Pambos Haralambus, Alitia gazetesi, 29.01.19
Her işte bir hayır vardır
Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu işgal altındaki bölgeyi ziyaretinin sonunda herkesin Kıbrıs sorunu konusunda tüm çözümlere açık olduğunu açıkladı. Ama Çavuşoğlu özellikle Mustafa Akıncı’nın her türlü çözüme açık olduğuna ilişkin açıklamasının önemini vurguladı. Türk Dışişleri Bakanı bu konuda haklı. Zira daha düne kadar iki bölgeli iki toplumlu çözümden başka hiçbir çözüme açık değiliz diye direten Mustafa Akıncı’nın ta kendisiydi.
Mevlüt Çavuşoğlu Kran Montana’daki federasyon çabaları başarısızlıkla sonuçlandıktan sonra, gerek Kıbrıs Rum gerekse de Kıbrıs Türk tarafından çeşitli çözüm önerilerinin yapıldığını tekrarladı. Çavuşoğlu “Federasyon çabaları bugüne kadar herhangi bir sonuç getirmedi. Ondan sonra Kıbrıs Rum tarafı da öneriler getirdi biz de. Bir bakıma bunları tartışmaya başladık denebilir ve işte bugüne geldik” dedi. İşte geçen Cumaya kadar,/ Kıbrıs’ı sadece ve sadece federasyon zemini üzerinde birleştirmek için/ Kıbrıs Türk lideri seçildiğini söyleyerek federasyon konusunda ısrar eden Mustafa Akıncı’nın/ çizgisini değiştirmiş olması/ Çavuşoğlu’nu belli ki çok sevindirdi. Mustafa Akıncı Cuma günkü açıklamasına rağmen, dün, farklı seçeneklerin tartışılmasına hazır olduğu halde, kendi seçiminin siyasi eşitliğe dayalı federasyon olduğunu söyleyerek eski tezine dönüş yaptı. Hatta iki devlet veya konfederasyon çözümü görmemesinin nedenlerini de açıkladı.
Her işte bir hayır vardır dersler… Doğrudur. Geçen Cuma günü Akıncı ile Çavuşoğlu tarafından yapılan açıklamalar bizim buradaki çözüm karşıtları ve mevcut statükonun devam etmesi taraftarı olanların, federal çözüme, ansızın tutulmasını sağladı. Ansızın çözümden söz ederken görmezlikten geldiğimiz kelimeleri keşfettik. Çözümün adını hatırladık. Çözüm artık “her ne çözümse” değildi, “ayrıcalıklı çözüm” de değildi, “uzlaşmacı çözüm” de değildi. DİKO Genel Başkanı Nikolas Papadopulos bile iki toplumlu iki bölgeli federasyon çözümüne bağlılık ifade ederek, bulunduğu Londra’dan, tüm diğer Türk çözüm önerilerinin püskürtülmesi çağrısı yaptı. Nikolas Papadopulos “Türkiye uzlaşmak niyetinde değil, tam tersine Türk ve Kıbrıslı Türk yetkililerin ağzından dökülenler, bir an önce bizi taksim, iki devlet çözümü, ya da konfederasyon çözümü tartışmasına çekmek istedikleri konusunda daha da ikna oluyor” dedi.
Gördünüz mü ya,/ bazılarının hâlâ daha ağızlarına alamadıkları/ iki toplumlu iki bölgeli federasyon çözümünden/ daha da kötüsü varmış.
Kostas Venizelos, Filelefteros gazetesi, 28 Ocak 2019
“İki devlet, arkadan vurmalar ve durgunluk politikası”
Yalan, taktikçilik, Bizans entrikaları, özündeyse Kıbrıs sorununda durgunluk… Kullanımdan kalkmak üzere olan işgal rejimi lideri Mustafa Akıncı, geçen Cuma günü görüştüğü Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, ona, Cumhurbaşkanı Anastasiadis’in Çavuşoğlu’na iki devlet çözümünden söz ettiğini söylediğini duyurdu. Akıncı bunu ilk kez mi duyuyordu? Çavuşoğlu aynı şeyi bundan önceki ziyaretlerinde de, Kıbrıs Türk parti başkanlarına da söylemişti. Mustafa Akıncı o zaman bu çözüme itiraz etmiş ve bu da, o zamandan bugüne, izole edilmesine mal olmuştu.
İşin doğrusunu isterseniz 2017’nin Temmuz ayında Kran Montana’da da, geçen Eylül ayında New York’ta da Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis ile Türk Dışişleri Bakanı arasındaki görüşmelerde iki devlet çözümü tartışılmıştı.
Cumhurbaşkanı Anastasiadis’in sık sık iki devlet çözümü olasılığının lafını ettiği doğrudur. Şimdi diyor ki, bu kez de bilinen çerçeve üzerinde bir kez daha ısrar edeceğiz ama ondan sonra ne yapacağımızı ciddi ciddi görmemiz lazım. İki devlet hikâyesi Anastasiadis’in kafasında zaten var. Bu herkes tarafından bilinen bir sır!
Bu tartışmalar hakkında ben şahsen geçmişte de yazdım. Defalarca. Hatta henüz perde arkasında konu konuşulmaya başlamadan önce. Başka gazetelerden meslektaşlarım Dionisiu ve Parashos da öyle.
Dolayısıyla iki devletli konfederasyon senaryosu hakkında tartışılanlar, daha önce de üzerinde tartışılmış olan bir senaryodur. Şimdi neden yeniden gündeme geldi? Tedavülden kaldırılmakta olan işgal rejimi liderinin de mi seçimi olması, yeniden gündeme getiren? Özersay’ın kara kaşı kara gözü için/ kapıyı yüzüne kapatan Ankara’yla ilişkilerini normalleştirmek için, işgal rejimi lideri Mustafa Akıncı’nın seçimi miydi? Çavuşoğlu’nun ona söylediği ama uzun zamandır da bildiği şeyi, Cumhurbaşkanı Anastasiadis’i arkadan vurmak ve tartışmayı özgür bölgelere taşımak mıydı niyeti? Kıbrıslı Rumlar arasında kavgalar başlatmak için miydi?
Akıncı bunu yaparken, aynı zamanda, Ankara’nın daha önce söylediği şeyi, yani Haziran’dan önce müzakerelerin başlayamayacağını tekrarlayarak, bunun Cumhurbaşkanı Anastasiadis’in talebi olduğunu iddia eden Andros Kiprianu’nun ayakları altındaki halıyı çekmekle, müzakerelere ne kadar hazır olduğunu da ortaya koyuyordu.
Şurası açık ki Türk tarafı yerel seçimlerin sonucunu görmek ve sondaj sonuçlarını almak maksadıyla zamanı kemirmeye çalışıyor. Türk tarafının, yeni bir çabayı yeni bir zemin üzerinde gördüğü de açık. Bir konfederasyon çözümü temelinde. Türkiye’nin diyakronik olarak desteklediği çözüm buydu. Zira bu şekilde adanın tümünün kontrolünü eline geçirecek. New York’taki olsun, İstanbul’daki olsun resmi olmayan görüşmeleri tercih eden Sayın Çavuşoğlu bunu kuzeyde de söyledi.
Çavuşoğlu senaryoları ortaya koydu aslında. Çavuşoğlu ”yeniden bir federal çözüm mü olacak? İki devlet çözümü mü, konfederasyon çözümü mü, yoksa başka bir çözüm mü? Bunu netliğe kavuşturmalıyız. Şu anda yaptığımız da budur. Tüm taraflarla resmi olmayan görüşmelerimizin hedefi budur. Sonra da bunun çerçevesini netleştirmeliyiz” dedi.
Cumhurbaşkanı Anastasiadis, “Türk tarafının veto hakkına dair görüşü veya eşit temsiliyet işlevsel bir devlete elverişli değildir derken” haklı tabi. Ama bazı tespitler yaptıktan sonra, çıkar yolu da tespit etmek gerekir.
70’ten beri izlenen politika çıkmaza neden oldu ve Kıbrıs sorununa pek çok çarpıtmalar ve işlevsel olmayan öngörüler yükledi. İstenen, resmen tartışılan kötü bir çözümün tartışılmaması değil. İstenen onun kadar kötü, ama resmi olmayan bir şekilde tartışılan bir konfederasyon veya iki devlet çözümünün tartışılmaması da değil. İstenen işgalin yarattığı verilerin resmileşmesi değil ortadan kalkmasıdır.
Teodoros Teodoru, Alitia gazetesi, 23. Ocak 2019 “Ala kart yurttaşlarımızla ortak bir gelecek…
Son zamanlarda Kıbrıs sorununa ilişkin onca deli saçması onca belirsizlik onca parlak ve yeni fikirler dinlemiş olabiliriz ama en azından kazandığımız bir şey de oldu. “Her şerde bir hayır vardır” derler ya! Anayasal konularda çok şey öğrendik, genel olarak bilgilerimizi ve sözcük dağarcığımızı zenginleştirdik. Desantralize ve gevşek federasyonun, sütten kesilmenin, göbek bağının ne olduğunu öğrendik. Mecazi anlamda…
“Bizi kaygılandıran şeyler var. Sadece ekonomi alanında değil, eğitim alanında, yurttaşlarımızın gündelik yaşamında…” diyordu Dışişleri Bakanı Nikos Hristodulidis. Ve şöyle devam ediyordu: İşte bu yüzdendir ki Kıbrıs sorununda kısa zamanda bir çözüme ulaşmak istiyoruz. Öyle ki K/Türk yurttaşlarımızla birlikte ortak geleceğimizi planlayalım…” Nikos Hristodulidis bu açıklamayı, “Türkiye’nin Kıbrıs Türk toplumunu hâkimiyeti altına almaya çalışmasından Lefkoşa ne denli kaygı duyuyor” şeklindeki bir soruya cevaben yapmıştı bu açıklamayı.
Gerçi Dışişleri Bakanı bundan önce de açıklamalarıyla Kıbrıslı Türkilerin Türkiye’ye bağımlılıklarından kurtulması, sütten kesilmesi, göbek bağını koparması gerekliliğine dair benzeri mesajlar göndermişti. Hatta bunun bir çözüm durumunda zorunlu olduğunu da açıkça netleştirmişti. O zamanlar henüz/ bugün Türkiye’nin hâkimiyetinden kurtulmakla özdeş olan, kurulacak devletin işlevselliğine dair yeni fikir henüz gündemde yoktu tabi. Dışişleri Bakanı “Bu bizim tezlerimizi güçlendiriyor aynı zamanda” dedi. “Çözümün, dış müdahalelere izin vermeyecek bir işlevselliğe sahip olması gerekliliğine dair tezimizi güçlendiriyor”.
Elbette ki ideal olurdu. Kıbrıslı Türklerin ana vatanlarına bağımlı olmayacağı ortak bir federal devletin kurulması, son zamanlarda dediğimiz gibi normal bir devlet olmamız ideal olurdu. Ama gel gör ki, bağımlılık bir moda değil ki değişsin, bir gecede ortadan kalksın! Biz, Kıbrıslı Türkleri izole edersek mecburen anlaşma yapmak zorunda kalacaklar düşüncesiyle, kendimizden emin, umarsızca ıslık çalarken Kıbrıslı Türklerin Türkiye bağımlılığı güçlendi ve köklendi. Kıbrıslı Türkler Türkiye’ye bağımlı olmayı kendileri seçmedi. Biz Akritas Planıyla olsun,/ 13 noktayla olsun,/ 2004’te ortak bir geleceğe kocaman bir HAYIR derken olsun/ ya da şimdi Dışişleri Bakanımızın çağrısıyla olsun/ tırnak içinde ortak geleceğimizi hazırlarken Türkiye’ye bağımlılık Kıbrıslı Türklerin tek seçeneğiydi. Reddedici politikanın babası Tasos Papadopulos bile Kıbrıslı Türklere ikinci sınıf vatandaş muamelesi yapıldığını kabul etmişti. Tasos Papadopulos 74’ten bir yıl sonra Thames TV’nin “Kıbrıslı Türklerin ikinci sınıf vatandaş olduğunun farkında mısınız?” sorusuna cevap verirken “Evet. Size katılıyorum” demişti, “K/Rum yönetiminin en büyük başarısızlığı, Kıbrıslı Türklere Kıbrıs’ın elde etmekte olduğu refahtan daha büyük bir pay vermemesiydi. Bunun yapılmış bir hata olduğuna inanıyorum. Yurttaşlar da bir yanlış anlama içindeydi. Bu başarısızlığın bedeli çok ağır oldu. Umarım bundan bir ders almışızdır”. Dürüst ve aynı zamanda da trajik bir kabullenişti bu, zira bugüne kadar büyük bedel ödemeye devam ediyorsak da ne yazık ki bundan hiçbir ders almadık. Bir yandan çeşitli katakullilerle Kıbrıslı Türklerin siyasi eşitliğini yok saymaya çalışıyor, bir yandan da Kıbrıs Türk toplumunun Türkiye’ye bağımlı olmaktan çıkmasını istiyoruz. Kendi sorumluluklarımızı görmezlikten gelerek. Özünde istediğimiz şey Kıbrıslı Türklerin Türkiye’yle göbek bağını kesmesi ve bize bağlanmasıdır. Tıpkı 1963-1964’te olduğu gibi. Hatırlarsınız en temel ihtiyaçlarını, su ve elektrik ihtiyaçlarını dahi, gidermez olmuştuk.
Tabi ki sorumluluklar çok büyük ve bunu yükü her iki tarafın da sırtında. 74’teki Türk işgali bu yükün doruğunu oluşturuyor ve bu suçun yerini hiçbir şey tutamaz.
Dışişleri Bakanı, yurttaşlarımız Kıbrıslı Türklerle ortak gelecekten söz ediyor. En azından inandırıcı olmak istiyorsa, ortak geçmişten de söz etmeyi unutmamalı. Büyük sözler bizim tarafın kulaklarına gayet güzel geliyor ve söyleyenlerin de siyasi yükselişine katkı yapıyor. Ama unutmayın ki bütün bu söylenenlerin öteki tarafın kulaklarına nasıl yansıdığını görmenin zamanı geldi de geçiyor bile. “Bütün bu büyük sözler ve sloganlar “alakart yurttaşlarımız”ın kulaklarına içi boş sloganlar, popülist yaklaşımlar ve yerine getirilmeyecek vaatler gibi yansıyor.
Marina Kumasta, Politis, 23 Ocak Çarşamba "Okullarda Uyuşturucu"
Okullarda uyuşturucu var mı? Soruyu herhangi bir yetkiliye soracak olsanız kem küm yapar kesin. Ve yine kesin, Kıbrıs’ta uyuşturucu kullanımının AB ülkelerindekinden daha düşük olduğunu gösteren istatistik verilere başvurarak konunun yarattığı endişeleri atlatmaya çalışır. Veya durumun kontrol altında olduğunu, sorunun boyutlarının gösterilmek istendiği kadar büyük olmadığını ya da medyanın kendine yarar sağlamak için konuyu şişirdiğini söyler.
Peki bir kaç gün önce gazetelerde yer alan haber de mi şişirilmişti? Haberde plakasız bir arabanın Baf kentindeki bir okulun park yerinde dolaşırken uyuşturucuyla yakalandığı haberi de mi şişirilmişti?
Uyuşturucu satıcısı ve tacirlerinin okullara girebilmesi ve öğrencilere uyuşturucu satabilmesi, öyle görünüyor ki birileri için pek öyle dudak uçuklatacak bir olay değil. Dedik ya, istatistik verilere göre bu bakımdan oldukça iyi bir düzeydeyiz. Yetkililerin telaşlanması için ne olması gerekiyor sahi?
Okullarımızın sorma gir hanı olduğunu öğretmenlerimiz defalarca söylemiştir bugüne kadar. OELMEK Sendikası Eğitim Bakanlığına uyuşturucu dolaşımını şikayet etmiş ve buna karşı önlem alınmasını beklemiştir. Ama bu büyük soruna karşı önlem alındığının açıklanacağına, bunun karşısında sessiz kalmakla cevap verilmiştir hep bugüne kadar. Panik yaratılmaması içinmiş… Sanki toplum okullarda uyuşturucu dolaştığını bilmezmiş gibi. Toplum, öğrencilerin dahi uyuşturucu satıcılığı yapıp/ öğrenci arkadaşlarına bağımlılık yaratan maddeler sattığını bilmezmiş gibi.
Reşit olmayan çocukların uyuşturucu kullanmasının nedenleri çok daha derin aslına bakarsanız. Rakamlara ve verilere başvurarak ya da gereksiz yere panik yaratmamak bahanesiyle sorunu saklamaya çalışmak sorunu çözmez. Kalıcılaştırır. Birbirimizin gözünü boyamaya çalışmak yarar sağlamaz. Hassas öğrencilerin tespit edilmesi ve bir programa alınması çok mu zor bir iş ki?
Son Güncelleme: 05 Şubat 2021 - 13:35
https://tr.news.rik.cy/tr/article/2019/1/30/290119kibrisli-rum-kose-yazarlarindan/