Gazeteci Alekos Konstandinidis’in 10 Ocak tarihli Alitia’da yayınlanan “Çözümsüzlük İşlevsel bir çözüm…” başlıklı yazısı…
Siyasilerimiz ve makale yazarları adayı birleştirme hedefli federal bir çözümün işlevsel olup olmayacağı konusunda kafa yoruyorlar. İşlevsel kavramı her gün tekrarlanıyor ve herkes çözümün işlevsel olmayacağına yani işlemeyeceğine dair korkularını dile getiriyor. Çoğu –açık açık söylemeden- çözüme karşı, çözüm ise bir tane, BM kararlarında yazılı olan çözüm. Ama öyle görünüyor ki bugünkü durumun yani 45 yıldır devam eden statükonun kalıcılaşmasından korkan yok. Herkes çözüm olasılığına, çözümün işlevsel olup olmayacağına dair -belki de çözümsüzlüğün işlevsel olduğunu bir veri olarak kabul ettiği için- kaygılar taşıyor. Ve belki de bunda haklılar. Zira çözümsüzlüğün hem işlevsel hem de yaşayabilir olduğu kanıtlandı. Çözümsüzlük burada ve onlarca yıldır tıkır tıkır işliyor. Cumhurbaşkanlığı seçimleri, milletvekilliği seçimleri, belediye seçimleri normal biçimde yapılmaya devam ediyor ve çözümsüzlük şu ana kadar seçimlerin yapılmasını engellemiş değil. Cesaret edip söylüyorum: Çözümsüzlük demokrasinin işleyişine bugüne kadar önemli en ufak bir sorun yaratmamıştır. Zaman zaman ortaya çıkan sorunlar, mesela Ulusal Sağlık Sistemi YESİ gibi sorunlar, çözümsüzlüğe bağlı olan sorunlar değil. Ve her gün çözümün işlevsel olmayacağından ya da en azından mevcut durum kadar işlevsel olmayacağından korkan onca kişi, Latince adıyla adını anmaya alıştığımız, stratus quo durumunun işlevselliğinden belli ki hiç mi hiç kaygı duymuyor. Halbuki gerçek adı status quo değil. Gerçek adı Rumcada bölünme Türkçede ise taksimdir. İşlevsel bir bölünme ve işlevsel bir taksim.
Katerina İliadi, 8 Ocak, Politis gazetesi
Bundan dört yıl önce, 2014 Aralık ayında, Aleksis Tsipras’ın söylediklerinin arasında şunlar da vardı. “Önemli olan davulu kimin çaldığıdır. Biz zurnayı çalacağız, onlarsa oynayacaklar. Girit’te bulunduğumuz için de biz kemençe çalacağız, piyasalarsa pendozali denilen halk oyunumuzu oynayacaklar. Piyasaların rolünü biliyoruz elbette, ama politika ve ihtiyaçlar piyasalardan daha önemlidir”.
Bugün davulun kimin çaldığını da, kimin ölüm dansı yaptığını da hepimiz çok iyi biliyoruz.
Aleksis Tsipras Yunanistan’ın dini yeminle değil sivil yeminle ant içen ilk başbakanıdır. Çünkü Aleksis Tsipras ateisttir. Ama geçen sene denizden haç çıkarma töreninde, evliliğe fikren karşı olduğundan dolayı hayat arkadaşıyla evlenmemiş, iki çocuk sahibi Yunan Başbakanını, İsa’nın vaftiz töreni ilahisi okunurken, elindeki beyaz güvercini semalara serbest bıraktığını da gördük. Ve bu figürün sahibi Avrupa’yı değiştireceği sözü veren Tsipras’la aynı adamdı.
Bu noktada, Tsipras’ın yoldaşı Dimitris Hristofyas’a da gönderme yapıyoruz bu arada. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilk ve tek solcu, komünist Cumhurbaşkanına. Cumhurbaşkanlığı görevi sırasında siyasi açıdan diz çökmek üzere olduğu dönemlerde,/ TV haberlerinde kilisede yapılan Pazar ayinlerinde,/ Hristofyas’ın da, “Ortodoksluğa İnanç’ın sembolü okunurken dudaklarını oynattığına sıkça tanık olduk.
2004’te, o dönem DİSİ Başkanı olan Nikos Anastasiadis’i Tarih sık sık ziyaret ediyordu. Anastasiadis o zamanlarda şöyle diyordu: “Şu an gerçeğin zamanıdır. Şu anda tarih kapımızı çalıyor. Ben onu görmezlikten gelmeyeceğim. Bu yüzden hepinizden ricam gelin bu fırsatı kolektif bir seçeneğe dönüştürelim. Gelin bu referandumda “evet” deyip Kıbrıs’a yeniden birleşme yolunu açalım. Gelin bu cesareti gösterelim. Ülkeye karşı olan tarihi sorumluluğumuzu üstlenelim. Gelecek kuşaklara karşı olan sorumluluğumuzu… Ve Anastasiadis şöyle deva ediyordu: …Bu kritik anda, sırf beğenilmek için, eğer popüler akıma kapılsaydım kendimi değersiz hissederdim. Ve aynı zamanda da önerilen çözümü reddetmenin yol açacağı sonuçların müsebbiplerinden olurdum.” Bunlar Anastasiadis’in 2004 yılında söyledikleriydi.
Anastasiadis Cumhurbaşkanı olur olmaz, Tarih, kapısını çalmaz oldu nedense. Ofisinin kapısını artık kodamanlar ve dev şirketler çalıyordu. Ama gerçeğin zamanı her gündür. Mesela bu sabah saat sekizde Cumhurbaşkanlığında Genel Sağlık Planı YESİ hakkında yapılan toplantı da gerçeğin zamanı. Cumhurbaşkanının ne zaman takla atacağı konusunda ilk bahisler oynandı bile. Yazın, eğitim sorunları konusu, üç ayını almıştı. Bakalım bu sefer ne kadar zaman alacak?
Alithia gazetesi, Pambos Haralambus, Statükonun Rehinleri,
Geçen Pazar günü, Filelefteros gazetesinin yayın sorumlusu Aristos Mihailidis “Mustafa Akıncı’nın yeni yıl mesajı müthişti” diye yazıyordu makalesinde. Mustafa Akıncı’nın “Kıbrıslı Türklerin statükonun rehinleri olduğunu, tanınmayı beklememeleri gerektiğini ve kendisinin, cumhurbaşkanı olarak Azerbaycan’a veya Kazakistan’a bile gidemediğini, Kıbrıs Türk takımlarının Türkiye takımlarıyla bile müsabaka yapamadıklarını” dile getiren sözlerine ilişkin olarak Aristos Mihailidis “Mesaj, tutarsız taraflarına rağmen, Kıbrıslı Türklere yönelik pek çok gerçeği dile getiriyordu» değerlendirmesi yaptı. Aristos Mihailidis Mustafa Akıncı’nın mesajının neden tutarsızlıkları olduğunu devamla şöyle açıkladı: “Zira Mustafa Akıncı, bütün bunlara rağmen, bizi siyasi eşitlikle tehdit etmeye devam ediyor. Diyor ki, “federal çözümün, olmazsa olmaz maddesi olan siyasi eşitliği içermeyen bir çözüm söz konusu bile olamaz”. Ben sana ne diyeyim ki!? Kal olduğun yerde, Ankara’nın oyununu oynamaya devam et ve Azerbaycan’a bile gedeme… Kal orda da sonsuza dek Ankara’ya haraç ödemeye devam et, Türk mafyası gelirlerine el koysun… Bir tek Kıbrıslı Türk bile kalmasın… Yerleşimcilerin Cumhurbaşkanı ol…” ve liste bu şekilde uzayıp gidiyordu. Bütün bunları da intikam duygusuyla yazmamışmış Aristos Mihailidis. Öyle diyor Filelefteros gazetesinin yayın sorumlusu. Kıbrıslı Türklerin gerçekten statükoya rehin olduklarını, fakat liderlerinin her şeyi Kıbrıslı Rumlara ve güya siyasi eşitliğe yüklemelerinin mantıksız olmadığını anlatmak için yazmışmış.
Evet, eğer siyasi eşitlik ya da başka bir nedenden olsun Kıbrıs sorununa çözüm bulunamazsa o zaman Kıbrıslı Türkler, Filelefteros’un yayın sorumlusunun sözünü ettiği şeylere uğrama ve statükoya rehin kalmaya devam etme riskiyle karşı karşıyalar. Ama Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ortak kuruluş antlaşması temelinde hak ettikleri siyasi eşitlik, bütün bunların Kıbrıs sorunu yaratılırken olduğu gibi, Kıbrıslı Türklerin başına bu sefer de bizim yüzümüzden gelmeyeceklerinin tek garantisidir. O zaman da Kıbrıslı Türkler statükoya rehindiler ve artık ona dönmek istemiyorlar. Biz o zaman statükonun rehini değildik ama bugün Kıbrıslı Türklerle birlikte biz de rehiniz. Rus gazeteci Andrei Yaşlavski, Moskovski Komsomolets gazetesinde “Kıbrıslılar Yeşil Hattın iki tarafında barış içinde yaşadıkları illüzyonuyla yaşıyorlar” diye yazmıştı. Ve ondan 5 yıl öncesinde adaya yaptığı bir ziyaretiyle kıyaslayarak şöyle eklemişti: Yaşam düzeyi farkı şimdi Kıbrıslı Türklerin lehine ciddi biçimde azaldı. Yaşlavski eğer Kıbrıslı Türklerin 64-74 arasındaki durumunu bugünkü durumlarıyla kıyaslayacak olsaydı ne derdi acaba?
Haravgi gazetesi, Neofitos Neofitu’nun bu konudaki yazısının başlığı, 12 yaşındaki masum bir ruhu, manastıra kapatarak “öldürdüler”…
Manastıra gönderilen 12 yaşındaki kız çocuğunun hikâyesi ülkemizde, dini yaymaya çalışma ve din propagandası yapma faaliyetlerinin varolması yanısıra devlet makamlarında insan haklarının, hele hele reşit olmayan çocukların haklarının korunmasına yönelik bir açık ve sorun olduğunun da göstergesidir.
12 yaşındaki bir kız çocuğunun ailesi, yasal olduğu su götürür koşullar altında, kızlarının vesayetini bir rahibeye devretti. Bu izlenmesi gereken yasal işlemler yerine getirilmeden yapılan bir davranış olduğu için yasadışıdır. Söz konusu rahibe, bir ebeveyn gibi davranıp 12 yaşındaki bir çocuğa toplum içinde kişiliğini geliştirmesi için gerekli koşulları yaratacağına, çocuğu Selanik’teki bir manastıra, daha sonra da, nerde olduğunun tespit edilememesi için Almanya’ya götürdü. Eğer bu, dini yayma faaliyeti değilse nedir?
Devletin ve ilgili kurumların, bu olaydaki sorumlulukları son derece büyük. Okul idaresi ve eğitim hizmetleri, çocuğun okula gelmemeye başlaması üzerine ne yaptı? Ailenin ve çocuklarının koruması altında bulunan Sosyal Hizmetler Dairesi ne yaptı?
Hâlâ ortada olmayan ve ailesiyle hâlâ hiçbir bağı olmayan çocuğun haklarının çiğnendiği aşikârdır. Ortada işlenmiş bir suç var. Zira ailenin ebeveynlik hakları verilmez, belli koşullar ve önkoşullar altında mahkeme vasıtasıyla devredilebilir.
Sosyal Hizmetler Dairesinin, yaşını ve olgunluk derecesini göz önünde bulundurarak çocuğun çıkarlarını garanti altına almak ve onu korumak bağlamında, yasal ve etik sorumlulukları vardır. Ne yazık ki söz konusu durumda tam bir ilgisizlik ve görevini yerine getirmemezlik durumu mevcuttur. Velhasıl söz konusu olan çok ciddi bir olaydır. Devletin, 12 yaşındaki çocuğun haklarını garanti altına almak ve ruhunu kurtarmak için onu manastıra kapatmak yerine okula dönmesini, yerel topluma yeniden entegre olmasını ve arkadaşları ve ailesiyle çocukluğunu yaşamasını sağlamak için hiç beklemeksizin hemen müdahalesi gerekmektedir…
Politis gazetesi, Miranda Lisandru, İçinde “hayvan”ın daniskası var…
Bazı gündelik şeyler vardır kültürümüze yansıyan. Ne kadar medeni olduğumuzu gösteren. Mesela bir grup insanın (ne denli küçük ya da büyük olduğunu bilemem) hayvanlara karşı olan davranış biçimleri. Bu tür davranışlar, her ne kadar herkese ait olmasa da ne yazık ki tüm toplumun psikolojisini yansıtıyor. İnsan denilmek için saygı göstermemiz gereken bu korumasız varlıklara karşı, toplumca ne denli sorumsuzuz sahi? Gün geçmiyor ki, facebook duvarımdan, yollarda lanetli gibi dolaşan terk edilmiş bir köpeğe ilişkin bir haber geçmesin. Dövülmüş köpekler, aç susuz kalmış, bir deri bir kemik, nerdeyse ölmek üzere çoğu. Birilerinin sokağa attığı masum canlar. Birilerinin Noel hediyesi olarak birilerine verdiği, alanların ise bir süre oynadıktan sonra sokağa attığı canlar. Ya ne yapacaklardı? En kolay çözüm sonlarını umursamadan onları sokağa ve kaderlerine terk etmek.
Çoğu köpeğin sokağa atılmasının bir nedeni daha var. O da, sahiplerinin onlara bir mikroçip taktırma zahmetine girmemesi. Ne kadar eder ki hayvanın kimliği ve sahipleri hakkında bilgi içeren bir mikroçip taktırmak? Hayvan kaybolduğunda ailesini bulması böylelikle zorlaşıyor. Hayvanın kaybolması durumunda sahibi üzüntüsünden saçını başını da yolabilir ama artık genellikle çok geçtir.
İşte böylesine insanlık ve mantık bakımından nasibini almamış bir toplumda bazı aydınlanmış insanlar da vardır ki, her gün sevgiyle bu hayvanları korumaya çalışır. Bizim katı ve acımasız duruşumuzun ve sorumsuzluğumuzun sokağa attığı bu hayvanları korumak için her gün değerli zamanlarını verirler.
Monika’ya, Mihalis’e, Viki’ye ve tanımadığım tüm bu bilinçli insanlara cesaretleri ve hayvanlara karşı olan sevgileri nedeniyle teşekkür ediyoruz. Her gün bu doğrultuda çalıştıkları için. Bıkmadan usanmadan, her gün!
Konuya ilişkin olarak rahatsızlık verici, daha çok şey var tabi. Mesela köpeklerinin pisliğini sokaktan temizlemeyi reddeden köpek sahipleri gibi. Be Allahın kulu, be egoist yaratık, çevreye karşı bu tavrınla içinde hayvanın daniskasının olduğunu gösterirken, sen kalkıp nasıl “hayvanımı seviyorum” diyebilirsin ki?
Son Güncelleme: 05 Şubat 2021 - 13:34
https://tr.news.rik.cy/tr/article/2019/1/15/150119-kr-kose-yazarlarindan/