürdüğünü vurgulayan Cumhurbaşkanı, yakın zamanda kamuoyuna yeni açıklamalar yapılmasını umduğunu söyledi.
Ayrıca daha önce yıllardır bekleyen Lübnan ile deniz yetki alanı anlaşmasının tamamlandığını hatırlatarak, enerji planlamalarının uluslararası hukuk çerçevesinde ilerlediğini yineledi.
Bölgedeki gelişmeler nedeniyle enerji alanına olan ilginin arttığını belirten Hristodulidis, özellikle Ukrayna savaşı ve son dönemde Orta Doğu’daki gerilimlerin Avrupa’nın enerji güvenliğini etkilediğini söyledi.
Doğu Akdeniz’in bu nedenle Avrupa için alternatif bir enerji koridoru olma potansiyelinin daha da önem kazandığını ifade etti.
Yeni lisans turu olup olmayacağı sorusuna ise “biraz sabretmek gerekir” yanıtını vererek, görüşmelerin sürdüğünü ve gerekli adımların buna göre atılacağını belirtti.
*
“İtlaf mı, koruma mı?” – Şap hastalığı krizinde nadir ırklar için ikilem
Kıbrıs Veteriner Hekimler Birliği Başkanı Dimitris Epaminondas, AB’nin şap hastalığıyla mücadelede izlediği stratejinin “eradikasyon”, yani hastalığın tamamen ortadan kaldırılması olduğunu ve bunun da hayvanların itlafını zorunlu kıldığını söyledi. Radyoda yaptığı açıklamada bunun Avrupa mevzuatı olduğunu belirterek, ülkelerin bu kuralları uygulamak zorunda olduğunu ifade etti. Hayvan itlafının kimse için hoş bir durum olmadığını da vurguladı.
Epameinondas ayrıca karantina uygulamasının sürdüğünü, ancak nadir yerli ırklar konusunda AB mevzuatının yetkili makamlara muafiyet tanıyabildiğini söyledi. Bu kapsamda, söz konusu ırklarda itlaf mı yoksa koruma mı uygulanacağına karar verileceğini belirtti.
Bu arada, Lefkoşa ve Larnaka’daki enfekte bölgelerde tüm çiftliklerde yoğun numune alma çalışmaları devam ediyor. Bu nedenle vaka sayılarında artış görülürken, bazı çiftliklerde ise negatif sonuçlar da tespit ediliyor.
Son verilere göre toplam 108 çiftlikte enfeksiyon doğrulandı: 13 sığır çiftliği, 92 küçükbaş çiftlik ve 3 domuz çiftliği. İtlaf işlemleri hem Lefkoşa hem Larnaka’da sürüyor.
Aşılama oranı sığırlarda %81’e, küçükbaşta %64’e ulaştı. Domuz çiftliklerinde ise karantina bölgesindeki tüm tesislere en az bir doz aşı uygulanırken, bazılarına ikinci doz da yapıldı.
Larnaka’daki yerli türler (kırmızı inekler ve “yağlı kuyruklu” koyunları) için ise kararın, safkanlık ve risk değerlendirmesine göre ilgili kurumlarla birlikte verileceği belirtildi. AB’nin 24 Nisan 2026 kararında ise yeni kısıtlama olmadığı, mevcut önlemlerin 15/06/2026’ya kadar uzatıldığı ifade edildi.
*
Politis'ten:
BirdLife Cyprus’tan kurşun uyarısı – Kıbrıs kritik oylama öncesinde
BirdLife Cyprus, yaptığı açıklamada kurşun kullanımına karşı “net, güçlü ve acil bir yasak” çağrısında bulundu. Örgüt, önlemlerin gecikmesinin veya zayıflatılmasının insan sağlığı ve biyolojik çeşitlilik üzerinde ciddi sonuçlar doğuracağı uyarısında bulundu.
Kıbrıs, 29 Nisan’da yapılacak REACH Komitesi toplantısı öncesinde sürecin merkezinde yer alıyor. Avrupa Birliği üye ülkeleri, av tüfeklerinde ve balıkçılık kurşunlarında kurşun kullanımının sınırlandırılmasına ilişkin karar verecek.
BirdLife Cyprus, Avrupa genelinde çevre ve sağlık açısından “zayıflatılmış bir düzenleme değil, güçlü ve acil yasak” gerektiğini vurguladı.
Açıklamada, Kıbrıs’ta Şubat 2023’ten bu yana sulak alanların yakınında kurşun saçma kullanımının yasak olmasına rağmen uygulamanın yeterli düzeyde olmadığı belirtildi.
Bu durumun hem daha sıkı denetim ihtiyacını hem de Avrupa çapında istisnasız güçlü bir politika gerekliliğini ortaya koyduğu ifade edildi.
AB düzeyinde konu REACH düzenlemesi kapsamında değerlendiriliyor. Avrupa Kimyasallar Ajansı, tüm mühimmat ve balıkçılık ağırlıklarında kurşunun tamamen sınırlandırılmasını önermişti.
Ancak mevcut Avrupa Komisyonu teklifinin zayıflatıldığı, kurşun mermilerin kapsam dışı bırakıldığı ve bazı ülkelerin geçiş sürelerinin uzatılmasını istediği aktarıldı.
BirdLife Cyprus, bu gelişmelerin bilimsel verilerle ve kamuoyu talebiyle çeliştiğini belirtti. Avrupa’da 60 binden fazla kişinin #BanLeadNow kampanyasına imza attığı ve kamuoyunun büyük bölümünün sıkı kısıtlamaları desteklediği ifade edildi.
Kurşunun son derece zehirli bir metal olduğu, güvenli bir maruz kalma sınırının bulunmadığı vurgulandı. Avcılıkta kullanımının her yıl çevreye binlerce ton kurşun yaydığı ve bunun besin zincirine karıştığı belirtildi.
Ayrıca her yıl Avrupa’da bir milyondan fazla kuşun kurşun zehirlenmesi nedeniyle öldüğü ifade edildi.
Bilimsel tahminlere göre güçlü bir kısıtlama, yılda 27 bin ton kurşunun çevreye salınmasını önleyebilir, yaklaşık bir milyon çocuğun maruziyetini azaltabilir ve 135 milyona kadar kuşu koruyabilir.
BirdLife Cyprus, artık gecikmeye yer olmadığını vurgulayarak Kıbrıs hükümetine ve ilgili bakanlığa bilim temelli, güçlü bir yasak için destek çağrısı yaptı ve Brüksel’e “sağlık ve doğa daha fazla bekleyemez” mesajını iletti.
*
MAKALE
Kıbrıs: Baştan itibaren yalan bir siyaset aracıdır
Yalan, kısa vadede bir istikrar aracı olarak işlev görebilir. Ancak uzun vadede demokrasinin temellerini aşındırır. Çünkü demokrasi yalnızca kurumlara dayanmaz. Öncelikle güvene dayanır. Ve güven, sistematik aldatmayla bir arada var olamaz.
Nikos Mesaris yazıyor:
Her dönemde yalan yalnızca bir ahlaki sapma olmamıştır. Aynı zamanda bir araç olmuştur. Sadece gerçeği gizlemek için değil, aynı zamanda mevcut iktidara hizmet edecek “gerçeklik” üretmek için kullanılmıştır. Günümüz siyasal yaşamında ve özellikle Kıbrıs gibi küçük toplumlarda yalan her zaman açık bir karşıtlık şeklinde ortaya çıkmaz. Daha sık olarak yarım gerçek, seçici sessizlik ya da “bilgi yönetimi” şeklinde görünür.
Kıbrıs, küçüklüğü ve tarihsel travmaları nedeniyle bu tür siyasi pratiklere özellikle açıktır. Toplumsal ilişkiler yoğundur, siyasi çatışmalar kişiseldir ve bilgi çoğu zaman güçlü çıkarlar tarafından yönlendirilir. Bu ortamda yalanın herkes için ikna edici olması gerekmez; yeterince kişi için işlevsel olması yeterlidir.
Ancak daha derin bir boyut da vardır. Siyasette yalan yalnızca aldatmak için değil, aynı zamanda yatıştırmak için de kullanılır. “Her şey kontrol altında” algısını yaratmak için. Zor gerçekler ise çoğu zaman tehlikeli görülür; çünkü huzursuzluk, maliyet ya da iktidar kaybı yaratabilir.
Buna rağmen toplum gerçeği bilir. Her zaman tam olarak değil, ama sezgisel olarak. Söylenenle yaşanan arasındaki uçurum, güvenin sessiz bir şekilde aşınmasına yol açar. Vatandaş resmî anlatının kendi günlük deneyimiyle örtüşmediğini fark ettiğinde hemen tepki vermez; geri çekilir. Ve bu geri çekilme belki de en tehlikeli sonuçtur.
Bu olgunun sürekliliği halk kültüründe bile görülür. Basit bir halk türküsü, mizah ve abartıyla, yalanın kendi ağırlığı altında nasıl çöktüğünü anlatır:
“Çok yalan söyledik, bir de doğru söyleyelim,
bir fareye kırk kabak yükledik.
Kabakların içinde su vardı, suda kurbağalar,
kurbağalar bağırdı, fare korktu
yükü attı, kaçtı ve kayboldu.
Ambarlara saklandı, annesi ona sordu:
‘Neredeydin fare çocuk, neredeydin Zafiri?’
‘Şehre gidiyorum silah almaya, Frangiya’ya elbise almaya.’”
Görüntü neredeyse eğlencelidir, ama aslında derin bir politik anlam taşır. Yalan büyür, giderek daha inandırılamaz hale gelir ve sonunda kendi ağırlığını taşıyamaz. Fare—belki sıradan insanı ya da sistemi taşıyan unsuru simgeler—yükü bırakır. Yapı, ortaya çıktığı için değil, sürdürülemez hale geldiği için çöker.
Kıbrıs gerçekliğinde de benzer örnekler görülmüştür: ekonomik krizlerden yolsuzluk iddialarına, yerine getirilmeyen siyasi vaatlere kadar. Çoğu durumda ilk tepki inkâr, küçümseme veya sorumluluğu erteleme olmuştur. Gerçek zamanında söylenmemiştir ve ortaya çıktığında maliyet çok daha yüksek olmuştur.
Burada temel sorun ortaya çıkar. Yalan kısa vadede bir istikrar aracı gibi çalışabilir. Ancak uzun vadede demokrasinin temellerini aşındırır. Çünkü demokrasi yalnızca kurumlara değil, güvene dayanır. Ve güven, sistematik aldatmayla birlikte yaşayamaz.
Dolayısıyla mesele yalanın siyasette olup olmadığı değildir—vardır ve olacaktır. Asıl mesele bir toplumun buna ne kadar tahammül ettiği, yani sessizliğin ne zaman ortaklığa dönüştüğüdür. Ve en önemlisi, vatandaşın ne zaman anlatılara değil, kanıta, şeffaflığa ve hesap verebilirliğe ihtiyaç duyduğunu talep ettiğidir.
Sorumluluk yalnızca siyasi liderlere ait değildir. Topluma da aittir. Yalan hoşgörüyle, hatta dolaylı olarak ödüllendirildiği sürece yeniden üretilecektir. Buna karşılık, gerçeğe yönelik kolektif talep güçlendiğinde oyunun kuralları değişir.
Kıbrıs kurumlardan yoksun değildir. Ancak çoğu zaman bunların tutarlı uygulanmasından yoksundur. Şeffaflık bir slogan değil, bir uygulamadır. Ve gerçeklik bir lüks değil, demokrasinin çatlaklar olmadan çalışmasının ön koşuludur.
Belki de en zor olan şey yalanı ortaya çıkarmak değil, gerçeği kabul etmektir. Çünkü gerçek maliyetlidir. Sorumluluk, olgunluk ve çoğu zaman yerleşik düşüncelerle çatışmayı gerektirir. Ancak bunlar olmadan yapı ne kadar etkileyici görünse de kırılgan kalır.
Ve o zaman, tıpkı türküdeki gibi, bir an yeterlidir: fare ürker ve yük çöker. Geriye sadece zarar değil, zamanında sorulmamış bir soru kalır: neden gerçek daha önce söylenmedi?
Son Güncelleme: 30 Nisan 2026 - 15:00
https://tr.news.rik.cy/tr/article/2026/4/30/basin-ozetleri-30062026/